iSLAM ve KILIÇ

Ana sayfa » iSLAM ve KILIÇ

iSLAM ve KILIÇ

cole_inen_nur

(Çöle ve Bütün Zaman ve Mekana)

islâm ve Kılıç
BİZZAT MERHAMET
İslâmın kılıcı bizzat merhamettir. Hastanın basında, ağlayan, çırpınan, dövünen, canını vermeye kadar türlü merhamet gösterileri yapan anne mi daha merhametlidir; yoksa elinde neşteri, sırtında beyaz gömleği, sert ve sağlam adımlarla onun bas ucuna gelip canını acıtan doktor mu? Gözyaşı mı daha merhametli, ilâç mı?

İslâmda merhamet o kadar üstündür ki, yüksele yüksele ismini ve tabiatını değiştirmiş, vazife olmuştur. Ebu Bekr Hazretleri bir gün Allah’a şöyle yalvardı; ve gökleri çatlatan bu yalvarış, Ebubekir kolundan gelen bütün velîlere sirayet etti, onların da ağzından döküldü:
«— Yarab; sen kâmil kudretsin; ne olsa yaparsın.. Kıyamet gününde benim vücudumu o kadar büyüt ki, cehennemini baştan başa ben doldurayım; başka hiç bir kuluna orada yer kalmasın.»
Söyleyin, sun’î merhamet rejisörleri; bundan daha çarpıcı bir merhamet sahnesi hayal edebilir misiniz? İşte İslâmda gizli olan merhamet budur; açık olan da acı, ilâç, kılıç…
Yunus Emre söylesin:
«— Zehirle pişmiş aşı yemeğe kim gelir?»
Amma sonu ebedî afiyet…

KININDAN ÇEKİLEN KILIÇ
Emir gelmiş, bünye olgunlaşmış ve kılıç kuşanılmış. İşte yavaş yavaş çekiliyor? İlk olarak, amcaları bahadır Hamza’yı, Hicretin yedinci ayında, Kureyş’in bir kervanı üzerine gönderdiler. Hamza’da beyaz bir sancak… Sahil boylarında taraflar birbirine rastladı. Kâfirler üç yüz kişi ve aralarında Ebu Cehl… Tam kapışacakları anda aralarına başka kabilelerden insanlar girdi ve cenk olmadı. Hicretin sekizinci ayında, Ubeyde bin Haris, altmış kişilik bir bölük ve beyaz sancakla, Ebu Süfyan ve kafilesi üzerine gönderildi. Yine kapışma olmadı. Sadece Saad bin Ebu Vakkas bir ok attı. İslâm saflarından vızlayarak çıkan ilk ok… Döndüler. Buraya kadar olanlar «Seriye» dedikleri küçük çete hareketleri… Beş neferden beş on misline ve biraz daha fazlasına kadar seriye… Asker çoğaldıkça topluluk ve cenk ismi değişiyor. Gazve ve nihayet gaza… Aralarındaki fark, hem kemmiyet; hem de keyfiyetle; hem sayı, hem de cenk sekliyle alâkalı…

BİZZAT BAŞTALAR
Sıra Veddân gazvesinde… Allah Resulünün bizzat basına geçtikleri ilk hareket… Hicretin on ikinci ayında, birinci yılı sonunda…
Maiyetlerinde altmış sahabî… Beyaz sancak Hamza’da… Medine’de islerin basında Sâad bin Ubâde’yi bıraktılar ve Damra oğulları üzerine yürüdüler. Cenk olmadı, anlaştılar. Bir daha Damra oğulları müslümanlara saldırmayacak ve büyük topluluklar halinde dolaşmayacaklar. Peşinden iki yüz askerlik bir hareket daha… Allah’ın Resulü basta… İçinde, Halef oğlu Ümeyye dedikleri küfür canavarının bulunduğu kafileye doğru… Yine cenk fırsatı ele geçmedi. Geriye dönüldü.. Yenbuğ köyü civarında Kureyş kafilesine karsı bir baskın hareketi daha… Yüz elli nefer; ve Hamza’nın elinde beyaz sancak… Nöbetle binilen otuz deve… Kureyş kabilesi basıp gitmiş, cenk yok… O civarın kabileleriyle anlaşma. Allah Resulünün Yenbuğ seferinde. Kâfirlerden bir grup, Medinelilerin şehir dışında otlayan sürülerini çekip götürmüştü. Allah’ın Resulü Medine’de bir ikî gece kalıp hemen bunların ardına düştüler. Sancaktar Hazret-i Ali… Bedr köyü tarafında bir yere kadar uzandılar. Kimsecikler yok… Döndüler…

