Bir Saatte Dört Mevsim

Ana sayfa » Bir Saatte Dört Mevsim

Bir Saatte Dört Mevsim

Soğuk bir kış akşamıydı. Birkaç kardeşimizle birlikte sıcacık bir evde Efendimden (Beylerbeyi Bayburdi Hz.) sohbet dinliyorduk. Zaman ilerledikçe konu, Abant Gölü’nün manzarasına gelmişti. Efendim, oranın bu mevsimde ne kadar güzel olduğunu, Rabb’imin Abant’a nasıl cömert davrandığını ve bütün güzelliğini oraya aksettirdiğini anlatıyordu. Kardeşlerimizle bakıştık, görmemiştik anlatılan yeri. Aramızda fısıltılar olunca Efendim şöyle buyurdu: “Sizin bir planınız var, söyleyin de kurtulun.”

Fatmacan Hanım: “Efendim, biz de görmek isterdik o manzarayı. Sizin için de uygun olursa beraber gidebilir miyiz?” diye istekte bulundu. Canım Efendim, hiç düşünmeden “Olur, müsait bir zamanda haber veririm size, siz de gelebilecekleri belirlersiniz, gideriz. Neden olmasın!” buyurdu. Zaman geçiyor, kar mevsimi bitecek diye aramızda konuşuyorduk. Yüce gönüllü sevgili, sözünden dönmezdi. Söz gününün bir zamanı vardı belli ki.

Hiç ummadığımız bir akşam haber göndermişti, “Yarın onları Abant’a götüreceğim” buyurmuş ve ısrarla ikaz etmiş -her zaman yaptığı gibi- sıkıntı olmasın kimseye, rahatlıkla gelebilecekler hazırlansınlar, demiş. Hazırlıklarımızı tamamlayıp yola çıkmıştık, bahar mevsimi gelmiş, İstanbul’da kar kalmamıştı; güneşli, ılık bir hava vardı. Can dostuma şöyle diyordum -eksik aklımla- şimdi orada da kar kalkmıştır; yine göremeyeceğiz manzarayı. Bir taraftan da bunun önemi yok, Efendimle olduktan sonra kim görür manzarayı! Ne fark eder? Hava nasıl olursa olsun, diyordum.

Sevgili, anlatıyordu. Yol üzerinde taştan kaplanmış bir ev vardı. Efendim öyle bir iç çekti ki… Sormayın, belli ki yaşanmışlıklar vardı orada. Dışını da, yolunu da yapmışlar, diyordu. Çok da güzel olmuş. Hatırası kendinde saklı olsa gerek ki “Ben acıktım, bir şeyler yiyelim mi?” diye sözü de, ortamı da değiştirdi birden. Tavrıyla beraber havayı da değiştirmiş; aniden yağmur bastırmıştı. Bir an önce kapalı bir yere girmek için bir mekân gösterdi. “Şuraya girelim, daha fazla ıslanmayın.” diye buyurdu. Gerçekten rahmet yağıyordu, biz bundan habersiz, mekânın değişikliğine kaptırmıştık kendimizi. Mekân bizi oyalıyor gibiydi. Birazdan olacakların farkında bile değildik. Efendimde değişik bir hâl, bir başka güzellik, bambaşka bir eda beliriyordu. Efendim, tüm güzellikleri mıknatıs gibi üzerine çekiyordu adeta. Karşısında taş olsa dile gelirdi. Yakup (a.s.) orada olsaydı, Yusuf (a.s.)’un gömleğine hacet kalmazdı. Yakup (a.s.)’un gözleri açılırdı. Ben sadece “görene, köre ne?” diyebiliyordum.

Bu arada Efendim yemeğini yemiş, çayını da eline alarak dışarıya çıkmıştı. Biz de yemekle meşgul olurken hava açmış; güneş yüzünü göstermiş, her yer güneşin parıltısıyla parlamıştı. Efendim bize işaretle “Hazırlanın, sizi gölün kenarına götüreyim.” derken bir taraftan garsonla konuşuyordu. Garson: “Tekrar bekleriz beyim, gene buyurun.” dedi. Efendim: “İnşallah karlı bir günde geliriz, buraların tadı karlı havada güzel oluyor.” buyurdu. Garson: “Beyim, artık bu saatten sonra buralara kar düşmez, inşallah seneye bekleriz.” dedi.

