BÜTÜN KAPILAR KAPANSIN, YALNIZ…

Ana sayfa » BÜTÜN KAPILAR KAPANSIN, YALNIZ…

BÜTÜN KAPILAR KAPANSIN, YALNIZ…

cole_inen_nur

(Çöle ve Bütün Zaman ve Mekana)

Bütün kapılar kapansın
EMİR
Allah’ın verdiği emir üzerindeler… Gece gündüz, teşbih, tenzih, istiğfar… Mâriye’den doğan erkek çocukları İbrahim öldü; ve Derin ve İnce Fâtrma’dan başka hayatta evlâtları kalmadı. Her sene Ramazan ayında itikâflar on gün, o sene yirmi gün… Her Ramazan ayında Kur’ân’ı Allah’ın Resulüne tekrar ettiren Cebrail, bu defa vazifelerini üst üste iki kere yerine getirdi. İki kere dikkatten geçirilen ve sımsıkı perçinlenen Kur’ân…

Arada Yemâme ve Yemen taraflarında iki sahte peygamber; bunların çıkardığı ihtilâl ve verilen tedip emirleri… Bunların, Ebu Bekr devrinde köküne kibrit suyu dökülecektir. Uhud şehitlerinin mezarlarını ziyaret ettiler. Onlarla ölmüşken ölmeyenlerle, hayattakiler tarzında hâlleştiler. Peşinden Müslümanlara hitab ettiler:

— Ben sizin önünüzden giden fert (Kafilenin önünden gidip su isini nizamlayan insan) yerindeyim. Buluşma noktamız Kevser Havuzu… Ben simdi buradan, bu noktadan Havuzu görüyorum… Bana dünya hazinelerinin anahtarları verildi. Benden sonra şirke sapacağınızdan korkmuyorum. Korktuğum o ki, sizden evvelkiler gibi dünyayı sevip birbirinizi kırmayasınız…»

Sahabiler seziyor ki, doğup batan günesin hiç değişmeyen ışığında gizli bir şey soluyor. Tesbih:
«—Allah’ım; seni tesbih ederim. Sana hamdederim, sana tövbe ederim.»

Zevcelerinden Ümmü Seleme Hazretleri, Allah Resulünün son devrede yalnız, tesbih, tenzih, hamd ve tövbeyle mesgul olduklarını söylüyor:
«— Dururken, yürürken, otururken, kalkarken, giderken, gelirken hep aynı iş…»

Rum illerine Sam’ın Belka taraflarına bir ordu tertiplemek emri verilmiştir. Kumandaya da şehit babanın aynı sahada intikamını almaya memur, delikanlı oğlu Üsame lâyık…
«— Babanın şehit olduğu yere git ve düşmanı atlarınıza çiğnet!»

Ebu Bekr, Ömer, Sait ve Ebu Übeyde gibi büyükler hep sefere memur… Rebiülevvel ayına bir veya on bir gün kala verilen bu emir, Peygamberler Peygamberinin rahatsızlıkları içinde; rahatsızlıklarının başlangıcı içinde… Daimî tesbih, tenzih, istiğfar…

Onbirinci Yıl Safer ayının üçüncü çarşambasında gece Baki mezarlığına gidip oradan Meymune Hazretlerinin evine döndüler. Hafif bir kırıklık ve bas ağrısı… Allah’ın Resulü, rahatsızlıklarının ilk beş gününü, yâni çarşambadan pazartesine kadar birinci safhasını Hazreti Âyişe’den başka muhtelif zevcelerinin yanında geçirdiler. Pazartesi günü, kendilerini öbür pazartesiye kadar takip edecek olan rahatsızlıkları derinleşince, zaten günü gelen Hazret-i Âyişe’nin hücresine çekilmek üzere zevcelerinden izin istediler. Hazret-i Ali ile Hazret-i Abbas kollarına girdi: Allah’ın Sevgilisini, sevgili zevceleri Âyişe’nin hücresine götürdüler. Sahabîler, doğup batan günesin rengini büsbütün uçuk görüyor.

