ON BİN KANDİL

Ana sayfa » ON BİN KANDİL

ON BİN KANDİL

cole_inen_nur

(Çöle ve Bütün Zaman ve Mekana)

ÜÇ SERİYE
Yeni müslüman Amr bin-ül-Âs, bazı kâfirlerin üzerine gönderildi. Bunlar, İslâm hücumu karsısında kopup parçalanmamak için birbirlerine bağlanmışlardı. Ruh bağına karsı madde bağı… Bu yüzden Seriyenin ismi (Zat-üs-Sellâsil) Zincitfer Seriyesi… Amr, kâfirlerin çokluğunu öğrenince geriden imdat istedi. Aralarında Ebu Bekr. Ömer, Ubeyde bin Cerrah gibi en büyükler bulunan kollarla imdat gönderildi. İleride Muaviye’nin meşhur Mısır Valisi, dâhi Amr-bin-ül-Âs orada da reislik zevkinden ayrılamadı, kumandayı bırakmadı ve namazı kendi arkasında kıldırdı. Kabul ettiler. Düşman param parça edildi ve zincirleri içinde, kıskıvrak bağlandı.

Ubeyde bin Cerrah emrinde üçyüz sahabî, bazı kabîleler ve tarassut noktaları yüzerine gönderiliyor. Yolda zahireleri tükeniyor. Ağaç yapraklariyle geçiniyorlar. Deniz boyunca gittikleri için kıyıya vuran büyük bir balığı pişirip yiyorlar. Hattâ bu balıktan Allah’ın Resulüne de getiriyorlar. Kâinatın Efendisi yiyorlar ve beğeniyorlar. Ebu Katâde, evvelâ Necid’in Hadra tarafına ve pesinden Medine civarında bir nümayis hareketine çıkarılıyor. Gaye, Mekkelilere başka istikamet göstermek… Bu kolda bir sahabî, şüpheli bir insana rastlıyor. Rastladığı adam, onu müslüman selâmı ile selâmlıyor. Sahabî buna rağmen adamı öldürüyor.
İnen âyet meali:
«— Sizi Müslümanca selamlayana mümin değilsin demeyin!»
Sahabî Allah Resulünün huzurunda:
— Niçin öldürdün?
— Kalbinde küfür vardı.
— Yarıp baktın mı?
— Baksaydım bir et parçasından başka ne görürdüm?
— Mademki lisana inanmazsın, kalbden de anlamazsın; halin nice olsun?
Sahabî yere düştü:
— Ey Allah’ın Resulü; beni affetmesi için Allah’a yalvar!
— Allah seni affetmesin!
Sahabî huzurdan ağlayarak çıktı ve bir hafta içinde kahrından öldü. Gömdüler. Toprak cesedi dışarıya attı. Yine gömdüler. Yine ceset dışarıda… Arz ettiler ve cevabını aldılar:
— Toprak ondan daha kötülerini kabul eder. Fakat bu olanlar, Allah’ın size öğüdüdür.
Kılıcın sivri ucunda giden duygu ve merhamet…

Büyük Fetih
AHDİ BOZANLAR
Mekkelilerle anlaşma şartlarından biri de, Arap kabilelerinin, Allah’ın Resulüyle Kureyş’ten hangisini dilerse seçmekte ve ona yakınlık göstermekte serbest olduğuydu. Böylece Benî Bekr Kabilesi Kureyş’i. Huzâa da Allah’ın Resulünü seçmişti. Biri Kureyş’in, öbürü de Allah Resulünün ahd ve himayesi altında…

Vaktiyle bu iki kabîle arasında çok kan dökülmüştü. Birbirlerine düşmandılar. İslâmiyetten sonra düşmanlıktan biraz el çekmiş bulunuyorlar. Hudeybiyye anlaşması oldu, zaman geçti, bunlar yine birbirlerine yan yan bakmağa basladılar. Bir gün Bekr oğullarından üç beş kişi, Huzâa oğullarına geceleyin bir baskın yaptı. Bir esir aldılar. Huzâalılar çığlık sesinden uyandı, baskıncıların ardına düştü, onları yakaladılar. Hasımlarıyle vuruşa vuruşa Mekke’nin haremine kadar indiler. Kureyş, kendilerine bağlı Bekroğullarını korudu. Onlara silâh verdi ve yardım etti. Huzâaoğullarından Amr bin Salim, kırk atlıyla Medine’ye geldi ve Allah’ın Resulünün huzuruna çıkıp arz etti:
— İşte bize yaptıkları!.. Ahitlerini çiğnediler!..
Allah’ın Resulü, sonsuz tebessümleri dudaklarında:
—> Peki, dediler; nusret sizindir! Hiç kimseye hiçbir şey açmayın!
Ve muradlarını bildirmeden, harp hazırlığı emrini verdiler.
Kureyş, yaptığına pişman, Kâinatın Efendisine Ebu Süfyan-ı gönderdi:
— Ahdimizi yenileyelim…”- Sulh müddetini uzatalım… Ebu Süfyan, hiç yüz bulamadan, geldiği gibi dönüp gitti.