HARAM AYI
Abdullah Bin Cahş, on iki kişiyle, kesif kolu halinde Mekke yakınlarında Naille, mevkiine gönderildi. Birdenbire bir Kureyş kervanına rastladılar. Yükleri kuru üzüm ve bazı yiyecek şeyler… Müslümanlar aralarında meşverete koyuldu:
— Eğer üzerlerine saldırırsak, Recep ayının adam öldürme ve boğuşma yasağını bozmuş oluruz; saldırmazsak bunlar kollarını sallaya sallaya Mekke’ye girerler. Ne yapalım?.. Saldırmaya karar verdiler. Hücum… Kafileden birini öldürdüler, ikisini de esir ettiler. Birisi kaçtı ve Kervan müslümanlara kaldı. İlk ganimet… Abdullah Bin Cahş Hazretleri, henüz beşte bir hisse farzı âyetle kanunlaşmamışken bu parayı ve geriye kalanları askerlerine dağıttı. Küfür çığlığı bastı:
— Muhammed, Haram ayında kan döktü!

Biliyoruz ki, belli baslı bir mevsimde adam öldürme ve boğuşma yasağı, Araplarda eski âdet… Kâfirler, Allah Resulüne mektup gönderip O’na haksızlık isnat etmeye kalktılar:
— Haram ayını helâl saydın! Bu, emniyet mevsimiydi. İnsanların gönül huzuruyla iş görecekleri aydı. Nasıl ettin? Allah’ın Resulü ganimet hisselerini kabul etmediler. Bir sıkıntılı ve karanlık durum… Vaziyet seriyedekilere çok acı geldi. Dediler:
— Tövbemiz kabul edilinceye kadar yerimizden ayrılmayacağız!

Bir acıklı, iphamlı vaziyet… Ayet nazil oldu. Haram ayında kan dökmek büyük günah sayılıyor, fakat Allah yolundan insanları çevirmeye çalışmanın daha büyük günah olduğu belirtiliyordu. İlâhî emirde başka bir sarahat yok… Daha büyük bir günaha karsı, olan da bu yapılan günah… Ama günah… Kureyş kâfirleri bedellerini göndererek esirlerini aldırttılar. Allah’ın Resulü de ganimeti, tâ Bedr Gazasına, İlk Büyük İslam Muharebesine kadar bekletip ondan sonra dağıtılmasını kabul ettiler. İleride, Allah, küfre hiçbir sığınak kalmaması için Haram Ayı hükmünü kaldıracak ve küfürle mücadele, her zaman ve mekânda serbestleşecektir. Buraya kadar olanlar, büyük İslâm ordu ve uzviyetinin mafsal oynatma hareketleri… Bu uzviyetin şahlanacağı ve İslâm gazasının, uzunluğuna, genişliğine ve derinliğine, hem dış ve hem de iç mânalarını en zengin çapta ışıldatacağı günler yakın…

Kıble ve Oruç
KABE GERİLERDE
Kabe’nin erişilmez ruh ve mânâsını baslarda sezmeye ve sezdirmeye çalışmıştık. Âdem Peygamberle başlayan, İbrahim Peygamberde kemâlini bulan ve iste simdi zirveleşecek olan İlâhî esrar noktası… İbrahim Peygamberin Kıblesi Beytullah. O gerilerde kalmıştı. O ki, ilerilerin ilerisidir. Her şey ona doğru; öyleyse her şey ondan gelir ve ona gider. Halbuki gerilerde kalmıştır. Zira o âna kadar Kıble Kudüs’teki «Mescid-i Aksa» dır. Kabe’nin içinde ve yanı başında namaz kıldıkları zaman da, mukaddes yüzleri Kudüs’e doğruydu. Ve Medine’de namaz, bir yıl dört ay müddetle Kudüs istikametinde kılındı. Medine Yahudilerle dolu ve onların da kıblesi Kudüs… Bundan Yahudiler, kendilerine pay çıkarıyorlar.

