Tasavvufa Göre Zina

Tasavvufa Göre Zina

5mart

Millet olma değerlerini her geçen gün kaybediyoruz. Ben buna dikkatinizi çekiyorum. Bilhassa hepinize Allah rızası için geçen sohbetimde de bir kısmına değindim. Bak biz aşık yetiştiriyoruz diyoruz. Bu aşıkların en çok dikkat etmesi gereken şey de karşısındaki insanların onuru, onuru. Kimsenin onuruyla oynamayın. Aşk ikliminin mensupları buna lütfen lütfen hiç kimsenin dikkat etmediği kadar dikkat etsin. Bir hanım kız size elini uzatıyor olsa bile reddedin hemen diyin ki dur. Allah rızası için dur. Allah’ın yasakladığı bir fiili yapmayalım. Onuda iterek, döverek, aşağılayarak değil. En güzel şekilde, en tatlı dille diyin ki bende seni seviyorum. Sen sevilmeyecek bir insan değilsin ki. Bak ne güzelsin. Ne kadar şirinsin. Allah bunları sana karşılıksız vermedi. Bir teşekkür olarak sende onurunu koru ne olursun. Bu şekilde söyleyelim. Allah’a borcunu bu şekilde ifa etmiş ol ne olursun. Onurunu koruyarak şerefini koruyarak bunu yap ne olursun. Bana değil hiç kimseye elini uzatma. Hiç kimseye elini uzatma Allah rızası için.

Bunu ben sizin söylemenizi beklerken bazen duyuyorum ki bizim kardeşlerimizin içerisinde de el ele kol kola şöyle böyle sokaklarda gezen ihvanlarımız var. Ben bunu size yakıştırmıyorum bunu size söyleyeyim. Bu sizin gideceğiniz yolda size çok büyük engel olur yarın bunu size söyleyim. Ben isim vermeden anlatacam. Bana bir kızımız anlattı. O gün bugün ben o anlattığı kişiye aşığım evladım benim oğlum benim diyorum. Velev ki bazen rahatsızlıkları oluyor ben hiç onu bile görmemezlikten geliyorum. O iki cümle beni ona aşık etti. Dedi ki Efendim dedi. Ben o evladınızla daha önceden tanışıyordum. Konuşuyorduk herkez gibiydik işte el ele kol kola geziyorduk dolanıyorduk. Ama bir gün dedi ki İstanbul’da birisi varmış. Arkadaşlar vesile oldu. Bende Onu görmeye gidecem. Mübarek bir zatmış. Bizden bahsetmiş. Ve gitti. Ertesi gün geldi. Ben ona elimi uzattım. Dedi ki yok benim davam var. Bana elini melini bir daha uzatma tutmayacam. Tamam arkadaşımsın. Seni seviyorum. Evleneceğim de ama elini tutmam bi daha. Ve ben dedi şunu düşündüm dedim ki ”Bu bir insanı bir gecede bu kadar değiştiren insanın yanına gitmeli, onu tanımalı. O nasıl bir insan ki bir gecede birisini bu kadar değiştiriyor. O söz beni çarptı.”diyor. Sanki hususi o sözü Siz ona söylettiniz benim buraya gelmem için. Ve o evladımda kızımda geldi benden ders aldı. Bunu yaptıracak bir yiğit yok mu bu meydanda? Bunu yapacak bir yiğit yok mu? Var biliyorum. Yapın o zaman. Şimdiye kadar söylemedim. Çünkü size bunları birden söylemiş olsaydım. Bir çoğunuzun gelmesine engel olmuş olurdum. Engellemek istemedim. Dedim hele bir önce gelsinler. Hele önce bir sevsinler. Hele önce aşk nedir bir görsünler. Sevgi neymiş bir görsünler. Ondan sonra ben bunları onlara anlatırım dedim. Ve Allah’a şükür sizin bir çoğunuz artık o hale geldiniz. Bir çoğunuz aşkın ne demek olduğunu öğrendiniz. Bir çoğunuz o aşkı gözlerimde gördünüz. Şükrolsun bunu inkar edecek kimse var mı aranızda yok. O zaman şimdi isteme zamanı geldi. Gelin bu onurlu duruşu sergileyelim.

