Hz. Musa Dede Bayburdi (Dede Paşa) (k.s)

Ana sayfa » Hz. Musa Dede Bayburdi (Dede Paşa) (k.s)

Hz. Musa Dede Bayburdi (Dede Paşa) (k.s)

Bayburt’un Yazıbaşı Köyü’nden ve İzni Ağalar diye hanedanlıklarıyla tanınmış bir aileden. Baba ve ana cihetlerinin her ikisiyle de seyyidlerden Hanefi ve Türk soyundan. O zamanların âdeti gereğince nüfusa 5-6 sene sonra kaydettirilmiş ve küçük yaşlarında babasını kaybederek dayısının nezaretinde büyümüştür. Zahirî ilimlerde tahsilini tamamladıktan sonra ve 19-20 yaşlarında Abdurrahman-ı Tahî (k.s) hazretlerinin halifesi Sami-yi Erzincanî (k.s) hazretlerinin: “İki aslan bir posta sığmaz. Ya ben buradan ayrılayım yahut sen başka bir yere git.” şeklinde icazet verdiği ve (Kasımü’lerzak Mürşidi sekaleyn) olarak erkabda zikredilen Beşir-i Erzincanî (k.s) hazretlerine intisap ederek 75 yıldan fazla bir müddetle bedeni, ameli ve malı ile dergâha hizmet etmiştir.

Tevazuda ve yoklukta geldiği nokta pek az mürşide nasip olmuştur. Büyük tevazuu nedeniyle kendisinden yaşça daha büyük olan diğer halifelerin dünyasını değişmesine kadar onların önüne geçmemiş, onların bulunduğu yerlerde hep ikinci planda olmayı yeğlemiştir. Fakat gerek yaşları ve gerekse kısa süren hayatları nedeniyle, bu halifeler de büyük bir irşad faaliyeti gösterememişlerdir. Yoksa bazı hiçbir araştırma zahmetine katlanmayan kişilerin yazdığı gibi bu halifelerin, ihvanlar tarafından görevlerinin engellendiği şeklindeki yazılanlar tamamen asılsız ve tarikata bir bidat bulaştırmak çabasından başka bir şey değildir. Mürşitleri tarafından görevlendirilen bir halifeyi, biz seni istemiyoruz diyerek engelleyen bir mürit topluluğu olabilir mi? Olursa bunlara mürit denebilir mi? Durum bunun tam tersi olup onlar hayatta iken tam 7 sene boyunca Dede Paşa (k.s) hazretleri yetkili olmasına rağmen, sohbet dışında hiçbir irşat faaliyetinde bulunmamıştır. Zamanının gereği, tarikatın unutulmaması için büyük bir çaba sarf etmiş, sevenlerine merhamet ve sevgi ile muamele etmiş. Birkaç müridinin dışında gerçek tarikat terbiye usullerini kullanmamış, sohbet yoluyla kendisine yüklenen tarikatı unutturmamak ve sevdirmekten ibaret misyonunu en güzel şekilde yerine getirmiş ve bu arada kendi misyonunu devam ettirebilmek için Abdurrahim Erzincanî (k.s) hazretlerini büyük bir titizlikle yetiştirmiştir.

Her sene üç ay içerisinde çok geniş ve münbit olan arazisinin hasadın altına çevirip ailesinin geçinebileceği miktarı kendilerine bıraktıktan sonra ,arta kalanı Erzincandaki dergaha heybe ile götürüp tasarrufunu dergaha bırakmış ve gelecek hasat mevsimine kadar hizmete devam ederek Şeyhinin vefaatına kadar da bu adetine sadık kalmıştır.Sonraları emlakini büsbütün terk etmiştir.Rus işgalinde tek bir yorganla Zile ye hicret etmiş ve orada Beşir efendi hazretlerinin bağlılarından bir hadim (cin taifesinden bir hizmet edici) işlerini görmüş ve her gün yastığının altında bir altın bulmuştur. (Zamanın kutbul aktabı olan şeyh efendisinin bu lutuflarıyla emsalsiz diğer kerametlerini fevkalade bir vecd ve son derece tazim ifadeleriyle anlatması bizim için unutulmaz bir surur teşkil ederdi)

Aslında güç yetirilmez ağırlıkta ve daima zahir gözünden örtülü çilelerle geçen bereketli ömrü boyunca her nefesi üstün bir sabır, vekar ve kerametler dizisi olduğu halde biz burada onlardan bahsetmeyecek, zamanına ve ehline bırakacağız. Yalnız genel çizgileriyle bazı sohbet, tesbit ve tasviyelerini belirtmekle yetineceğiz.