BÜTÜN YÜZLER KABE’DE
Hârikalar hârikası bir iş oldu: Kabe gerilerde, öğle namazı kılınıyor. Allah’ın Resulü kıldırıyor. Arkalarında, kendinden geçmiş, vecde batmış bir saf… Sahabîler… Namazın iki rekâtı kılınmış, sıra son iki rekâta gelmiştir… Bütün insanlığın İmamı ayağa kalktılar ve öylece durdular… Arkalarından, haşyet verici bir heybetten başka hiç bir şey görünmüyor. Dehşet!.. Bütün insanlığın İmamı, namaz içinde ağır ağır istikamet değiştiriyor ve mukaddes yüzünü, cephesini, görünmeyen bir başka noktaya çeviriyor. Kabe…. Döndüler ve adetâ sahabîleriyle yüz yüze, Kabe istikametinde durdular. Namaz içinde… Namaz devam ediyor… Sahabîler, kendinden geçmiş, elleri önlerinde, bir ân. Allah Resulünün arkasına nasıl geçecekleri kaygısıyla ürpermekte… «Yüzünü «Mescid-i Haram» a döndür!»

Namazın son iki rekâtı yeni istikamette devam etti. Sahabîler; kendilerinden geçmiş, elleri önlerinde, yavaşça. Allah Resulünün arkasına doğru süzüldüler ve saf bağladılar. Ümm-ü Bişr isimli kadını ziyarete gitmişlerdi. Kadının pişirdiği nefîs yemeklerden yediler. Namaz vakti oldu. Namaza durdular. Arkalarında sahabileri… İlk iki rekâttan sonra büyük tecelli… Âyet okunurken gelen âyet… Herkes, namaz vaziyetinde ve Kabe istikametinde Allah Resulünün arkasına geçti ve namaz bitirildi. Oraya «İki Kıble Mescid» denildi ve haber her tarafa yayıldı.

YAHUDİ VE MÜNAFIK FAALİYETTE
Namaz içinde bu harikulade tecellinin belirttiği ihlas apaçıkken, hemen Yahudi ve onun gerisinde saklı münafık, ortaya atıldılar:
— Ne demek?.. Evvelâ su, sonra bu?.. Kıble değiştirmenin sebebi ne olsa gerek?..
Yahudiler, aralarında söyleştiler:
— O, babasının memleketine gönül veriyor! Kabilesini sevindirmek istiyor! Bu yüzden Kabe’yi Kıble ediniyor! Eğer bizim Kıblemizde kalsaydı, kitaplarımızda geleceği haber verilen Peygamber O’dur derdik. Allah şehadet edecektir ki, onlar, son Peygamberin Kabe’ye yöneleceğini kitaplarda görmüşler ve Peygamberlerinden duymuşlardı. Geçmiş Peygamberler, O’nun için:
«— İki kıble sahibi peygamber…»
Demişlerdi. Sahabileri sordu:
— Ey Allah’ın Resulü, ya bu zamana kadar kıldığımız namazlar?
Cevap âyetle geldi:
«— Allah sizin imanınızı zayi etmez.»

ORUÇ
İbadet istikametinin Kabe’ye bağlanışından bir ay sonra. Ramazan ayında Oruç farz oldu. Fıtr sadakası da vacib.. Henüz Zekâtın farz olmasına vakit var. Oruç, Allah için bütün gün aç ve susuz kalmanın ulvî rejimi… Nefs denilen içimizdeki şeytanın, senede bir ay, gündüzleri aç ve susuz, demir parmaklıklar içine alınması ve bütün çığlıklarına arka çevrilmesi… Bu umumî rejimin hususî ufkunda erenlerin diyarı var. Bir büyük velî, nefsini o türlü aç bıraktı ki, sonunda onun bir köpek seklinde ağzından çıktığını ve oracıktaki bir tası yalamaya başladığını gördü.

Ve haykırdı:
— Çıktığın çok iyi oldu; seni bir daha içime almıyacağım!
Hitap geldi:
— Onu içine al! Biz seni onunla seviyoruz! Erenler sırrının eşiği, yine bu nokta…
Velî:
— Kırk yıldır ki, nefsim bir ekşi ayran ister ve ben ona vermem…

İftarda İlâhî visalden bir koku vardır. Namaz ise mü’minin miracı, beş ana farzın toplayıcısı… Oruç, nefsi kırbaçlamanın en tesirli vasıtası… Ve maddî ve manevî sayısız nimetin kaynağı. Aslî Kıble tecellisinin pesinden, nefsi kırbaçlamanın ibâdet şekli de farz oldu.