Bu coğrafyayı biz kurtaracaz. İnsanımız zayi olup gidiyor. İnsanımız perişan oluyor. Üniversiteyi bitirene kadar üç beş erkekle öpüşen bir kadının doğurduğu çocukla biz bu coğrafyayı kurtaramayız. Anlamaya çalışın. Daha ağırını söylemeyeceğim. Daha ağırını konuşmayacağım ama söylediğimi anlayın lütfen. Biz bu coğrafyayı o insanlarla kurtaramayız. Veya üniversiteyi bitirene kadar üç beş kız ile öpüşen erkek ile biz bu coğrafyayı kurtaramayız. Çünkü bu onuru bizim sergilememiz lazım isteyebilmemiz için. Kimden ne isteyeceğiz. Hangi yüz ile isteyeceğiz. Ben işi el noktasından tutuyorum. Daha ötesini düşünmeyesiniz diye ordan tutuyorum. Daha ötesini düşünmeyesiniz diye ordan tutuyorum. Ne olursunuz anlamaya çalışın. Ama bizi perişan eden şey bu.

Siyonizm bir tarafta, Amerika’nın emparyalizmi bir tarafta, İngilizlerin, İngilizlere mahsus o duruşu o içimize şırınga edişi bir tarafa bu üç güç birleştiler. Tarih sürecinde hep bunu bize yaptılar. Önce bizi kendilerine benzettiler. Sinema ile yaptılar bunu, tiyatroyla yaptılar bunu, basın yoluyla yayın yoluyla sonradan televizyonla yaptılar bunu ama bizi neticede kendilerine benzettiler. Kendilerine benzetmeye çalıştılar. Çünkü tarih boyunca bize niye boyun eğdiklerini biliyordular. Bunun teşhisini yaptılar, koydular. Dediler bizde ne yok onlarda ne var baktılar. Gün geldi ki bizim silahlarımız da dedi Osmanlı zamanında haydi onlar silah olarak, güç olarak da bizden kuvvetli idiler. Ama gün geldi ki biz daha güçlü olduğumuz halde silah olarak da yine onları yenemedik. Bunun sebebi ne? Bunu araştırdılar. Bu coğrafyada Lawrens’ler şunlar bunlar cirit attılar. Bizi birbirimize düşüttürdüler önce. Sonra kimliğimizi değiştittirmeye başladılar. Okul kitaplarımıza girdiler, şuraya girdiler, televizyon, oyunlarımızda, şurda burda nerde derseniz deyin. Onu bize empoze ettiler.