Mefhari mürşidandır gavs-ı azam hazreti Sani

Beka ender beka bulmuş gelmemiş bir dahi

Beyti ile küçük silsileyi şerifte kısaca şanı ifade edilen ve SANİ (Erzincani lerin ikincisi) olarak elkab ile (Silsilede velayet, şan ve kademiyle anma) alınan Beşir Efendi (k.s) hazretlerini takiben ihvana halife değil adeta hizmet edici olmuş ve bu tavrı kendisinin kademi ve hali olarak kendisiyle birlikte dar-ı bekaya dönmüştür.

Öyleki sohbetlerinde:

-Sizler bizim büyüğümüzsünüz, biz ise sizin köleniz sayılırız. Köle efendisinin hizmetiyle şeref kazanır. Emredin, emrinize amadeyim.

-(Hadim ün nas) fermanı  (Hadis-i şerif) bize rehberdir. Göreyim buyururdu.

-Tasavvuf Allah’ı bilmek, Allah’ı bulmaktır. Allah nasıl bulunursa öylece aramak icabeder.

-Fevkalade değerli ve emsalsiz bir hazine nasıl satın alınır? Altın ,mücevher ve antika cinsinden nakte tahvili kolay olan öyle bir servet temin edilecek ki bu servet Allah’a bedel olabilsin. Fakat satın alınacak şey her madde ve manayı yaratan ve sahibi olan Vacib-ül Vucuddur. O nu servet ile madde ile satın almak muhaldir. Allah’ın pahası Allah tır. O na paha olabilecek şey O nun tarafından kabulü mümkün olan (Zikr-i cemil) dir. Bu zikir neticede sultan-i ve nurani hale gelirse işte bu zikir Allah’ın pahası olur. Allah ile Allah’ı satın alırsın.

Allah’ın pahası olan zikir ise ancak icazetle yapılan zikirle hasıl olur. (icazetsiz ) zikir bir rivayette laklaka-i lisandır.(lisan takırtısı)

-Mürşid-i kamil müridin mirac merdivenidir. O nun şuğul ile yaptığı zikr-i Mürşidi kamil velayet nuruyla temizleyip arıtır. Sahibine teslim edilebilecek hale getirdikten sonra, Peygamber efendimize,”Ya Resul Allah, bu taktim ettiğim filan ümmetin say-i dir;lütfedip kabul buyurun” diyerek arz eder. O nun kabulü ise vusuldür. Makamına varır ve böyle böyle Allah’ı satın alacak servet birikmiş olur.

-Mürid Mürşide emanettir. Emanet ise düşünelim ne demektir? Onlar bu emaneti sahibine ulaştırmaya memur olan ve bunun bütün ilmini bilen ve gereğini yapmayada mezun ve kadir olan; vazifelilerdir.

-Şeriat, zahir ve batını kuşatmıştır. Şeriatsiz olan bir iş batıldır. Şeriatsiz mürşit olmaz. Şeriatsiz mürşit zındıktır.

Yunus hazretleri buyurur:

Şeriat, Tarikat yoldur varana

Hakikat meyvesi andan içeru

İşte içi ve dışı şeriati temsil eden ve bu şeriat ve ilimle amil olan mürşide ölü yıkayıcıya bırakılan ölü gibi teslim olan mürid için lazım geleni şöyle hülasa ederdi:

MUHABBET

IHLAS

ADAB

TESLİMİYYET

Yeteri kadar bu dört hasleti kazanan mürid de,

TARİKİ ŞERİAT

TARİKİ SOHBET

TARİKİ HATME (-İ Hacegan)

TARİKİ RABITA  dan ibaret olan yolumuza uyar ve pirlerin rızasını kazanırsa müjdeler olsun o müride ki vasıl edecek feyze nail olmuştur. Allah’ı satın alacak hazineye kavuşmuştur. Şeklinde ciltlere sığmayacak ahvali kısaca hülasa eder ve SOHBET ile HATME nin RABITA yı hasıl ettığini, Sahabenin sohbet ile tekmil olup o ulaşılmaz şerefe kavuştuğunu açıklardı.

Ekseri sohbetleri:

TEVAZU

MAHVİYET(yokluk)

MÜRŞİD ve

RUH

Bahislerinin duyulmamış, satıra alınmamış incelik ve derinliklerinden cereyan eder ve sohbetten ayrılan mutlaka ferahlık ve temizlik hisseder ve hafiflerdi. Her seferinde muhabbet tazelenir ve şevk artardı. Korkutucu hiçbir zaman olmamış sevdirici ve daima gayrete getirici olmuştur. Ahlakı toprak gibi olmuş kimsenin makbul olduğunu ifade eder ve bu ahlakın ise tevazu ve mahviyet ile elde edileceğini söylerdi.

-Eğer insanların derununda olan hali insaniyet şerefiyle tekmil olursa bu mübarek insan (ADİL SULTAN) olmuştur.