Oradan ayrıldık, arabaya bindik ve gölün kenarına gitmeye başladık. Evet, kar kalkmış gibi görünse de ormanın içinde, dağın görülen tepelerinde kar vardı. Canın sağ olsun Efendim, diyordum içimden. Vardır bir hikmeti. Seneye de nasip… İnanın anlatması öyle güç ki, çok geçmedi bir iki dakika sonra öyle bir kar yağmaya başladı ki silecekler yetersiz kalıyordu. Lapa lapa sanki bembeyaz güller dökülüyordu başımızdan aşağıya. Şaşkınlığımızı gizleyemeyip kardeşimle birbirimize bakışırken gözler donmuş, sözler buz kesmişti. Hayretle izliyorduk, hep birlikte “Amenna!” diyebiliyorduk sadece.

Biraz ilerledikten sonra gölün kenarına gelmiştik. Hava çok yumuşaktı ve havada bir narin rüzgâr vardı. Rüzgâr ılık ılık eserken Efendim, o nazik şaçlarını okşuyordu. Adeta “kıskanın” der gibiydi. Az önce karla karışık yağdırdığı güllerden taç yaparken başımıza, şimdi de bahar şöleni hazırlamış, hoş kokulu rüzgârla raks ediyordu. “Fotoğraf makinesi getirmediniz mi? Fotoğraf çekin. Hatırlarsınız baktıkça.” diyordu.

Ey, her yaptığını en güzeliyle yapan gönüller sultanı, sevgilimiz! Yazarken bile bütün azalarım tir tir titriyor; nefes alamıyorum. Anbean yaşarken basiretimiz mi bağlandı da “burada ölünecekti” deyip ölemedik. Bu nasıl güç, nasıl kudret, ne büyük sırdır?
Tabiat, tıpkı gelin gibi, bembeyaz gelinliğini giyinmiş, simlerini dökmüştü toprağın üzerine. Efendim de karların üzerinde dolaşırken sanki halveti yaşıyordu. Pek nazik, öyle kibar, öyle inceydi ki, basmıyordu resmen ayakları yere. “Az ileri gidelim.” buyurdu. Göl resmen buz sahasına dönmüştü, gölün kenerlarına karın yoğunluğundan yaklaşılmıyordu. Biz de yakından görmek istiyorduk, biraz ileri derken, kar diz boyu idi. Mümkün değil. O anda arabaya geçin, yoldan izlersiniz, dedi. Daha sonra “Bir de buradan bakın.” buyurdu. Arabadan indik. Böyle bir şey olamaz, diyerek bakıyorduk birbirimize. Bastığımız yerde kardan eser yok. Nemli toprak, toprağın içinden filizlenmiş başlarını çıkarmış çiçekler, yeşermiş otlar, her çeşit ve her türden çiçekler “Biz de güneşimizi görmek isteriz” diye sıralanmışlar. Güneş, yerdeki güneşi görünce bulutların arkasına gizlenmiş, Efendime imrenircesine bakıyordu. İlkbaharın tam orta yerindeydik. Hafif meltem esintisiyle gelen çiçek kokuları bizi sarhoş etmişti. Fazla dayanamadı bulutların arasından bakan gök kubbedeki güneş, yüzünü gösterip sıcaklığını hissettirdi.

Ağustos sıcağı bastırmış, tamamen yaz havasına bürünmüştü ortam. Bunu dile getirdiğimizde, Efendim, bu nasıl olur? Burada böyle, az ileride başka, şurada şöyle, dediğimizde kaşlarını çatarak: “Tamam, tamam, yok bir şey, size öyle geliyor.” diyerek sözü başka yerlere çekiyordu. Biz de ısrarla Efendim, şöyle oldu, burada böyle bir şey mi vardı? deyince, tamamen sohbeti değiştirip: “Haydi, hazırlanın, geç olmadan dönelim.” diyerek geçiştirdi konuyu. Sözün bittiği yerdi. Akıl idrak edemez, dil söyleyemez. Bize düşen, Efendimin tasarrufuna ve hikmetine sığınmaktı.

By |2014-09-22T20:03:48+00:00Salı, Eylül 16, 2014|Hatıralar|

About the Author:

Siz de fikrinizi belirtin