SONSUZLUĞA SESLENİŞ

Ana sayfa » SONSUZLUĞA SESLENİŞ

SONSUZLUĞA SESLENİŞ

cole_inen_nur

(Çöle ve Bütün Zaman ve Mekana)

Peygamberin Kitabından
HAKİKAT VE EBEDÎ YENİLİK
«— Yarabbi, eşyanın hakikatini bana olduğu gibi göster.»
«— Hikmet mü’minin kaybolmuş malıdır, nerede bulsa alır.»
«— Bir günü öbürüne es geçen aldanmıştır.»

TOPLULUK VE BİRLİK
«— Allah’ın eli topluluk üstünedir.»
«— Mü’minler birbirine dayanan binalar…»
«— Allah’ın en sevdiği sofra, üstünde çok el bulunan…»

AHLÂK VE İYİ – KÖTÜ
«— Allah’ım, beni iyi ahlâka eriştir. Ona senden başkası hidayet edemez.»
«— İlim adına, Allah’tan korkmak, cahil adına da nefsiyle böbürlenmek yeter.»
«— Mü’minin üstün olanı, ahlâkça üstün olan…»
«— İhlâs sahipleri büyük tehlikede…»
«— Meddahların (Dalkavukların) yüzüne toprak saçınız!»
«— Ayrılık yapanlar bizden değildir.»
«— Zulüm isleyenler bizden değildir.»
«— Tatlı dil sadakadır.»
«— Hasislikten beter illet yoktur.»
«— Kıskançlık, ateşin odunu kemirmesi gibi iyilikleri yer.»
«— Halktan utanmayan Hak’tan utanmaz.»
«— Borç dinde lekedir.»
«— Misafir sevmeyende hayır olmaz.»
«— Kendini alçaltanı Allah yükseltir.»
«— Nedamet tövbedir.»
«— Tövbe eden günah işlememiş gibidir.»
«— Affeden affedilir. »
«— Sabır zaferdir.»
«— Sabır ilk darbenin basındadır.»

DEVLET VE CEMİYET
«— Bulunduğunuz hale göre idare edilirsiniz.»
«— Hepiniz çobansınız ve hepiniz’ sürünüzden mesulsünüz.»
«— İdaresi altındakilerin içine casuslar salan devlet büyüğü, halkı fesada uğratır.»
«— Emîrin hediye alması felâket ve hâkimin rüşvet kabul etmesi küfür…»
«— Allah’ın en sevdiği cihad, zâlim emîre söylenen Hak kelimesi…»
«— Erkeklerin ölümü, kadınlara baş eğilince başlar.»
«— Halkın en şerlisi, halk içinde şerli âlim…»
«— Rüşvet alan da, veren de ateşte…»
«— İşler ehil olmayanlara verilmeye başladı mı, kıyamet saatini beklemek lâzım…»
«— Bir gün gelecektir ki, din ve imanda sabır göstermek, avuç içinde korlu ateş tutmaya dönecek…»

HİKMET VE USUL
«— Hikmetin, başı Allah korkusudur.»
«— Allah’a inandım de ve dosdoğru istikamet al.»
«—Ahmaktan kaçınız!»
«— İnsanlarla, akıllarına göre konuşunuz!»
«— İlmi, kitapla bağlayınız!»
«— Büyüklerle oturunuz, âlimlerden sorunuz, hikmet sahipleriyle düşüp kalkınız!»
«— Akılla rızıklanan kurtuldu.»
«— Evleniniz, çoğalınız; ben kıyamet gününde ümmetimin çokluğu ile iftihar ederim.»
«— Seyahat edin; sıhhat bulur, rızık bulursunuz!»
«— Yabancı kavmi taklit, ondan olmaktır!»
«— Fetvayı müftüler verse de sen onu kalbine sor!»
«— Allah, surete ve mala bakmaz, kalbe ve ise bakar.»
«— Ölümü temenni etmeyiniz!»
«— Hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünyaya, yarın ölecekmiş gibi âhirete çalısınız!»
«— Allah’ın en sevdiği iş, az da olsa devamlısı…»
«— Mü’min gayretlidir; Allah ise en gayretli…»
«— Din öğüttür.»

İKTİSAT, TİCARET, İS, TESEBBÜS
«— İktisat eden muhtaç olmaz!»
«— Kanaat, tükenmez hazine…»
«— Korkak tacir, mahrum; cesur tacir, merzuk…»
«— Sabah uykusu rızka engeldir.»
«— Ahde vefa imandan…»
«— Allah diyor ki, ben iki ortak arasında üçüncüyüm. İşe hiyanet girdi mi, ben aradan çıkarım!»
«— Sadık ve emin tacir, nebiler, sıddiklar ve şehidlerle birlikte…»
«— Müslümanlar, şartları üstündedir.»