Bakın geçen gün bir hanım ile birkaç hanım bir yerde bir iş için gelmiştiler banada bir ehliyet işleri vardı da biliyorsunuz kardeşimizin işte sürücü kursu filan var dediler. Efendim yardımcı oluver. Olur dedim yani en azından belli ölçülerde yardım ederim. İşte orda konuşurken bir vesile ile kızımızın birisi dedi ki Efendim biz ailemle bir araya geldiğimiz zaman ayrılmak zorunda kalıyorum. Siz buyurdunuz ki ailenize karşı iyi davranın. Ünsiyet etmeye çalışın. Ama bir an geliyor ki artık onlardan ayrılmak zorunda kalıyorum. Niye dedim dedi ki. Survivor diye bir program var. E dedim ne var ki orda. Dedi ki Efendim orada yarışma programları var. Yarışıyorlar ama dedi. Afedersiniz erkekler dedi yarı çıplak halde yarışıyor. Ve dedi ben hatırlıyorum biz bundan çok kısa bir süre önce diyelim annemiz babamız kardeşlerimizle bir film seyrederken o filmin bir yerinde bir çıplak sahne veya işte bir öpüşme sahnesi varsa hemen televizyonu kaptırdık. Babamızın annemizin yanında olur mu seyredilir mi diye televizyonu kapatırdık. Bakın şimdi bize. Bakıyorum ki baba anne oğul kız hepsi beraber oturuyorlar survivoru izliyorlar. Erkekler afedersiniz bir şort ile kadınlar işte bikini ile şununla bununla neyse anlatmak istediğimi anlıyorsunuz ne demek istediğimi Efendim bizi bu hale getirdiler dedi. Maalesef baktım ki hepsi oturmuş seyrediyorlar ben kalktım. Niye kalktın dediler. Ben dedim ki bunu seyredemem ki babam burda annem burda benim ahlakım buna müsait değil. Ben ayrıldım ama onlar seyrediyorlardı diyor. Birlikte seyrediyorlar artık utanmadıkları için. Onada bahane işte yarışmaları seviyoruz da onun için seyrediyoruz demişler. Neyse birşey anlatmaya çalışıyorum. Çok basit birşeyden yola çıkarak anlayabilesiniz diye size bir şey anlatmak istiyorum. Aslında bunun birçok sosyolojik ve psikolojik unsurları var. Ben bunların hepsini size biliyorum anlatırım. Ama gecenin bu saatinde akşamın bu saatinde sizi sıkmak istemiyorum. Çok basit bir şey ile bunlarla bizi bitirdiler. Şimdi onlar gibi düşünüyoruz, onlar gibi yiyiyoruz, onlar gibi giyiniyoruz ve tabiki diğer işlerimizde hepsi onlar gibi oldu. Peki ne diyorsun Efendim ne demek istiyorsun. Ya biz böyle değildik onun için onlardan güçlüydük anlasanıza. Biz bunların hepsine karşı çıktığımız için onlardan güçlüydük. Biz böyle şeylere bulaşmadığımız için onlardan üstündük.

Alın bakın diziler var işte bende seyrediyorum bazen müsait olduğum rastgeldiği zaman neydi Diriliş değil mi? Bakın orada birazda şeyden bahsediyorlar orada ondan bir kesitler koymuşlar orada. Gerçi mübarek o yıllarda yaşamadı ben biliyorum. Ondan bir 100 sene önce yaşadı ama olsun oraya çok güzel Allah razı olsun Muhyiddin Arabi hazretleri onuda yerleştirdikleri içinde özellikle bakıyorum yani yakaladığım zaman görüyorum bakıyorum. Şimdi oradaki felsefeye bir bakın. Oradaki kadınların felsefesine bir bakın. Çok güzel vermişler bazı şeyleri. Oradaki erkeklerin düşüncesine bir bakın. Bide şimdi bize bir bakın Allah rızası için ne olursunuz bide bize bakın. Şimdi oradaki insan güçlü karakteri güçlü herşeyiyle güçlü. Doğduğu anneye bakıyorsun, onu doğuran anneye bakıyorsun. Herşeyiyle güçlü karekteri güçlü. Şimdi bakın ne hale geldik. Erkeğimiz artık erkek değil. Erkek değilden ne kastettiğimi biliyorsunuz. Tabiki o bazı insanların ilk planda düşündüğü şeyi düşünerek bunu söylemiyorum. Hiçte düşünmedik zaten. Erkeklikten kastettiğimiz bir şey var bizim. Erkek gibi erkek olmaktan kastettiğimiz bir şey var. Heralde benim oğlum Rafet Bey mi birisi anlattı. sinemaya gitmiş de bir korku filmi oynuyormuş. O korku dedikleri sahneler çıkınca önde bir erkekle bir kız iki arkadaş oturuyormuşlar. Erkek korkuyormuş hem yüzünü kapatıyormuş hem de kızın omuzuna başını koyuyormuş. Diyor ki öyle tiksindim ki öyle rahatsız oldum ki diyor yani yaptıklarını kız yapsa diyeceksin ki tamam. Onun yapması gereken şeyi erkek yapıyordu diyor. En çokta diyor o kız için üzüldüm. Felsefe aynı düşünce şekli aynı olduğu için oda benim gibi bende olsam orda en çok kıza üzülürdüm. Yani o erkekle nasıl birlikte oluyorsun diye ben ona üzülürdüm. Vay beni. Nasıl birliktesin? Nasıl tahammül ediyorsun öyle bir erkeğe? Diye ona üzülürdüm. Öbür erkek zaten o kaybetmiş. O erkeklik denilen şey ne ise bizim. İşte o yani afedersiniz belli uzuvlarda değilde beyinde gönülde olan erkeklik diye bir şey var onların hepsini kaybetmiş. İşte bu hale getirildik. Yani bunu bunun için anlatıyorum. Yanlış anlamayın. Bu hale getirildik. Şimdi bunu bir yerden düzeltmemiz lazım sancak düştüğü yerden kalkar efendiler.