HAZIRLIK ESNASINDA
Harıl harıl hazırlık… Ama nereye, kime karsı?. Meçhul… Kimsenin gayeden haberi yok…
Müslüman Hâtib, Mekkelilere bir mektup yazdı:
«— Ey Kureyşliler! Allah’ın Resulü, üzerinize sel gibi askerle gelmek üzere… Yalnız bile gelse Allah O’na yardım eder Başınızın çâresine bakın!»
Allah’ın Resulü; Ali, Zübeyr ve Mikdad Hazretlerini davet ettiler:
— Atlarınıza atlayın, son sürat yol alın! Hâh Râvzası denilen yerde, Mekke’ye giden bir kadın bulacaksınız. Kadının üzerinde gizli bir mektup var… Onu alıp bana getirin!
Son sürat gittiler. Kadını buldular. Mektubu kadının saçları içinden çıkardılar… Getirip Allah’ın Resulüne takdim ettiler. Hâtib çağırıldı:
— Yâ Hâtib, nasıl yazabildin bu mektubu?
— Ben Kureyş’in içine dışarıdan gelmiş bir insanım.
Öbür muhacirler gibi değilim. Mekke’de kalan yakınlarım incinmesin diye onlara bu yardımı ettim. Dinimden döndüğüm için değil. İslâmda sabitim… Allah’ın Resulü, taşları oyacak nazariyle Hâtib’e baktılar:
— Doğru söylediğine inanıyorum, .Hâtib! Hazret-i Ömer atıldı:
— Bırak, ey Allah’ın Resulü, şu münafığın boynunu vurayım!
— Hayır Ömer, bu adam Bedr gazasında bulunanlardan… Allah’ın affetmeyeceğini ne biliyorsun?
İslâm düşmanlığından gelen şuurlu hıyanetle, bir ân nefse kapılmanın gafletinden doğma incelik farkını ayırt edici Peygamber sözü ve peşinden tüyler ürpertici af ve merhamet tecellisi…
Allah’ın Resulü, emirlerindeki kabîlelere haber gönderdiler. Bütün sahabîler, bütün varlıklarıyle Medine’de, Peygamber karargâhında… İbn-i Ümm-ü Mektum Hazretleri Medine’ye memur… On bin kişilik ordu, yolda katılanlarla daha binlerce artmak üzere hareket etti. Fetih istikameti, her sahabî emin olduğu halde. Ebu Bekr’den başkasına bildirilmemiştir.

YOLDA
Sekizinci Yıl Ramazanının ikisinde yola çıkılmıştı. Allah’ın Resulü Kudeyd dedikleri su başına varınca iftara başladılar. Sahabîleri de beraber… Yolda, hızla İslâm ordusuna doğru gelen birkaç deve… Amcaları Hazret-i Abbas ve yakınları… Kâinatın Efendisi, Medine’yi bırakmadan onlar yola çıkmış… Artık Abbas, bütün kalbi, dili ve eliyle müslüman…

Allah Resulünün amca oğlu ve onun kardeşi Haris oğlu Ebu Sûfyan —Şu Kureyş’in yeni reisi Ebu Süfyan değil— oğlu Cafer’le gelip müslüman oldu. Arkalarından, yine yeğenleri, Abdullah bin Ümeyye… Allah’ın Sevgilisi bunlardan evvelâ yüz çevirdiler. Sonra zevceleri Ümm-ü Seleme Hazretleriyle Hazreti Ali’nin şefaatini kabul ettiler ve İslâmiyete yapmadıklarını bırakmayan bu adamları affettiler. Kardeşlerinin Yusuf Peygambere yalvarışıyla Peygamberler Peygamberinden af dileyen bu Ebu Süfyan, İslama girdikten sonra hicabından, ömrü boyunca basını kaldırıp Allah Resulünün mukaddes yüzüne bakamadı.
Mekke’ye inen tepeler üzerine kondular.