HAK VE ADALET
«— Komsusu açken karnını doyuran mü’min değil…»
«— Allah diyor ki, ben size iki zayıfın hakkını haram ettim: Öksüz ve kadın…»
«— Cennet annelerin ayağı altında…»
«— Zayıfın, kuvvetlisinden hakkını alamadığı cemiyeti Allah takdis etmez.»
«— Nefsin için sevdiğini halk için de sev!»
«— Nâsın hayırlısı, nâsa faydalı olan…»

NEFS VE ÇİLE
«— Mücahit, Allah için nefsiyle savaşandır.»
«— Öfkede nefsini yenebilendir ki, kahramandır.»
«— Zengin, maliyle değil, nefsiyle gani (ihtiyaçsız) olabilen…»

ZEVK VE GÜZELLİK
«— Allah güzeldir ve güzelliği sever.»
«— İyiye ve doğruya ait bir şey isteyeceğiniz zaman güzellerden isteyiniz.»
«— Kadınlar erkeklerin dilimleridir.»
«— Kul sevdiğiyledir.»
«— Mescitlerinizi sade, şehirlerinizi de şerefli bina ediniz!..»
«— Harabelerde oturmayın; böyle yerlerde oturanların kabirde oturanlardan farkı olmaz.»
«— Güzellik, erkeğin lisanındadır.»
«— Ruhlar, karşılıklı askerler… Bir olanla anlaşır, zıd olanla çatısır.»

LÜTUF VE RAHMET
«— Allah, rahmetim gazabımı geçti dedi.»
«— Allah diyor ki, ben kulumun zannı gibiyim; dilediği kadar zannedebilir.» (Umabilir, isteyebilir.)

SAYILAR BOYUNCA
Her birinde namütenahilik, bu hikmetler, sayılar boyunca gider. Şimdi kâinata lütuf ve rahmet olarak gönderilen O’ndan bir hadisin mânasını verelim de bakalım. O’na esir olmaktan büyük hürriyet ve hakikat kabul edecek misiniz:
«— Benden size bir hadîs nakledilir de o hadîs içinizi açarsa, ruhunuza sevk verirse benimdir; içinizi kapar ve ruhunuzu sıkarsa benim değildir.»

Veda Haccı
O DEM Kİ
Sûre meali:
«— O dem ki, Allah’ın nusretiyle fetih gerçekleşir… Sen de insanların dalga dalga Allah’ın dinine girdiğini görürsün .. Rabbini tenzih ve O’na hamd et… O’ndan mağfiret dile… O, tövbeleri kabul edicidir.»

Mekke fethinden ve İslâm dâvasının düzlüğe çıkısından sonra nazil olan «Nasr Sûresi» bir azîm, hikmet ve delalet getirmistir: Cam gibi mücellâ ve pürüzsüz bir düzlük üstünde bütün fetihleriyle yükselen İslâm… İnsanlar dalga dalga, Allah dininin kapısına doğru akıyor… Suriye’den kıvrılıp Hicaz istikametine sapan «Gözyaşı Vadisi»nden geçen ve Yemen’e doğru inen yollar ve bunların dal dal şubeleri üzerinde en ulvî tenzih sivesiyle Allah demiyen kimse kalmamıs… Son döküntüler, bas kaldırmalar, mukavemetler de yerle bir… Peygamber Beldesi yönünde insanları arkalarından iten büyük rüzgâr… Allah, bu hale karsı. Resulüne:
— Artık bütün isin beni tenzih etmek, bana hamdetmek, benden mağrifet dilemektir. Ben tövbeleri kabul ediciyim… Demekte…
Bu ihtarda, Allah Resulünün, vazifesini tamamladığına dair gizli bir işaret mi var yoksa?.. Her kemalde zeval, her tamamda noksan belirir. Bu işaret, artık dönüs ve gidis saatinin hazin hazin çalmaya basladığını gösterir. Muazzam Peygamberlik vazifesinin kemal ifadesi ise zeval rengine bulanmayacağına göre, Allah’ın onu tamamlayısından, tamam edisinden, o isin artık tam olusundan ne mâna çıkarılabilir? Olsa olsa, o azîm is sahibinin, artık bu dünyada isi kalmadığı mânası…
— Tamamladın; insanoğlunun en üstün basarısını tamamladın! Artık durma! Sonsuzluğa kavus!