Sancak düştüğü yerden kalkar. Bunu bir şekilde bir yerden ayağa kaldırmamız lazım. Nasıl? Kaybettiğimiz değerleri geriye toplayarak. Biz bittik. Benim şurada oturan insanların hiçbirinden o noktada bir istediğim yok. Yani siz bundan sonra herşeyi düzelteceksiniz yok. Bizim boğazımızdan haram lokma geçti. Gözümüz harama baktı. Kulağımız haramı duydu. Ayağımız harama gitti. Ama biz o nesli yetiştirebiliriz. Bu yanlışlarımızı görürsek. Bu yanlışlarımızdan tövbe edersek. Bu yanlışlarımızdan dolayı alnımızı secdeye koyar Allah’a yalvarırsak. Allah bu yanlışlarımızdan bizleri kurtarır inşallah. Kafamız düzelir. Düzelince bizden sonra gelecek nesli kurtarabiliriz. Ama bunu kurtarabilmek için önce onları kendi nefsimize tatbik etmemiz lazım. Önce onlardan kendimizi soyutlamamız lazım. Bugün öğlen de sohbette misal verdim. Yani bir bal misali verdim işte burda da verilebilir o misal. Daha önceki sohbetlerimde de vermiştim o misali. Yani ne oluyor.

Bir hanım gidiyor mübareğin birine diyor ki Efendim benim bir mazuratım var söyle kızım diyor. Diyor ki “Ben dul bir hanımım gelirim yok benim oğlumda obez” diyor. Yani fazla kilosu olan. “Ama çok şey yapıyor bal yiyiyor. En çok da bala düşkün benden devamlı bal istiyor. Bal da çok pahalı bir şey ben her zaman alıp yediremiyorum. Bunun için geldim ki bana bir dua edesin himmet edesin de beni bu alışkanlıktan kurtarasın. Bu alışkanlığından vazgeçsin hiç olmazsa. Ben Nerede bulup ona her zaman bal verecem.” diyor. Mübarek böyle bakıyor bir yüzüne. “Git kızım gitte birkaç gün sonra gel.”diyor. Gidiyor birkaç gün sonra tekrar geliyor diyor ki “Efendim geldim benim çocuğuma dua edecektin.” Peki diyor açıyor ellerini dua ediyor. Oda amin diyor. Birkaç gün içerisinde de çocuk gerçekten o huyundan vazgeçiyor artık ondan bal istemiyor ama şimdi o hanımın aklına başka bir şey takılıyor niye efendi bana dedi ki “Git birkaç gün sonra gel.” Yani o anda neden dua etmedi merak merak merak dayanamıyor. En sonunda gidiyor diyor ki “Efendim ben geldiğim zaman amenna sizin dua ettiğiniz zaman kabul olacağını biliyordum. Ama siz bana dediğiniz ki git birkaç gün sonra gel. Sonra geldim dua ettiniz niye birkaç gün sonra?” Diyor ki “Bak yavrum, bak evladım. O senin bana dua et dediğin gün ben bal yemiştim. Ağızımda balın tadı vardı. Ben o halde dua etsem benim duam geri çevrilebilirdi. Ben üç beş gün kendime onu yasakladım. Hiç bal yemedim sonra sen geldin dua edince duam kabul oldu.”