BÜTÜN KAPILAR KAPANSIN, YALNIZ…
Üzerlerinde ağır bir halsizlik, yine en yakınlarından iki sahabînin kolunda. Mescide geldiler, minbere çıktılar:
«Allah, kullarından birini, dünya ile kendi yakınlığı arasında serbest bıraktı; kul da Allah’ı seçti.»
Ebu Bekr ağlıyor:
— Anam, babam, her şeyim sana feda olsun, ey Allah’ın Resulü…
Sahabîler haşyet ve dehsetle birbirine bakısırken, Allah’ın Sevgilisi devam ettiler:
«— Sohbetiyle, sevgisiyle, malıyla, canıyla bana insanlar içinde en büyük yardımcı Ebu Bekr oldu. Eğer dünyadan bir dost seçmek gerekseydi, Ebu Bekr’den başkasını bulamazdım. Fakat onunla aramdaki, sadece İslâm kardesliğidir.»
Ve heybetler içinde ilâve buyurdular:
«— Bugünden sonra Mescide açılan kapıların hepsi kapansın, yalnız Ebu Bekr’inki açık kalsın!»

Son emanet de Ebu Bekr’e verilmis oluyordu.

«— Ey nâs! Kimin arkasına vurdumsa, iste arkam, gelip vursun! Kimin benden alacağı varsa işte malım, gelip alsın!»
Öğle namazı kılındıktan sonra yine minbere çıkıp aynı sözü tekrarladılar:
«— İşte arkam, iste malım.»

Üç dirhem alacak iddia eden biri çıktı. Hemen ödediler. Arap Yarımadasında tek müşrik bırakılmamasını ve elçilere saygı gösterilmesini emir buyurdular.
«—Allah’a ısmarladık…»
Ve Hazret-i Âyişe’nin hücresine döndüler.

Şehid Peygamber
HALLER
Baş ağrısı ve yüksek ateş… Ateşleri o kadar yükseliyor ki, bir leğenin içine oturup baslarından yedi güğüm dolusu su döktürüyorlar. Soğuk su banyolarıyla ancak bir müddet rahat edebiliyorlar. Üzerlerindeki havluya elini değdiren:
— Ey Allah’ın Resulü, ne garip, ne yüksek hararetin var…
Diyor ve şu karşılığı alıyor:
«— Biz böyleyiz. Bizim üzerimizde belâ şiddetli olur. Ecrimiz de ona göre…»
Hadîs meali:
«— Belânın en büyüğü nebilere, sonra velîlere, daha sonra derece derece Allah’a yakın olanlara isabet eder.»
Yanı başlarında bir kap su… Hararetten kavrulan mübarek ellerini ikide bir suya sokuyorlar ve yüzlerini siliyorlar. Mukaddes dudakları kıpırdıyor:
«— Allah’ım; ölüm ânında sekeratımı kolaylaştır.»

Buyuruyorlar:
«— Hayberde birkaç yıl evvel yediğim zehirli etin acısını, bütün yakıcılığiyle içimde duyuyorum. Acısından kalb damarım kopuyor.»
İbn-i Mesud:
«— Allah’ın Resulü, Hayber’de yediği zehirli etin tesiriyle şehid gitti.»

Sahabîler, sokakta, evde, bilhassa Mescidin etrafında, baş başa ve uçuk benizli… Sahabîler, iki büklüm düşünmekte… Hüngür hüngür ağlayanları da var. Ebu Bekr ve Abbas, Ensardan bir çocuğun ağlaştığını gördüler:
— Niçin ağlıyorsunuz?
— Allah Resulünün bizimle meclislerini düşünüyor ve ağlıyoruz.

YİNE MİNBERDE
Allah’ın Resulü, sahabîlerinin haberini alınca, biraz su dökünüp hafiflik hissettikten sonra kalktılar. İki yardımcının ortasında Mescide gittiler. Minberin ilk basamaklarındalâr… Başlarında bir tülbent…
Allah’a hamd ve tane tane hitap:
«— Ey insanlar, bana denildi ki, siz, Peygamberinizin öleceğinden korkuyormuşsunuz… Benden evvelkilerden biri kaldı mı ki, ben kalayım? Biliniz ki, ben Rabbime gidiyorum. Siz de O’na gideceksiniz.»

Hitap:
«— Sizi, muhacirlere hürmet göstermeye ve onları aziz tutmaya davet ederim.»

Hitap:
«—Sizden, Ensara riayet göstermenizi ve onları aziz tutmanızı isterim.»

Hitap:
«— Allah kimsenin acelesiyle acele etmez. Ona galip gelmek isteyen, mağlûp olur.»

Hitap:
«— Benimle Kevser Havuzunun başında buluşmak isteyen, elini ve dilini kötülükten sakınsın…»

Hitap:
«— Ey insanlar! Bilin ki, günah, Allah’ın nimetlerini döndürür. Doğru yolda olan halkın, idarecileri de doğru olur. İsyanda olanların idarecileri ise zulümde olur.»