Hazret-i Ömer, arkadaslarına «Nasr Sûresi»nden ne anladıklarını sordu. Herkes ayrı bir mâna açtı. O zamanlar henüz çocuk olduğu için fikir yürütmekten çekinen İbn-i Abbas, kendisine de sorulunca dedi:

— Bana kalırsa bu Sûre, Allah Resulünün dünyadan ayrılmak üzere olduğunu hissettiriyor. Mağfiret niyazına emir bunu gösterir. İbn-i Abbas, dudaklarında «Nas Sûresi», kuytularda ağlıyor.

Allah’ın Resulü geldiler:
— Niçin ağlıyorsun, ey amcamın oğlu?
— Bu sûrede, sizin fâni âleme veda saatinizin yaklaştığından bir işaret gördüm.
— Evet, gördüğün gibi…

İşareti bütün hikmetiyle en derin gören ve anlayan, Kâinatın Efendisi… Onuncu yılın belli başlı gününde yerine getirilmek üzere, hac kararını veriyorlar.

HAC
Haber her tarafı çalkaladı:
— Allah’ın Resulü bu sene haccedecek…
Allah’ın Resulüne katılacaklar dalga dalga, Medine yollarında…
«— O dem ki, insanlar, dalga dalga…»
Yıkandılar, ihrama girdiler ve öğle namazından sonra Medine’den hareket ettiler. Allah’ın Resulü, Kabe Hareminin sınırı olan «Zülhuleyfe» ye geceleyin vardılar. Geceyi orada geçirdiler, sabahı orada tekrar yıkandılar, dirayet ve zerafet timsali Hazret-i Âyise’nin elleriyle kokulandılar. İki rekât namaz kıldılar, ihrama girdiler ve Kusvâ isimli develerine binip ilerlediler.

Hitap:
«— Lebbeyk, Allah’ım, lebbeyk!.. Serikin yoktur Allah’ım, lebbeyk! Hamd sana, nimet senin, mülk senin… Seriksizlik sana mahsus…»

Etraflarında, yüz bine yakın sahabîler halkası… Bütün dünya ayağa kalkmıs gibi… Hazret-i Ali de Yemen dönüsü Mekke’ye gelip sahabîlere katıldı. Her taraftan akan akana… Allah’ın Resulü:
«— Lebbeyk!»
Dedikçe her göğüsten aynı nida fışkırıyor ve bütün feza, Allah’a yükselen bu sesin ağı içinde sımsıkı zaptedildiğini hissediyor:
«— Lebbeyk, lebbeyk!»
Câbir Hazretleri:
«— O ân gözlerimi kaldırıp yokus yukarı bakınca kendimi uçsuz bucaksız bir insan ormanında sandım.»
Hani dört kişiydiler, sonra kırk oldular; derken?.. Medine’yle Mekke arasında bir ay süren yolculuktan sonra, Zilhiccenin dördüncü günü, Benî Şeybe kapısından Mukaddes Belde’ye girdiler. Yollarda Haşimoğullarının gençleri, çocukları, çılgın bir sevinç içinde gidip geliyor, zıplayıp oynuyor. Allah’ın Resulü, çocukları devesine alıyor, kimini önüne, kimini arkasına bindiriyor. Kabe uzaktan görününce:

«— Yarabbi, şan ve şeref senin Evinindir.»
Buyurdular ve Kabe’yi tavaf ettiler.
Mukaddes dudaklarında:
«— İbrahim’in makamını salât yeri edinenler…»
Mealindeki âyet…
Ve Kabe’ye bakıp dediler:
«— Allah’tan başka ilâh yok… Bir ve seriksiz… Mülk O’nun, hamd O’na… Yasatan O, öldüren O, her seye kaadir olan O… Allah’tan başka ilâh yok… Vaadini yerine getirdi, kuluna yardım etti, küfür hiziplerini bozguna uğrattı.»
Hac merasimini bütün hususiyetleriyle yerine getirdiler, ölçülendirdiler, esaslandırdılar.
Arafat’ta durdular:
«— Burada, babanız İbrahim’in size miras bıraktığı yerde durunuz!»
Emrini verdiler. Orada bir gölgelikte dinlendiler. Zeval vakti develeri Kusvâ’ya binip Arafat meydanına ilerlediler. Ve orada, develerinin sırtından, yüz bin müslümana, büyük hutbelerini irad ettiler.