ONBİN NOKTADA ATES
Gece, Mekke’ye hâkim noktalar tutulunca, asker teftiş edildi, kol kol sancaklar dağıtıldı ve emir verildi:

— On bin noktada ateş yakılsın!

Birdenbire Mekkeliler, çepçevre tepeler bölgesinde, rüyalarında bile görmedikleri bir donanma, bir şehrâyin karsısında kaldılar. Mekke’de fışkıran Nur, Medine’den on bin kandillik bir çemberle gelip nihayet Mekke’yi kuşatmıştı. Kureyş’in, o âna kadar hiçbir şeyden haberi yok… Allah Resulünün büyük bir orduyla yola çıktığını biliyor ve belki de kendi üzerine geleceğini sanıyorlar; ama böylesi?..

Asıl Ebu Süfyan’a, reisleri Ebu Süfyan bin Harb’e daha evvel demişlerdi ki:
— Hemen yola çık ve O’ndan bize emân al!
Ebu Süfyan henüz yola çıkmıştı ki, ateşler birden bire parlayıverdi. İleri karakollar Ebu Süfyan’ı yakalayıp huzura çıkardılar:
— Yâ Eba Süfyan! Allah’ın birliğini kabul edeceğin vakit hâlâ gelmedi mi?
Ebu Süfyan cevabını başka bir istikamete yöneltti:
— Anam ve atam sana feda olsun! Ne güzel, ne halim, ne kerimsin!
— Yâ Eba Sûfyan! Benim, Allah’ın Resulü olduğumu kabul edeceğin vakit hâlâ gelmedi mi?
Ebu Süfyan, gözlerini dikemediği mutlak istikamet üzerinde durmaya mecbur oldu:
— Kalbimde bu mânalardan izler var. Fakat hâlâ «Evet» diyemiyor.
Ömer, Ebu Süfyan’ın boynunu vurmak İçin izin isterken Abbas atıldı:
— Yâ Eba Süfyan, şehadet getir!
Ve dili altında bire bir mâna kaydıran Ebu Sûfyan, nihayet hepsini sildi ve şehadet getirdi.
Tamam!.. Artık o, ne olursa olsun ve o güne kadar ne yapmış bulunursa bulunsun, ismi Allah’ın rızası kaydıyle anılacak sahabîlerdendir.

Zafer Alayı
MEKKE’YE İNİŞ
Sabahleyin Mekke’ye iniş başlarken, İnsanlığın Tacı, Hazret-i Abbas’a emrettiler:
— Ebu Süfyan’ı askerin geçeceği yola nezaretli bir yerde durdur! Seyretsin!
Bölük bölük, kol, kol, dalga dalga geçen ve her neferi alnında bir meşale taşıyan İslâm ordusu… Asiller çevresi Kureyş’in sultanı, ihtişam zevkine düşkün büyüğü Ebu Süfyan, bu manzaraya hayran gözlerle bakıyor ve yanındaki Abbas’a soruyor:
— Bunlar ne kabilesi?
— Gıffaroğulları…
— Gıffarın benimle alış verişleri ne? Arkasından başka bir topluluk…
— Ya bunlar?
— Filân…
Bir muazzam kol daha…
— Şunlar?
— Falan…
«Halid ibn-i Velid, bir ağızdan tekbir getirici bin neferle geçerken Ebu Süfyan’ın hayreti:
— Şu bizim Velid’in oğlu, ha? Zübeyr bin Avvâm için:
— Hemşirenizin oğlu, öyle mi?
Sırasıyle, Benî Kâab, Benî Leys, Benî Damra kabîleleri veşaire…
Nihayet, Allah Resulünün önünden Ensar alayları…
Ensar alaylarının başında, Saad bin Ubâde Hazretleri, at üstünde elinde bayrak, Ebu Süfyan’ı gördü:
— Yâ Ebâ Süfyan! Bugün büyük melhame günü!.. Kabe’nin Hareminde bile bugün kana
girmek helâl!
En hassas yerinden, kabîle gururundan yaralanan Ebu Süfyan, Abbas’a seslendi:
— Ne güzel helak olunacak bir günmüş öyleyse bugün, ya Abbas!
Bütün insanlığı birleştirici ezelî ve ebedî dâva yolunda soy ve insan farkı diye bir şey kalmadığını göremeyen aristokrat, hâlâ eski duyguları içinde çırpınıyordu. Tepelerden tâ Mekke etrafına kadar her tarafı kaplayan yumak yumak alaylara bakınca Ebu Süfyan:

