O vücut kimde var?

Ana sayfa » O vücut kimde var?

O vücut kimde var?

Efendim Hazretleri (Beylerbeyi Bayburdî) ile tanışıp ders alma şerefine eriştiğimde bende bir muhabbet oluştu. Her şeyde bir mutluluk hissediyor, gönlüm kaynıyordu. Herkese Efendim Hazretleri’ni anlatmak istiyordum. Bunda vesilemiz olan Ömer Faruk abimizin de payı büyüktür. Ondan öyle görmüştük. Yalnız kalınca bile gönlüme sohbet yağıyor, kendi kendime sohbet ediyordum. Yoldaydım; üniversiteye gidiyordum ama aslında sohbet alanında Efendim’in dizi dibinde ondan sohbet dinliyordum. Rabıta yapmaya çalışıyordum yerken, içerken, otururken, yatarken, kalkarken, namazlarımda… Taklidimizin tahkike dönüşmesini umarak. Bambaşka hava soluyordum Efendim’in himmetiyle. Ders çekmeye başladığımda dışarıda kuşlar bir anda ötmeye yani aslında zikretmeye başlıyordu. Çünkü Efendim’in rabıtası her tarafı kuşatıyordu. Hayvanata perde yoktu.

Efendim’in sohbetleri hayatımızda örneklere vesile oluyordu. Ders alalı bir hafta olmuştu. Amcamın pilav sattığı yere gidip biraz vakit geçirmek istemiştim. Ailem o aralar ne hissettiyse beni takip ediyordu sürekli. Amcam bir ara: “bak serkan seninkiler” dedi. Anlamadım. “benimkiler derken…” dedim. “bunlar da tarikatçı.” dedi. Bir anda anladık ki olay amcama kadar sıçramış güldüm sadece. Arkadaşlarla selamlaştık. Birden konuşmaya başladık. Büyüklerimizi andık. Derken içlerinden biri: “gönlünde biri var mı?” diye sordu. Bende amcam anlamasın diye Ömer Faruk abimizi anlatarak çok güzel sohbet ettiğini, onunda Mürşidi var, ben şükrolsun O’na iman ettim, haktır diye söyleyerek gönlümüzün dolu olduğunu ifade etmeye çalıştım. Ne var ki içlerinden biri: “Bak bizde kaç saattir sohbet ediyoruz” dedi. “Hadi gel seni gavsa(!)” götürelim diyordu. İçimden çok güldüm. Bizim ettiğimiz sohbetse Ömer Faruk abimizin ki neydi? Efendim Hazretlerinin yaptığı sohbet neydi? Bunu söyleyen kişi de on beş senedir tasavvufun içinde olan bizim bölgenin sorumlusuymuş. Devam ediyordu sözlerine utanmadan diyordu ki: “bak buralarda çok sahte şeyh çıktı dikkat et” falanda filanda… Ahhhh dedim Efendim, seni bunlara bir haykırabilsem! Lâkin yine kibarca gönlümüzün sizde olduğunu belirten sözler söylüyorduk. Ben çünkü sizden öyle öğrenmiştim. Buyuruyordunuz ki:

“Başka cemaatten birine rastladığınızda ve biliyorsunuz ki orasıda şeriat ve sünnet üzere olan bir hak kapısıdır. O’na Mürşidini daha çok övün, daha çok bağlansın. Bizim çok sayı gibi bir derdimiz yok.” diyordunuz.

Ve yine buyuruyordunuz ki:

“Hırsızlığın en adisi, en kötüsü bir müridi mürşidinden soğutmaktır.”

Bu sözler kulaklarımızda çınlıyordu şükrolsun. Ve sizin bizlere bahşettiğiniz terbiyenin büyüklüğünü tekrar tekrar görüyorduk şükrolsun. Biraz daha konuştuktan sonra vedalaştık. O ara amcama; “biz normalde kimseyle bunları konuşmayız. Senin yeğenle tanıştığımıza memnun olduk” dediler.  Bir farklılık olmasına çok sevindim. Çünkü onlarla konuşurken rabıta yaparak konuşmaya çalışıyordum.

