Umut

Bundan senelerce önce geçirdiğim kaza nedeniyle yürüme özgürlüğümü kaybettim. O zamandan bu zamana ömrüm hastanelerde geçti. Doktorların söylediği bütün sözlerden her biri birbirinden daha çok yıktı beni. Çocukluğumun ve cahilliğimin verdiği sebeplerden dolayı çok isyan ettim ama hiç bitmeyen ve de beni hayata bağlayan bir umudum vardı. Ancak bu umudum beni sürekli güçlü tutmuyordu. Başkalarının yaptığı ve benim yapamadığım her şey beni çok üzüyordu. Sokaktaki hayvanların bile yürüyüp koştuğunu görünce çok üzülüp ağlıyordum. Her ağlamamda mahallemde olan ve sonradan bana vesile olacak olan Ömercan abimle konuşma ihtiyacı duyuyordum. Çünkü O’nda çevremde olan insanlarda olmayan bir farklılık vardı ve sonradan anlamdım ki o farklılık Efendim’di (Beylerbeyi Bayburdî). Ömercan abim bana sürekli sohbet ederdi ve benim o sohbeti dinledikçe dinleyesim gelirdi. O sohbetin hiç bitmesini istemiyordum çünkü orada farklı şeyler vardı, daha önce hiç bilmediğim ve duymadığım Mürşidi Kâmil’den söz ediyordu ve bu bana çok huzur veriyordu. Allah’ıma çok şükür oraya gitmeme vesile oldu. İlk dergâha giderken çok çekiniyordum ve utanıyordum çünkü onlar gibi değildim fakat ben o kapıda diğer insanların içinde hiç görmediğim sevgiyi ve de ilgiyi gördüm. Bu beni çok mutlu etti. Bir gün Efendim Hazretleri’nin ertesi akşamı sohbeti olduğunu öğrendim ve ertesi sabaha uyanamam diye sabah saat 7’ye kadar oturdum ancak daha fazla dayanamayıp uyuya kaldım ve bir rüya gördüm.
Rüyamda Ordu’da evdeyim. Sürekli bir çaba içerisindeydim başımda o kadar insan olmasına rağmen ben dolabımın başında kıyafet arıyordum. Sonra odamın dışarısından bir ses duydum ve o evin kapısından ben yürüyerek çıktım. Çıktığımda karşı kaldırımda oturan başı sarıklı, sakallı, nur yüzlü bir insan gördüm. O’nunla aramızdaki yol mesafesi boyunca ateş yanıyordu. Ateşin bir ucunda o nur yüzlü insan ve diğer ucunda da ben vardım. Gülümseyerek, elini uzatmış bir şekilde ardı ardına hiç kesilmeyen bir ses tonuyla bana: “gel kızım” diyordu. O sayede uykumdan uyandım ve büyük bir heyecanla Efendim Hazretleri’nin sohbetine koştum. Mürşidim içeri girip postuna oturduğu an rüyamda ki nur yüzlü insanın Efendim olduğunu anladım. Efendim Hazretleri sohbet etmeye başladı ve sohbetinin sonuna doğru bir kaç kişi ders almaya başladı. Kendime hiç güvenemiyordum, yapamam diye korktuğum için ders almanın erken olduğunu düşünüyordum. O an içime öyle bir istek geldi ki ve “bende istiyorum” dedim. Bir ihvan kardeşime ders almak istediğimi söyledim. Yerimden kalkamadığım için Efendim Hazretleri bir sandalye alıp karşıma geldi ve buyurdu ki:

“Kızım eğer bilsem ki hakkında hayırlısı olacak; senin yürümen için gece gündüz dua eder seni kaldırır yerine ben geçerim.”

buyurdu ve nihayet tesbihini uzattı. Tövbeyi istiğfar ediyor o eşsiz sesiyle “kabul ettin mi?” diye soruyordu Efendim…
Siz bizi kabul etmiştiniz ya Efendim, tesbihi o kadar sıkı tutmuşum ki heyecandan, “bırak kızım” buyurdu Efendim. Ağlıyordum. Dergâhta ki herkes ağlıyordu ve bıraktım tesbihi.

Efendim Hazretleri’ni tanıdıktan sonra hayatım tersine döndü. O hüzünlü kız gitti yerini mutlu huzurlu hayat dolu bir Demet aldı. Efendim Hazretleri’ni tanıyana kadar bizde isyan, gıybet, kıskançlık vb. huylar vardı. Şimdi ise tam tersine etrafımdaki insanlara bunları yapmamasını telkin eder oldum. Efendim, sizi tanımanın bize verdiği onuru, kattığı güzelliği, sevgiyi kalemle kâğıda sığdırabilecek değilim ancak bildiğim bir şey var ki bu kapıya gelenler daha sizi görmeden isminiz duyulduğu anda hâli yaşantısı değişmeye başlıyor. Öylesine güzide evlatlar yetiştirmişsiniz ki, onlara bakan, onlara değen, onları dinleyen her şeyinden vazgeçip onlar gibi olmak ve sizin izinizden yürümek istiyor. Bizleri sizinle, davanızla ve böylesine güzel evlatlarınızla tanıştırıp aranıza kabul ettiğiniz için size sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.