— Yâ Abbas, diye bağırdı; kardeşinin oğlu ne büyük saltanata ermiş!
— Hayır, yâ Ebâ Süfyan, bir türlü farkları ayırd edemiyorsun! Bu, saltanat değil, Nübüvvet!..
— Hâ, evet!.. Diyebildi Ebu Süfyan…

Ubâde oğlu Saad Hazretlerinin Ebu. Süfyan’a söylediği sözden, Ensar topluluğunun kan dökmeğe niyetli olduğu hissi doğmuştu. Vaziyet hemen Allah’ın Resulüne bildirildi.
Emir buyurdular:
— Ali, yetiş; bayrağı Saad’ın elinden al ve Mekke’ye ilk sen gir!
Ve Ebu Süfyan’a dediler:
«— Bugün rahmet günüdür; Allah’ın Kureyş’i aziz edeceği gün…»
Kâinatın Efendisi, Üsâme bin Zeyd’i develerinin arkasına bindirmişler, yavaş yavaş Mekke’ye iniyorlar. Grup grup, alaylar, kabileler, ağırlıklar ve Peygamber zevceleri… Herkesin tutacağı noktalar plânlı… Bütün kollar, taarruz gelmedikçe, kılıç çekmemek emrini almıştır.

MEKKE İÇİNDE
Halid ibn-i Velid, kendi kolunun başında, emir aldığı noktadan Mekke’ye girince, karşısında büyük bir topluluk buldu. Ağırlık merkezi bu nokta… Halid’in koluna hücum ettiler. Halid «Kılıca davranın!» emrini verdi ve müşrikleri devire devire Kabe yoluna kadar geldi. Feci!.. Kanlı bir boğuşma başlangıcı… Fakat hemen kargaşalığın önüne geçildi. Ebu Süfyan aldığı emirle, sokak sokak münadiler dolaştırdı:

— Evine çekilip kapısını kapayan herkese emân!
— Ebu Süfyan’ın evine sığınan herkese emân!
— Filânın, falanın evine sığınanlar emniyette!
— Silâhını bırakanlar emniyette!

Peygamber amcası büyük şehit Hamza’nın ciğerini çiğnemiş olan Hind. Ebu Süfyan’ın karısı, kocasının sakalına yapışıp Kureyşlilere haykırdı:
— Ey Kureyş büyükleri, ey galipler! İslama girmekten bahseden şu bunağı öldürünüz!
Ebu Süfyan, Hind’e cevap verdi:
— Sakalımı bırak ve evine gidip saklan! Müslüman olmazsan, senin de boynun vurulur.
Allah’ın çekilmiş kılıcı Halid, Peygamberler Peygamberinin huzurunda:
— Yâ Halid! Biz sana silâh kullanma diye emir vermiştik, ne oldu?
— Elimden geldiği kadar gayret ettim, Ey Allah’ın Resulü… Fakat onlar cenge başladı. Mukabele zorunda kaldım.
«—Allah’ın takdiri hayırdır.»
Buyurdular, Kâinatın Efendisi…
Tekrar münadiler bağırtıldı:
— Belli başlı on dört şahıstan başka her kim Kabe’ye sığınırsa emniyettedir! Bunlardan başka her kim, evine ve filân falanın evine çekilirse emniyettedir!
Bu on dört kişinin içinde, babası kadar İslâm düşmanı Akreme bin Ebu Cehl, Hamza’nın katili Vahsî, Ebu Süfyan’ın karısı Hind, Saffan gibi azılılardan başka, İslâmın nurundan sıyrılan birkaç şahıs, Peygamber hicviyecisi iki şair ve bu hicviyeleri küfür sırtlanlarına çalgı çalarak okuyan iki şarkıcı kadın vardı. Bunların içinde İslama gelmişken dönenlerden olmayanlar ve küfürde ısrar etmeyenler:

— Allah bir ve Muhammed O’nun Resulü.