Ve o güne kadar, her ezan sesinde yataklarından çıkıp namaz kıldıkları ve yine hücrelerine döndükleri Mescitten zahirî olan cismanî imamet vazifelerine bir daha avdet etmemek üzere çıktılar.

YATAKLARINDA
Emir:
«— Ebu Bekr’e haber verin namazı o kıldırsın!»
Âyişe yalvardı:
«— Babam çok rikkatli insan. Âyetleri okurken hıçkırıklar içinde kalıyor.»
«— Ebu Bekr’e haber verin namazı o kıldırsın!»
— Fakat ey Allah’ın Resulü…
Emir, aynen, üçüncü defa tekrar edildi.
Ebu Bekr, Peygamber Mescidinde imam mevkiinde.
Hazret-i Âyişe, baş uçlarında… Allah’ın Sevgilisine Kur’ân’ın tesirli sûrelerinden okuyup üflüyor ve Allah Resülünün ellerini alıp onlarla mübarek başını meshediyor. Tebessüm ediyorlar.
Hazret-i Âyişe:
«— Kardeşim Abdullah hizmete geldi. Allah’ın Resulü, göğsüme dayanmış, dinleniyordu.
Abdullah’ın elinde, taze bir misvak… Allah’ın Resulü misvake baktılar. Misvaki alıp yumuşattım ve kendilerine verdim. Dişlerini misvakladıler O güne dek, bu kadar güzel, bu kadar zarif diş oğduklarını hatırlamıyorum.»
Birdenbire hatırlarına geldi:
«— Hepsi yedi altınımız olacak… Sadaka edin!»

Ve bayıldılar. Ayılınca altınları isteyip fakirlere gönderdiler. En yakınları baş uçlarında, bütün Medine ağlıyor. Sık sık bayılıyorlar. Bu hali görenler, kendilerine göre bir hastalık teşhisi koydu ve iyi geleceğini sandıkları ilâcı Allah Resulünün ağzına döktüler. Baygınlıkları geçince ilâçtan o kadar tiksindiler ki, evde bulunup da «O ilâçtan bana vermeyin!» emrini dinlemeyen herkese ondan tattırdılar. Başları, Hazret-i Âyişe’nin göğsüne, dipsiz semaya bakıyorlar.

«Babana Sen Acı Bugün»
KALEM KIRTAS HADİSESİ
Bir aralık bir emir verdiler:
«— Benden sonra delâlete düşmemeniz için size bir şeyler yazdırayım…»

Ve kalem kırtas getirmesini istediler. Dalgın, yatıyorlar. Huzurlarında ev halkı ve büyüklerinden birkaç sahabî…

Bazıları fısıldadı:
— Allah’ın Resulü, rahatsızlıklarının tesiri altında… Bize Allah’ın Kitabı yeter… Ayrıca emre lüzum var mı?

Yine bazıları dedi:
— Muhakkak istediklerini yerine getirelim… Yazdırsınlar… Arzularının dışına çıkmıyalım… Bir hikmet vardır. Fısıltılar uzadı ve ânın nezaketi örselenir gibi oldu.
— Hiç değilse soralım, dediler, acaba emirlerini dalgınlık halinde mi verdiler?.
Baş uçlarına yaklaştılar.
«— Beni halime bırakınız. Şimdi bulunduğum mevki, beni çağırdığınız yerden daha hayırlı…»

İleride bu, Allah Resulünün istediğini yerine getirmemiş olmak meselesi büyütülecek, ve Peygamber Evinin mensuplarıyla başkaları arasında çekişmelere âlet edilecek…

Şu sözü:
«— Bize Allah’ın Kitabı yeter!»
Sözünü Hazret-i Ömer’e atfediyorlar. O anda Ömer’in ümmetçe takat getirilmiyecek bir emir çıkmasından çekindiğini söylüyorlar. Zira Peygamber emri hemen nasiar manzumesinin içine giriverecekti. Son dakikada Allah Resulünün susmalarını da Ömer’i tasdik mânasına alıyorlar. Yazdırmak istedikleri şey bir sır olarak kaldı. Esrar Allah’ın…

By |2018-06-28T22:27:31+00:00Çarşamba, Temmuz 15, 2015|Genel|

About the Author:

Siz de fikrinizi belirtin