Bakın burada çok ince bir espiri var. Bunu anlamaya çalışın. Bunu anlarsanız zaten olayı kavramış olursunuz. O zaman bizim istediğimiz bir şeyin olması için insanların ona itibar etmesi için önce bizim onu yaşamamız lazım. O laf ile olmaz. Niye evliyaullahın sözü daha tesirli oluyor da camilerimizde o kadar hoca efendiler Allah razı olsun onlarda vazife yapıyorlar. Onlar da insanları uyarıyorlar ama tesir etmiyor. Sebebi ne sizce? Çünkü birçoğunu söylediklerini yaşamıyor. Yaşayanlar istisna tabiki onlarında sözü tesir ediyor. Ama birçoğu maalesef yaşamıyor. Böyle olunca da ne oluyor? Sözün tesiri olmuyor. Yoksa cumhuriyetten beri bizim camilerimiz kapandı mı? Hayır. Bu bir tek partili dönemde camilerimize bir husumet olmuş ama yinede hepsini kapatamamışlar yani. Yine de camilerimiz açık ve Cuma namazı kılındı mı? Kılındı. Normal vakit namazlar beş vakit namazlar kılındı mı bir zaman Tanrı uludur diye kılındı ama kılındı neticede. Yani o zaman niye bu hale geldik. Değil mi niye bu hale geldik. Bunu sorgulamamız lazım kendimize de etrafımızdaki insanlardan da sorgulamamız lazım. Niye bu hale geldik? Geldiğimiz hal çok kötü. Birileri ey sağ kesim yüzde ellilere yakın oy alıyor diye sevinebilir. Birileri de hatta diğer sağ partileri de üstüne koyarak yav Allah’a şükür daha dur bakalım yüzde yetmiş seksenlerdeyiz diyebilir. Siz demeyin. Siz bunu yapmayın. Bitmek üzereyiz bitmek. Allah rızası için dirilin silkelenin kendinize gelin. Ne yaparsanız yapın ama dirilin. Diriliş neslinin başlangıcı olun siz. Allah rızası için ne olur olun.

Yani daha önce çok iyi çok temiz müslüman dediğimiz insanların durumuna bir bakın. Kimisi hırsız çıktı, kimisi yolsuz çıktı, kimisi soysuz çıktı, kimisi devletini yıkmaya çalışan çıktı, kimisi şu oldu bu oldu. Çünkü hiçbiri tastamam değildi. Ama bakın biz şükrolsun hem madden hem manen her bakımdan yetiştirdiğimiz evlatlarımız düne kadar tahsil seviyesi çok düşüktü bu nesilin onun tesiriyle çok itibar görmüyorduk. Ya bunlar gerici yobaz cahil adamlar deniliyordu. Bak Allah yardım etti oda kırıldı oda yok oldu. Oda ellerinden alındı. Şimdi bizim cemaatimiz için kim bunu söyleyebilir. Bak aranızda neler var. Mühendisler var, doktorlar var, hukukçular var. Allah’a şükürler olsun. Hangi noktaya geldik bak. Bu cemaat için artık onu söyleyemiyorlar. Bizim için hiç söyleyemiyorlar. Bizim içinde bir şey söylemeye kalksalar onuda söyleyemiyorlar.