-Ahlak tevazu, hürmet ve mahviyet sıfatlarının dördü bir vücutta tekmil olup muhabbet, ihlas, edep, ve teslimiyeti hasıl ederse ruhta kemal tekmil olmuştur. İşte aranan saadet ve selamet budur.

TOPRAK OL TOPRAK Kİ GÜL BİTSİN SENDE ….mısra ını okur ve

TEVAZU FETH EDER FETTAH BABINI….. mısra ını her sohbette tekrar ederdi.

Çocuklara karşı olduğu gibi en yakınlarına karşı da tevazuda misilsiz bir abide ve “Toprak gibi olmayı” tavsiye ederken de daima kendisi akla geliveren bir örnekti……

-Kim düşmedi ayağa o çıkmadı başa bade

-İbadetin ruhu, özü, Zikrullah, Zikrullahın özü ise mahviyettir. Nefs; mahviyyet sahibi kimsede  nefis olmuş güzelleşmiştir. buyururdu.

-Bir mürid amel ve hizmetiyle terfi eder ama ,nimetine mahviyet ile nail olur. (Aman Yarabbi) Kişi noksanını bilmek gibi irfan olamaz. Her ameli  aman Yarabbi! ile ikmal olur. Her hareketi aman Yarabbi sen bilirsin nidası ile makbul olur.

Bunun için ehli kelam:

AMAN LAFZI İSMİ ŞERİFİNLE MÜSAVİDİR

ONUN İÇİN ÂŞIKLARIN KARI “AMAN YA RESULALLAH”  buyurmuştur.

Kuddusi babanın

BEN ANLADIM İŞİM BİTMEZ

SANA YALVARMAKTAN GAYRI

Beyti daima tekrarını duyduğumuz bir vird gibiydi.

GELDİ YETİŞTİ NEV BAHAR TAZE BİTTİ BOSTANIMIZ

BÜLBÜL GİBİ ŞAM-U SEHER ARTTI BİZİM EFGANIMIZ

Her nimetin ilkbaharda filizlenip gelişmesi gibi ilkbahara benzeyen mürşidinde muhabbetle say eden müride maneviyat nimetlerini yeşertip geliştireceğini anlatırdı.

-Mürşidi Kamil Allah kapısıdır

-Mürşidi olanın müşkili olmaz

-Mürşidi kamil Allah kokar, Allah tadı ve lezzeti verir…

Salih Baba nın;

Varmıdır dünyada bir can kamil insandan leziz.

Mısrasını çok tekrar eder ve :

-Mürşid müridin hayatı ve mematıdır.

-Mürşidi kamilde Allah celis olmuştur… Buyururdu.

Kande baksam gözüme ol dilber-i rana görünür

Mısraını okuyarak Salih Baba yı dile getirirdi.

-Mürşidi olanın gamı olmaz.

-Mürid olana müjdeler olsun.

-Müridin kabulu vusuldür.

Buyurur ve

bir mürşidin amelinin bütün dünyaya yeteceğini, bir mürşidin emir olsa bütün alemi ıslah edebileceğini söylerdi.

Niyazi Hazretlerinin:

Her mürşide dil verme kim yolunu sarpa uğratır

Mürşidi kamil olanın yolu gayet asan imiş….

Beyitlerini sık sık tekrar ederdi.

-Bu devirde ancak şeriat ve sünneti şerife tamamiyle uyanların mürşide ihtiyaçları olmaz. Lakin düşünün ki bu söyleneni yapabilecek er varmıdır? Böylesi yine mürşid olmuş bir kamildir.

Kabiliyet dad-ı Hak tır neylesin mürşidi Kamil..

Mısralarını okur ve

-Şeyhi olmayana Allah imdad etsin..duasında bulunurdu.

-Ne kadar şanslıyız ki müslüman olarak dünyaya geldik, müslüman ana baba dan hasıl olduk ve ne kadar şükr etsek azdır ki mürşidimiz var. buyururdu.

Ruhu Revani, Ruhu Sultani, Ruhu Nurani hallerini beyan eder. Ruhani tarikatlarda (Hafi tarikatlar Hz.Sıddık tan gelen tarikatlar) ruhun uyandırılma ve tenbihinin incelik ve sırlarını emsalsiz bir sadelikle ifade ederdi.

-Hüner akran içinde her cihetten faik olmaktır.

Mısraında ehli kemalin ifade ettiği gibi,

-İman rahatlık demektir, dünyada iman ediphem dünyada hem ahirette rahat etmek lazımdır. Ehline teslim ve makbul olarak kalb safasına ulaşan, iki taraftada gerçek rahata ermiş olur.…..Şeklinde sohbet ederdi.