Der demez öyle bir affa erecektir ki, Ebu Cehl’in oğlu Akreme, Ebu Süfyan’ın karısı Hind ve cinayet ortağı Vahsî bile bağışlanacak ve imanın bağrına basılacaktır. Allah’ın Sevgilisi arkalarında silâhlı askerler, bir yanlarında Ebu Bekr ve öbür yanlarında Üseyd bin Hudeyr, Mekke sokaklarından geçiyorlar. Kabe’nin önünde tekbir getirdiler.
On binlerin tekbiriyle dağlar inledi:
Allah en büyük…

Devrilen Put
MEKKE’DE ALLAH’IN RESULÜ
Allah’ın Resulü nail oldukları büyük fetihten öyle bir şükür, haşyet ve tevazu tavrı içinde ki, devesinin üstünde mukaddes başı çehresini gizliyecek kadar eğik. Bu baş tulgalıdır ve tulganın üstünde siyah bir sarık vardır. Ümm-ü Hâni’nin evinde guslettiler ve sekiz rekât namaz kıldılar. Ertesi gün karşılarında yığın yığın insan… Bir hutbe verdiler:
«— Ey insanoğulları! Allah yerleri ve gökleri yarattığı ân, Mekke noktasında her türlü öldürücülüğü yasak etti. Bu haram kıyamet gününe kadar devam edecek. Allah ve öteler âlemine inananlar için Mekke’de kan dökmek ve ağaç kesmek helâl olmaz. Eğer herhangi bir fert Allah’ın Resulü Mekke’de harb etmiş diye kendisine imkân arayacak olursa, ona deyin ki, Resulüne Allah izin verdi, size vermez! Bana da gün içinde bir müddetlik izin verildi ve yine aynı hürmet geriye döndü. Ölçü budur; bunu, hazır olanlar gaip olanlara haber versin…»

Ve buyurdular:
«—> Ey Kureyşliler! Size ne yapacağımı sanıyorsunuz.»
Kureyşliler cevap verdi:
— Edeceğin hayırdır; sen kerim kardeşsin ve kerim kardeşin oğlusun.
— Serbestsiniz, buyurdular; hepiniz serbestsiniz, azadsınız!
Medineliler bir korkuya düştü:
— Ya Allah’ın Resulü, bizi bırakır da öz memleketi ve öz kabilesi içinde kalırsa!
Âlemlerin Fahri, Safâda, mübarek ellerini açmış dua ederken Medinelilerin bulunduğu tarafa döndüler ve hitap ettiler:
— Sizi bırakır mıyım diye düşünüyorsunuz, öyle mi?
— Evet, ey Allah’ın Resulü!
— Sizi bırakmak ihtimalinden Allah’a sığınırım. Sağlığım sizin sağlığınızla ve ölümüm sizin ölümünüzle…
Kâinatın Efendisi Kabe’yi yedi defa tavaf ettiler. O sırada bir kenara sinmiş bir adam… Allah’ın Resulü bu adama ismiyle seslendiler:
— Fudâle!
— Evet, ey Allah’ın Resulü!
— Gönlünden ne geçiyor?
— Hiç… Allah’ı düşünüyorum.
— Hayır, Fudâle; başka şey düşünüyorsun! Allah’tan, af dile!
Ve mübarek elini Fudâle’nin kalbi üstüne koydu. Allah’ın Sevgilisine suikast için bekleyen Fudâle’nin gönlü, bir ânda O’nun aşkıyla doldu.
Ebu Süfyan da, bir kenarda, içinden geçirmektedir:
— Ah, bir gayret!.. Asker toplasam da şu adamla yeniden cenkleşsem… Acaba nasıl olur?
Tam o ânda Ebu Süfyan’ın önüne gelen Allah’ın Resulü, gizli sualin açık cevabını verdiler:
— O adam seni zelil eder.
Ebu Süfyan, tepeden tırnağa, samimî, haykırdı:
— Bildim ki, Hak Peygambersin. Düşündüklerim için Allah’tan af dilerim.

