Erzincan Ziyareti (2009)

Ana sayfa » Erzincan Ziyareti (2009)

Erzincan Ziyareti (2009)

Efendim Hz.leri (Beylerbeyi Bayburdî), Erzincan’a ziyarete gitmek istediğini, yanında geleceklerin ise daha önce Erzincan’a gitmeyenlerden seçilmesini bildirmişti. Gitmeyi istiyor, ancak ailemin tepki vermesinden çekiniyordum. Zahir babamdan izin istediğimde ise “İşimiz var, gidemezsin.” demişti. Çok üzülmüştüm. O dönemdeki görevlimiz olan Yücel Bey’e gittim. Efendimi rabıta ederek, çok istiyorum; ancak bize izin vermiyorlar dedim. Durdu ve sırtıma vurarak “Gönderirler seni, sıkma canını.” dedi. Amenna, gönderir ağabeyim dedim ve tekrar eve gittim. Babamın karşısına çıktım. Babamı Efendim olarak düşüneyim ve izni de Efendimden isteyeyim dedim. Bunun üzerine babam “İyi, git bakalım” dedi. Çok sevindim. Nasıl teşekkür edeyim ki sana Sevgili?

Yolculuk başladı. İzmit’teki bir ihvan kardeşimize de iş yerinden izin vermiyorlarmış. Yoldayken o da aradı “İzin aldım, beni de alın.” dedi. Yol kenarından arabaya bindiğinde, Efendim, kardeşimize şöyle buyurdu: “Demek ki çok isteyince getiriyorlarmış.” Yolculuk esnasında Efendim hiç uyumuyor, uzun süre sohbet ediyor, Kur’an okuyor, molalarda yürüyüş yapıyordu. Sürekli izliyordum “Sevgili”yi.
Tekrar yola devam ettik. Efendimi Çorum’dan karşılayanlar ve bize Ordu ekibinden katılanlar olmuştu. Ertesi gün sabah kahvaltısı için mola verilmişti bir tesiste. O tesisin dış tarafındaki masalara dağılmıştık. Biz bir yandan kahvaltılıkları hazırlıyorduk, bir yandan da öğrencilerle muhabbetleşiyorduk. Her şey hazırdı. Efendim önümdeki masadaydı ve önümde Ordu’dan, yaşı büyük bir amca vardı. O amcanın arkası bana dönüktü ve onun karşısında Efendim Hazretleri vardı. Öğrenci kardeşlerimle aynı masadaydım. Onlarla muhabbetleşirken bir ara bir şey hissettim. Masanın yanındaki tesisin dış camından Efendime doğru baktım. O amca, Efendime bir şey anlatıyor ve herkes Efendime bakıyordu. Efendimin bana camdan öyle bir bakışı vardı ki, on saniye göz göze geldik; ama aklım başımdan gitmişti. Çatal elimde kaldı, öyle bir hâle düçar oldum ki hem utanıyor hem çok yanlış bir iş yaptım diyerek kendimi sorguluyordum. Bir yandan da ne oldu ki şimdi deyip yerin dibine giriyordum; ama o bir çift göze vuruldum. Vücudumdaki kimyayı değiştirdi sanki o bakışlar. Başım dönüyor, hâlimi saklamaya çalışıyordum.

Kafamı kaldırdığımda yine göz göze geldik; ama kimse farkında değildi durumun. Bunu anlıyordum. Bir şey de yiyemedim ve kalktık. Nihayet Abdurrahim Reyhan Hazretleri’nin, Efendimin arkadaşıyla katıldığı hatm-i şerifte camiyi bir sağa, bir sola yükselttiği o caminin önündeydik. İhvanlar Efendimi dinliyor, Efendim bu yaşadığını anlatıyordu o sırada.

Beynim sallanıyordu. deprem oluyordu sanki, usulca etrafıma baktım. Herkes Efendimi dinliyordu ve kimsede değişik bir durum yoktu. Ama zemin-i âsumân sallanıyordu. Gözlerime bakıyordu Mübarek. Tam karşısındaydım Efendimin. Aklımdan attım bu düşünceleri. Ne oluyorsa oluyor dedim. Efendimin mübarek başının arkasında şimşekler çakıyordu, gökyüzünden Efendim yine tebessüm ediyordu. Kendi kendime, kafanı eğip kendine gel de mürşidine bak dedim. Öylesine bir imanla alıştırmıştı ki kendine, bu yaşananları küçümsemek için söylemiyorum; çok da önemli bir şey değildi. Ama o bakışların yok mu Sevgili? Onca insandan saklayıp da o an aklımı nasıl başımdan aldın? Sultanım, hâlâ unutmuyorum. O bakışlar, bize sizden bir hediye rabıta olarak kalmıştı. Yaşattığınız için teşekkür ederim.

By |2014-09-22T20:03:59+00:00Salı, Eylül 16, 2014|Hatıralar|

About the Author:

Siz de fikrinizi belirtin