Bedr Gazası
İSMİ, YERİ, MÂNÂSI
Dört ismi var: «Bedr-i Kübrâ» Büyük Bedr, «Bedr-i Uz-mâ» Koca Bedr, «Bedr-i Saniye» İkinci Bedr, «Bedr-i Kıtal» Kanlı Bedr… Mekke taraflarında meshur bir köy ve orada bir kuyu… Bedr… Bu gazanın gününe «Yevm-il-Fürkan» Kur’ân Günü dediler. Çünkü Kur’ân bağlılarının izzet bulduğu ve küfrün basına kahır sillesinin indiği gün… Küfür çoklukta… Bire üç… Kılıkları zengin, pusatları mükemmel… Saflarında da geyik bacaklı ve yılan boyunlu yüzlerce at kişniyor. Gurur ve azamet içindeler:
— Bize üstün çıkacak kim olabilir?
Allah buyurdu:
«— Allah, size Bedr’de, düşkün hâlinize rağmen nusret etti.»
İslâmın ilk büyük harbi ve İslâm kılıcının büyük örsü Bedr… Bu kılıç, Bedr gazasında dövüldü ve sonra bütün insanlığa, ucunda ebedî şifayı taşıdı. İslâmın, alınları kar topu atlar üzerinde, bütün dünyayı kuşatmasına yol açan Bedr… Bütün İslâm yayılısının kudret çekirdeği Bedr…

HAREKET
Basta Allah’ın Sevgilisi, Ramazanın onikinci günü Medine’den hareket ettiler. Hicretin onikinci ayı içindeler. Ebu Lübâbe Hazretleri Medine’ye memur… Hepsi üç yüz kişi veya biraz fazla… Çoğu Ensar’dan… Bu. Ensar’m ilk defa olarak Allah Resûlüyle gazaya çıkısı… Hepsi üç at ve yetmiş deve… Plân, Kureyş kervanını basmak… Bir büyük harb kopacağından ve bir büyük çığır açılacağından belki kimsenin haberi yok… Ebu Süfyan’ın, emrinde otuz atlı, Sam’dan büyük bir kervanla dönmekte olduğu duyulmuştu. Onlar Bedr civarında tutulabilirler. Hazırlık tamam. Hareket emri verildi.

KARŞI TARAF
Karsı taraf da, Allah Resulünün hareketini haber aldı. Ebu Süfyan, hemen Mekke’ye dört nala bir adam saldı:
— Müslümanlar üzerimize geliyor. Yetisin!
Mekke’de bir kaynaşma… Az zamanda, zırhlı, tulgalı, tepeden tırnağa silâhlı bin kişi toplandı. Mekke büyüklerinden geride hiç kimse kalmadı. Ebu Leheb’den başka bütün Kureyş büyükleri imdat yoluna girdiler. Nefîs atlar üstünde, Bedr istikametinde dört nala.. Yüz at, yedi yüz deve…

HABER VE MEŞVERET
Allah Resulünün yürüyüş kolu henüz Revha dolaylarında… Haber geldi:
— Bütün Mekke, binden fazla cengâver, kervanın imdadına koşuyor. Yetişmek üzereler…
Kervan da sahil yolundan kaçıyor. Allah Resulü Sahabilerini çevrelediler:
— Vaziyet bu… Ne dersiniz? Allah iki nimetten birinin bizim olduğunu haber verdi. Ya kervan, ya Kureyş ordusu… Hazret-i Ebu Bekr’den bir güzel fikir… Hazret-i Ömer’den de bir güzel fikir… Kervana temayül edenler de var. Mikdad Hazretleri doğruldu:
— Ey Allah’ın Resulü! Rabbin sana ne emrettiyse onun özerinde ol! Vallahi biz sana, Yahudilerin Musa Peygambere dediği gibi: «Git Rabbinle beraber düşmanlara karşı çık! Biz buradan kımıldamayız!» diye bir söz söyleyecek değiliz! Biz senin izindeyiz.