Öyleyse şimdi bize düşen bir şey var. Tahsil seviyesindeki insanlara düşen bir şey var. Haramı reddetmek. Harama yaklaşmamak. Siz harama yaklaşmayın. Siz haramı reddedin. Allah’ın vadi var helali gönderecek size. Siz onurlu bir bekleyiş içerisinde olun yeter ki Allah’ın vadi var o bekleyişin neticesinde o muştuyu bize gönderecek inşallah. Ama böyle yapmak mecburetindeyiz. Böyle bakmak mecburetindeyiz olaya anlayın artık böyle bakmak zorundayız. Etrafımızdaki insanlara bunu böyle anlatmak zorundayız.

Diyeceğiz ki bu nesil bozuldu bozuluyor her geçen gün her geçen gün bu nesil bozuluyor. İçimizde zina yapmayan yok. Yapmayan yok. Dikkat edin! İllaki içimizde istisnalar amenna var. Ama içimizde şehvetle bir kızın elinden tutmayan yok. Bu benim için zinadır. İçimizde bir kızı şehvetle öpmeyen yok. Bu benim için zinadır. Günah kimin için nedir? Beni hiç ilgilendirmez. Ben bu davayı edinirken bunları biliyordum ve bilerek geldim buraya. Allah onun için belki de benim yolumu açtı. Çünkü biz zinayı bir kere farklı bir yere koymuştuk.

Şimdi siz biliyorsunuz ki bizim felsefemizde, bizim düşünce tarzımızda biliyorsunuz ki gerçek zina işte şeriatın hukuk sisteminde konulan gösterilen zina değil. Bizim düşünce sistemimizde o değil biz tasavvufçuyuz bak. Düşünen insanlarız. O zaman biliyorum ki bir kadın bir erkek birbirine dudaklarını şehvet olduğu halde uzatıyorsalar onların zina yapamayışının tek sebebi yer, mekan, zaman. Yer, mekan aynı demeyin ayrı ve zaman. Hadi mekan ve zaman diyelim ikisine sıkıştıralım. Eğer mekan ve zaman müsait olsa o zina zaten olacak orada, onun için o zinadır bizim için. Ona engel olan Allah korkusu değil. Allah korkusundan dolayı yapıyor olsa zaten onu yapmayacak. Çünkü Allah “Yaklaşmayın” diyor. Allah yapmayın demiyor ki Allah onu Kuran’da haşa haşa şöyle olursa zina olur diye tarif etmiyor ki Allah ne buyuruyor: “Yaklaşmayın.” Gidin kaç tane ayete bakarsanız bakın Yaklaşmayın, Yaklaşmayın, Yaklaşmayın” yaklaşıyor mu peki bu insan yaklaşıyor. Ne diyelim şimdi buna biz. Zina yapılmadı mı kabul edelim.

Bir güzel kızın uzattı eli reddedin, reddedin. Diyin ki ben senin güzelliğini reddetmiyorum. Ben seni reddetmiyorum. Haşa ama ben bu fiili reddediyorum. Yemin ediyorum ki o anlamazsa onu anlayacak daha güzelini Allah size gönderecek. Zerre kadar şüpheniz olmasın. Velev ki göndermese ne olacak. Bir gün benim yaşıma geleceksin. Benim gibi şöyle geriye bakıpta, Allah’a şükürler olsun ben harama el uzatmadım diyebiliyorsanız ne mutlu size ve bilin ki bu coğrafya ya ektiğiniz tohum bitmiştir artık. Yeşermiştir artık ve bizi yenmeye kimsenin gücü yetmeyecektir artık. Çünkü öyle bir nesil o dediğim şeyi yapabilmiş ise onlardan doğan nesil bizi kurtaracaktır hiç şüpheniz olmasın. Allah razı olsun. Geceniz hayırlı olsun. Selamın Aleyküm.

Beylerbeyi Bayburdi Hz. ile Tasavvuf Sohbetleri    5 Mart 2016

By | 2016-04-02T15:43:05+00:00 Cumartesi, Nisan 2, 2016|Aşk, Aşk İklimi, Genel, Sohbetlerden Kıssalar|

About the Author:

Siz de fikrinizi belirtin