Sonsuzluğa Sesleniş
BÜYÜK HUTBE
Büyük… Bu sıfattan basım dertte… Hangi büyük?.. İç içe namütenahi büyük ve sonra her büyüğü çemberine alan en büyük, mutlak büyüklük dairesi… Allah en büyük… Fakat insan ve idrâk ne küçük!.. Ne büyükken ne küçük! Bir kovaya göre umman, ancak onu taşıracak kadar büyük… Gerisi, kovanın etrafından akıp gidecek olduktan sonra…

Allah Resulünün Veda Haccındaki hutbesini, «Büyük» mefhumunun en erisilmezine mahsus bir haşyet telâkkisi içinde dinlemek lâzım… Tam sırası, tertibi, ânı ânına akısı malûm olmayan büyük hutbe, İslâm hikmet ve ahlâkının, kaidesi yerde ve zirvesi Arşta bir âbidesi; Allah dininin bütün bir muhasebesi, hulâsası ve son çerçevelendirilişi… Kelâm, bu hutbede, ebediyeti tarayan hikmet projektörünün nihaî uzanışını kaydeder. Tek izahsız, tefsirsiz, parça parça dinleyiniz ve sonra kalbinizle yalnız kalınız!

Kusvâ isimli devesinde O… Etraflarında yüz binlik sıkışık halka… Hitap ediyorlar… Bütün nazarlar O’nda… Kulaklar ebediyeti süzen birer huni… Her yüz adımda bir sahabî sözleri tekrarlıyor.

Hitap:
«— Küfür ve cahiliyet çağına ait her şeyi çiğniyorum!»

Hitap:
«— Ne Arab’ın Acem’e, ne Acem’in Arab’a üstünlüğü var… Bunların hepsi insanoğlu… İnsan ise topraktan…»

Hitap:
«— Her müslüman, öbürünün kardeşidir.»

Hitap:
«— Kölelere de yediğimizden yedirmeli, giydiğimizden giydirmeliyiz.»

Hitap:
«— Cahiliyete ait kan dâvaları kökünden kaldırılmıştır. İlk kaldırılan, Haris oğlunun davasıdır…»

Peygamberin amca oğluna ait kan dâvası…

Hitap:
«— Cahiliyete ait ribâ, faizcilik kaldırılmıştır. İlk kaldırılan Abdülmuttalib oğlu Abbas’ın ribâsı ..»

Peygamberin amcasına ait faiz…

Hitap:
«— Kadın bahsinde Allah’tan korkun!. Sizin onlar üzerinde hakkını^ var, onlann da sizin üstünde haklan…»

Hitap:
«— Artık kanlarınız ve mallarınız birbirinize haramdır. Bugün nasıl muhterem bir günse, bu ay nasıl muhterem bir aysa, bu belde nasıl muhterem bir beldeyse öyle…»

Hitap:
«— Size, sımsıkı sarıldıkça asla delâlete düşmeyeceğiniz Allah’ın kitabını bırakıyorum!.»

Hitap:
«— Allah her hakkı sahibine verdi. Vârisler için, ayrıca öğüde lüzum yok.»

Hitap:
«— Çocuk kimin yatağında doğmuşsa, onundur. Zânilerin hakkı tastır. Bunların hesabını Allah görecektir.»

Hitap:
«— Kadının kocasının malından, izinsiz başkalanna bir sey vermesi doğru değildir. Borç, eda olunur. Ariyeî alman geri verilir. Hediye, hediyeye karsılık görür. Başkasına tekeffül olan, kefaletinin sorumluluğunu üzerine alır.»

Hitap:
«— Ey insanlar! Mübalâğa ve ifrattan sakının! Sizden evvelkilerin helak olmalarına, ifratları ve hududu tasırmaları sebep ordu.»

Hitap:
«— Hac usulünü de benden öğreniniz!.. Bilmiyorum bundan böyle bir daha hac edebilir miyim?»

Hitap:
«—Sizi irsad edecek insan kesik burunlu bir zenci de olsa ona itaat ediniz!»

Ve hitap:
«— İşte zaman, devrini tekrarlıya tekrarlıya, Allah’ın yeri ve göğü yarattığı ilk ândaki çıkış noktasına döndü.»