Allah Resulü ellerini kaldırıp Mikdad’a dua etti. Ve sahabiler çevresine döndü:
— Ey insanlar!
Bir lâhza durdular. Ensar büyüklerinden Saâd bin-i Muaz atıldı:
— Ey Allah’ın Resulü! «İnsanlar» diye hitabından ye bizi zümrelemeyişinden anlıyoruz ki, sözün topyekûn hepimize… Amma buradaki çokluk Ensar olduğuna göre bize… Bizi, ismimizi
anmadan vazifeye çağırıyor ve ettiğimiz vaadi tutmamızı istiyorsun, öyle mi?
— Evet, yâ Saâd, hitabım sizedir!
— Öyleyse ey Allah’ın Resulü! Biz sana iman ettik. Seni doğruladık, getirdiğin her şeyin Allah’tan ve hak olduğuna inandık. Muradın neyse bizimki de o… Sen, bir yakasından girip öbür yakasından çıkacağız diye deryaya atılsan, biz de arkandan atılırız. Biz, düşmandan ürken ve kaçan bir topluluk değiliz. Cenk günü sabır ve tevekkül göstericileriz. Umarız ki, muradına erişesin. Al bizi ve ne yana dilersen sür! Allah’ın Resulünün yüzlerinde sevk ve saadet… Buyurdular:
«—Yürüyün ve Allah’ın lûtfiyle şad olun! İste, Kureyş’in tek tek düşüp uzanacakları noktaları görüyorum!»

Ve mübarek elleriyle o noktaları birer birer gösterdiler. Dâva, kervanı basmak değil… Küfür safını toslamak…

MUHAREBE MEYDANI
Bedr sahasında kızgın kumluk… Müslümanlar bu kumlukta mevzi aldılar. Karsılarında, daha evvel gelip mevzi alan Kureyş… Su, düşman safının arkasında… Müslümanların ayak bastığı saha ise insanı ve hayvanı içine doğru çeken, yutan bir kuraklık girdabı… İçmeye ve abdest almaya su yok… İnsanlar, develer ve atlar, dizlerine kadar kumda. Düşmanın, daha evvel suyu kesip müslümanları bu sahada çemberlemek istediği besbelli… Şeytan vesvese yağdırdı:
— Siz kendinizi hak yolda sanıyor ve aranızda Peygamber var biliyorsunuz! Kendinizi ermişler sayıyorsunuz!.. Bakın içecek bir yudum su bile yok… Suyu Kureyşliler tuttu. Tam canınıza tak edeceği sırada basıp sizi doğrayacaklar!.. Sahabiler arasında ıstırap, kum üstündeki kaynar hava dalgalarına karışmış, göklere doğru tütüyor. Birden yağmur… Seller aktı. Bütün tulumlar, kırbalar doldu. Kalblere ferahlık ve kollara kuvvet sindi.
Âyet-i Kerîme meali:
«— Allah gökten su indirir; tâ ki onunla pâk olasınız… Kalbinizden şeytanın vesvesesi gitsin.
Kalbinize kuvvet ve adımlarınıza sebat gelsin!»

CENK BAŞLIYOR
Allah’ın Resulü, ağaç dallarından bir gölgelik yaptırdılar ve altına geçtiler. İlk büyük İslâm çenginin Peygamber karargâhı… İlk olarak küfür saflarından üç kişi çıktı. Rebia oğullan Utbe ve Şeybe ve Utbe’nin oğlu Velid… İki kardeş ve birinin oğlu… İman safından da Hârisoğulları… Avf, Muaz ve Abdullah Bin Revahâ cephe aldılar. Kâfirler haykırdı:
— Siz kimsiniz? Kimlerdensiniz?