Üniversiteye giden yollarım şükrolsun artık iyice Efendim’le diz dize oturup sohbet dinlediğim yolculuklara dönüşmüştü. “En mahrem sohbet kişinin kendi kendine ettiği sohbettir.” olayı yaşanıyordu. O aralarda aynı yerde oturduğumuz şimdi ihvan kardeşim olan Aykut kardeşimle dilim döndüğünce konuşmaya çalışıyordum. Bir akşam okuldan eve dönerken yine konuşuyorduk birden: “Serkan gülüyorsun.” dedi. Şaşırdım. Çünkü iki seneye yakın Aykut’la yolculuk yapıyorum ilk defa mı gülmüştüm? Sordum. Cevaben dedi ki: “Yok Serkan önceden de gülüyordun şimdi çok farklı gülüyorsun.” Amenna dedim. İki senedir yaptığımız yolculukta şimdi tek bir fark vardı; o da Efendim’di. Şükrolsun Aykut kardeşimizde bunun farkındaydı. Daha sonrada birkaç anımız oldu Aykut kardeşimle lâkin bu söz hala kulaklarımda ve hatırladıkça gülerim.

Üniversitede çoğu kişiyle konuştuğumda şunu fark ettim ki bir yerlere bağlı bulunan arkadaşlar bile Efendim Hz’ni çok sevmişti, sözlerini kabul ediyorlardı. Lâkin içlerinde bulundukları çıkar davasından dolayı oradan kopamıyorlardı. En son artık bizi seven Efendim’i sevmiştir demeye başladık. Herkes nasibini alır diye düşünmeye başladık.

En son olarak da bir rüyamdan bahsetmek istiyorum Efendim’in himmetleriyle; Evde sofrada yemek yiyordum. Bir anda karşımda Efendim’i gördüm. Hemen mutfağa koştum. Annemin yaptığı kekten ikram etmek için. Döndüm ki; Efendim siz yoksunuz. Bütün odalara baktım yoksunuz. En son odama gittim. Bir baktım ki yatağımda siz varsınız çok sevindim. Sizi seyretmeye başladım. O an bakıştık.

“Hadi git yat.” diyorsunuz.

Bende; “Efendim biraz daha sizi seyredeyim.” diyorum.

Bu şekilde bir, iki kez daha konuştuktan sonra beni yatağa yanınıza çektiniz. O an mübarek sağ koltuğunuzun altında siyah şekilde bir ben gördüm. Bir müddet birbirimize sarıldık. Sonra siz bir an ayağa kalktınız mübarek göğsünüzden belinize kadar olan kısımda herhangi bir elbise yoktu ve şu kelam çıkıyordu dudaklarınızdan:

“BU VÜCUT KİMDE VAR?”

Ve dönmeye başladınız. Vücudunuza baktığımda mübarek göğsünüzde damarlarınız yeşil, mavi renk arası bir durumdaydı. Mübarek iki omzunuzun arasında ters üçgen şeklinde içi sarı renk bir sembol ve mübarek sırtınızda yine o açık yeşil ile mavi renk arası arapça yazılar yazıyordu. O sözünüz üzerine “amenna” deyip size sarıldım.  Bir anda sizde yok oldum Efendim.  Mübarek vücudunuzda yok olduğumda siyahımsı renkler görmeye başladım. Sonra tekrar sarılır duruma geldiğimde kapı aralığından annemi gördüm kahvaltı hazırlıyordu. Ve uyandım.

Bir abimize rüyamı anlattığımda olaya farklı bir açıdan bakıp şunu söylemişti. Men de bilmiyordum. O zaman öğrendim. Bütün peygamberlerin peygamberlik mührü elindeymiş. Lâkin Peygamber Efendimiz’in (S.A.V) iki omuzu arasındaymış. “Mühür kimdeyse Sultan O’dur” derler. Sultanlık da en çok size yakışıyor Efendim.

“O VÜCUT KİMDE VAR!”

By |2014-11-01T07:01:01+00:00Cumartesi, Ekim 25, 2014|Hatıralar|

About the Author:

Siz de fikrinizi belirtin