KABE’NİN ANAHTARI
Kabe’nin anahtarı Osman bin Ebi Talha elinde… İstettiler. Teslim edildi.
Anahtar, Allah Resulünün elinde…
Karşılarında boynu bükük bekleyen insana hitap buyurdular:
— Nasıl Osman, dediğim oldu mu?
Osman’ın gözünde Mekke ve Kabe karardı ve eski günler canlandı:
Eski, çok eski demlerde, bir gün, Allah’ın Resulü Kabe’ye girmek istiyorlar. Anahtar yine Osman’da…
— Ver şu anahtarı, Osman; Kabe’ye gireceğim. Osman acı hakaret tavırlarıyla teklifi reddediyor.
— Osman, bir gün bu anahtarı benim elimde göreceksin! O zaman ben onu dilediğime teslim
edeceğim.
Osman kahkahalarla gülüyor:
— O zaman Kureyş’in düşmesi ve alçalması lâzım…
— Hayır, Osman; o zaman Kureyş’in yükselmesi ve aziz olması lâzım…
Osman yakıcı hâtırasından uyandı ve Allah Resulünün karsısında eridi. İşte anahtar O’nun elinde.. Dilediğine verecek.
— Al anahtarı Osman, bundan böyle senin ve senden geleceklerin elinde ebedî olsun.
Kabe açıldı ve girdiler. Allah’ın Resulü, Üsame bin Zeyd, Bilâl ve Osman bin Ebu Talha… Kapıyı kapattılar. Allah’ın Resulü Kabe’de namaz kıldı…

PUTLAR
Tavaf devam ederken, Kâbenin etrafına dizili putun önünden geçiyorlar. Ellerinde, ince bir ağaç dalı. Dalı, önünde bulundukları puta doğru kaldırıyorlar ve bir âyet okuyorlar:
Meali:
«— Hak geldi ve bâtıl gitti»
Eritilmiş kurşun ve bakırla yerlerine perçinli mankafa putlar teker teker yüzüstü…
Tam 360 put devrildi. Ve süpürüldü. Kabe, Allah’ın evi, tertemiz… Hübel isimli büyük put gürül gürül yıkılırken Zübeyr, Ebu Süfyan’a dedi:
— Hani ya senin Uhut Çenginde sığındığın ve sayesinde gururlandığın Hübel.
— Sus, dedi Ebu Süfyan; artık suçlandırmak yetişir. Allah… Başkası yok…

KABE’DE EZAN
Öğle vakti… Bilâl, Kabe’nin duvarlarına çıkmış ezan okuyor. Putlar yerde kırık dökük…
Mekkelilerde yüzler hayret çizgileriyle buruş buruş, şu kadar yıl evvel boynuna ip takıp sokak
sokak gezdirdikleri köleye bakıyorlar. Kabe’nin duvarına çıkmış ezan okuyor. Ve dağ tas inliyor. Bu manzarayı gören Kureyş aristokrattan içinde, hâlâ, gizlice düşünenler var:

— Keşke ölseydim de bu hali görmeseydim! Bizden evvel ölenlere ne mutlu!
Anlamıyorlar ki, ebediyen kurtulmuşlardır.
Kâinatın Efendisi, Kabe’nin kapısında durup halka hitap ettiler:
«— Ey insanlar!.. Kabe hizmetiyle, zemzem sakalığından başka, bütün işleri, eskiden kalma
imtiyaz ve gedikleri, vergi ve angaryaları iptal ediyorum.»

BİY’AT
Kâinatın Efendisi Sâfâ’da oturuyorlar… Bütün Mekke ve Kureyş, teker teker huzurlarına gelip biy’at ediyor. Evvelâ erkekler, sonra kadınlar… Biy’at, İslâmiyet üzerinedir; Allah Resulüne bağlanarak… Ebu Bekr’in babası ihtiyar Kuhafe, kendisini koltuklayıp huzura çıkaran oğlunun elinde müslüman… Ebu Süfyan’ın karısı Hind’in müslüman oluşu ve affedilişi Allah Resûlüyle arasında o türlü sözlere yol açtı ki, Ömer gibi bir ciddiyet heykeli bile gülmekten kendisini alamadı. Hicret günlerinde, arkalarından atla kovalayıp atı kuma saplanan ve sonra dualarıyle kurtulan Sürâka’ya dediler:
— Sürâka; kollarında kisrâların bileziklerini görüyorum!
O zaman kimsenin anlayamadığı bu sözü, Ömer’in halifeliğinde Fars dünyası devrilip de ganimet mallarından Sürâka’ya Acem Padişahının bilezikleri düştüğü ve Sürâka da bunları koluna geçirdiği ân haşyetle takdir edeceklerdir. Cizre’ye kaçan Saffan bin Ümeyye, İslâm düşmanlığının en azılılarından biri… Bu insan bile emân alanlardan… Mekke’ye döndü. Müslüman olmak için Allah Resulünden iki ay mühlet istedi. Kendisine dört ay verildi. Daha niceleri, niceleri bağışlandı.

By |2018-06-28T22:27:34+00:00Pazar, Haziran 28, 2015|Genel|

About the Author:

Siz de fikrinizi belirtin