Haris oğulları, adlarını, sanlarını teker teker saydıktan sonra karşılık verdiler:
— Ensardanız! Allah Resulünün Medine yardımcılarından…
— Bizim sizinle işimiz yok!
Dediler ve yüzlerini Peygamber otağına doğru çevirip, Allah’ın bile Kurân’da hitap seklinde kullanmadığı mukaddes hâs ismi ile O’na bağırdılar:
— Yâ M…….! Bize kendi içimizden, kendi kanımızdan adam çıkar! Allah’ın Resulünün bir işaretiyle, amcaları Hamza ve yeğenleri Ali, Haris oğlu Ubeyde öne atıldılar. Evet, iki düşman saf üstünde baba, oğul, yeğen, amca, kardeş, birbirine karşı… Onları birbirinden ayıran ve birbirine düşüren saik ne kadar kuvvetli… İnkılâpların inkılâbı, iste bu… Üç küfür cenkçisinden yine sual:
Siz kimsiniz?
Üç büyük iman heykeli teker teker şerefli unvanlarını saydı.
Cevap:
— İşte tam istediklerimizsiniz, bize denksiniz. Karşılıklı yürüdüler, birbirlerinin üzerlerine atıldılar. Müslümanların en yaslısı Ubeyde Hazretleri… Küfrün en genci Velid ile karşılaştı. Hamza’ya Utbe düştü. Ali’ye de Şeybe… Hazret-i Ali ve Hamza, imanın savurduğu birer kılıçla kâfirleri devirdiler… Ubeyde, aynı kuvvet hamlesiyle kılıcını savururken, düşmanı da beraber, kendisi dizinden yaralandı. Hamle kâfire geçmek üzere… Hemen Ali ve Hamza atıldılar ve son kâfirin isini bitirdiler.
Hazret-i Ali:
«— O gün meydana ilk olarak Rebia oğlu Utbe çıktı. Arkasından, oğlu Velid ile kardeşi Şeybe… Nida edip er dilediler. Ensardan birkaç insan ilerledi. Bunların kim olduklarını öğrenince, kendileriyle isleri olmadığını ve ille amca oğullarını istediklerini söylediler. Allah Resulünün emirleriyle Hamza, ben ve Ubeyde çıktık. Hamza Utbe ile karşılaştı. Ben Şeybe’yi… Ubeyde ise Velid’e saldırdı. Ubeyde’yle Velid birbirini ezerken, ben ve Hamza isimizi bitirip Ubeyde’nin yardımına koştuk ve rakibini öldürdük.» Üç azılı kâfir, kanlar içinde ve kum üstünde, açık gözler ve çarpık suratlarıyla. Nur indiğine inanmadıkları semaya bakıyorlar.

DEHŞET ÂNI
Allah’ın Resulü karargâhlarında… Yanlarında en büyük dostu sadık bağlısı Hazret-i Ebu Bekr… Taraflar arasında ferdî cenk bitince saflar birbirine yaklaşmaya başladı. O ân, meydana çıkan manzara: Putlar içinde, birbirine sıkı sıkıya yapışmış yürüyen bin kişi… Ellerde kılıç, suratlar çatık, geliyorlar! Karsılarında sadece yüz mü’min… Belki her biri bir orduya bedel amma, sayıda üçte bîr… Allah’ın Resulü, ellerini iki yana ve bütün açılma ve uzatma imkâniyle yaydılar:
«— Yarab, şu iman topluluğunu helak edersen yeryüzünde sana ibadet edecek kimse kalmaz»
Ellerini öyle açtılar ki, omuzlarından örtüleri düştü. Ebu Bekr örtüyü alıp omuzlarına koydu ve dedi:
— Ey Allah’ın Resulü, dua ve niyaz seni bu kadar üzmesin. Elbette Allah sana vadini yerine getirecek.
Ümmeti için korkan Peygamberler Peygamberiyle, sahabînin o anda kendi ayrı ruh makamlarından yükselttikleri iki ulvî ses… Saflar tertibe girerken iki rekât namaz kıldılar ve yine dua ettiler:
«— Allah’ım; beni mahzun etme! Bana vadini lütfet!»
Allah’ın Sevgilisine mahsus, erişilmez rica ve niyaz makamı… Hazret-i Ali:
«— Defalarca Allah Resulünün yanına gidip geldim. Basları secdedeydi. «Yâ Hayy, Yâ Kayyum!» diye nida ediyorlardı.»
Bir ân, uykuya dalar gibi oldular ve hemen gözlerini açtılar:
— Yâ Eba Bekr, müjde!
Ve bir âyet okuyarak karargâhlarından çıktılar:
Meali:
«— Yakında kâfirlerin askerleri siner ve arkalarını dönerler.»

By |2018-06-28T22:27:35+00:00Pazar, Haziran 28, 2015|Genel|

About the Author:

Siz de fikrinizi belirtin