Âlemde hiçbir kelâm, bu irtifaa çıkmadı ve hiçbir dekor, gerisinde, «artık zaman bitmistir!» der gibi topyekûn zaman ve mekân günesinin guruba hazırlandığı Arafat meydanındaki sahne kadar çarpıcı olmadı. İslâmın bizzat ruh ve hikmetini getiren Ezellerin ve Ebedlerin Resulü, o ruh ve hikmete bağlı muazzam ideolocya ağının da örgü esasını, (senfonik) çizgilerle, namütenahi gözyaşı buhranından geçmiş kelimeler içinden veriyordu. İşte, varılmaz olan, o eda, verilemez olan da bu!..

EN ACIKLI ÂN
Gözlerini saflar üzerinde gezdirip sordular:
«— Sîze benden sual edecekler: Ne diyeceksiniz?»
— Allah’ın emirlerini bildirdi; risâlet vazifesini yaptı diyeceğiz.
Mukaddes gözleri semaya doğru kaydı. Sağ ellerinin sehadet parmağını üç kere kaldırıp indirdiler:
«— Şahit ol Yarab, Şahit ol Yarab, Şahit ol Yarab!»

Birdenbire Allah’ın Sevgilisinde İlâhî rase… Omuzlarında bütün derinliğiyle gök, alınlarında yıldız yıldız ter… Vahiy gelmiştir. Âyet meali:
«— Bugün dininizi ikmal ettim. Verdiğim nimeti tamamladım ve din olarak İslâmdan razı oldum.»

Hazret-i Ebu Bekr, âyeti duyar duymaz her şeyi anladı. Gözler Kurtarıcılar Kurtarıcısında, bütün dünya, hayatının en acıklı demini yasıyor. Tamamlanan nimetin mânasını derinden derine sezdi ve kemale eren oluşun arkasından gelecek hâdiseyi gördü:
Allah, pek yakında, Sevgilisini ebediyet âlemine davet edecektir. Ve ağladı. İkindi zamanı zeval güneşinin; kaydığı ufukların önünde yüz bin kurtulmuş ve kurtarıcılık vazifesini üzerine almış insan… Bilâl gür ve yanık sesiyle ezan okudu; ve öğleyle ikindi namazları, orada ve bir arada kılındı.

Akşam, Zeyd’in oğlu Usame’yi develerinin sırtına almış, Arafat’tan iniyorlar. Müslümanlar, heyecan içinde, kaynar su gibi fıkırdıyor. Allah’ın Sevgilisi, yavaş yavaş ilerliyorlar ve etrafa:

«— Sükûnet bulun, diyorlar; ey insanlar, sükûnet bulun.»

AVDET
Ertesi sabah, amcalarının oğlu ile, develerine binip (Müzdelife) den hareket ettiler. Aynı insan akını dalga dalga eteklerinde… Soran sorana, karşılık alan alana…
Buyurdular:
«— Şeytan artık bu şehirde insanları kendisine tapındırmak ümidini kaybetti. Fakat ufak tefek işlerde sizi kendisine uydurmaya çalışacaktır.»

Buyurdular:
«— Rabbinize ibadet ediniz, beş vakit namazınızı lalınız, oruç ayını bırakmayınız, emirlere uyunuz, Cennet sizindir.»
Buyurdular:
«—Bildirdim mi?»
— Evet ey Allah’ın Resulü…
Gözleri yükseklere döndü:
«— Şahit ol, Yarab!»
Ve sonra halka baktılar:
«— Burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin…»

Kurbanlar kesildi. Saçlarından bir kısmını kestirip yakınlarına dağıttılar. Zemzem’den su içtiler. Adım Basında hutbe ve nasihat… Mekke’de dokuz gün kaldıktan sonra yola çıktılar.
Yolda sahabîlerini çevreleyip:

«— Ben sadece bir insanım; dediler; yakında Allah’ın Meleği gelecek, beni davet edecek. Ben de gideceğim… Size iki sey bırakıyorum: Biri Allah’ın Kitabı… Nur ve hidayet onda… Öbürü de evimin mensupları… Onları koruyunuz ve her işte daima Allah’ı hatırlayınız!»

Güneş doğarken Medine’ye giriyorlar. Tekbir getiriyorlar Allah’ı zikir, tenzih ve O’na hamd ediyorlar ve sözlerini tamamlıyorlar.

«— Dönüyoruz… Tövbe ettik, ibadet ettik, secde ettik, şükrettik… Allah vaadini yerine getirdi, kuluna yardım etti, küfür hiziplerini bozguna uğrattı.»

Güneş doğarken Peygamber Beldesine giriyorlar.

By |2018-06-28T22:27:32+00:00Salı, Temmuz 14, 2015|Genel|

About the Author:

Siz de fikrinizi belirtin