Salih Baba nın:

Nefsim bana yar ol düşme teşvişe

Hep fasittir bu kurduğun endişe

Şeklindeki beyitlerini okur ve nefsin okşanıp yatıştırılmasını, vücüd bineğinin hakkının verilmesini ve takatı nisbetinde şeriat ve sünnete uyduktan sonra,

-Şeyhini sev, şeyhine uy olduk kadar (hafsalan nisbetinde ,idrakine göre) onu büyük bil ve tarif edilen hizmetine devam et, Rabıtanı unutma (…ve rabitu….) ayeti kerimesindeki azimle bağlanıp devam et.

Salih baba nın:

-Hızır ab-u hayat içun nice zulmetleri geçti

-İçer saliklerin ab-ı zülâlinden senin şahım

Beyitleriyle amel et,

-Muhabbetten murat ancak Muhammed hasıl olmaktır

-Muhammed den murat şahım visale vasıl olmaktır..

beytinin bütün tasavvufu hülasa ettiğini

-Saadetten murat şahım şekavet zail olmaktır..

mısraıyla amel etmek gerektiği

-Meşayıhten muraat şahım mürebbi kamil olmaktır..

mısrasının Allah kapısı ve vesilesi olduğu

-Zikirden bil garaz her bir murada vasıl olmaktır..

mısrasının ise(Beni zikredin ki sizi zikredeyim) ayeti kerimesi gereğince en büyük müjde sayılacağını ve ,

-Sülük ehlinden ol Salih umurun şeyhe tefviz et

-Mürid olan kamu müşkillerini sail olmaktır….

Beyitlerini bir himmet ve zuhurat neticesini teşkil ettiğini,

“Söyledendir söyleden” sırrının Aşk ehlinin sermayesi olduğunu, onların ağzından çıkan kelamın (mecaz) olmayıp (hakikat kelamı) olduğunu bil. İşte ancak tarikatın meyvesi olan AŞK halinin, cevherinin maliki olanlar bu halleriyle gördüklerini şiirlerinde ifade etmişlerdir. Onlar bu lutuftan gördükleri her birinde değişik sırları ifade ve ilan etmişlerdir. Bu incileri alıp en emin yerde saklamak gerektiğini beyanla bahsi Kuddusi baba nın ifadesaiyle mühürlerdi;

-Al sözü Kuddusi den

-Hak’dır onu söyleden…

İşte Paşa nın bu tarz da daima mevzuyla ilgili olarak (ehli halin) şiirleriyle bezenmiş sohbetlerinin verdiği ilham ile bu derlemeye teşebbüs edilmiş ve himmetleriyle, kusurları bize ait olmak üzere tamamlanması nasip olmuştur.

Banda alınmış pekçok sohbetinden de faydalandığımız bu örneklerle denizi tarif için bir damla suyu takdim etmiş gibiyiz..

-Kimsenin ayıbını gözleme kardeş….

-Alem iyi de ben kötüyüm…..

Düsturları ameliniz olsun

-Görüştüğünüz diğer meşayihin müridlerine daima şeyhini medh edin ;zira ne kadar methetsen mürşidi kamili layıkıyla ifade etmenize imkan yoktur….

-(Benden ala çiçek varmı) diyenlerden olmayın….Allah’ın o gerçek padişahın pek çok kulları (velileri) vardır.Olur ki sahibinin hışmına uğrarsınız.Velileri inkar eden ler abid ve zahid de olsalar hizmetlerinin gayesi olan cennetin yüzünü göremezler. Çünki meth-i nakış nakkaşa raci dir. Padişahın memuruna hürmetsizlik padişaha hürmetsizliktir. Bir devlette çeşitli hizmetler olduğu ğibi, bu hizmetleri görecek çeşitli mektep ve meşreplerde yetişmiş çeşitli memurlarda olacaktır. Bunlardan birine buğz, taan ve hürmetsizlik gafletinin cezası ağırdır……

Kuddusi baba ne güzel söylemiş;

Eli yerme sen –yerilir yeren

Sevilir seven –Dövülür döven

Her an Cenab-ı Hakk’ın bu eşsiz mülkünde, gelip geçmiş peygamberler adedinde memuru, velisi mevcuddur. Bizden başka ehli yoktur, bizden başka memur yoktur, sözleri gaflet kelamıdır. Sahibini, söyleyenı helaka sürükler. Bunun her devirde misali çoktur.

-Zahir halifeleri elinde asabiyete düçarolan ve zıddıyet ve muhabbetsizlik aksettiren müridanla çekişmeyin…..Onlara Allah merhamed edip sahil-i selamete ulaştırsın……

Peygamber efendimiz ehli sünnet imamlarının buyurduğu amellerin hepsi ile amel etmiş duaların hepsiyle dua etmiştir. Her kol ise kendini ulaştıracak bir sünnetler demetine yapışmıştır. Sünnet olan bir virdi ,emir yapanı kınamayın (bizim virdimiz daha iyi) gibi gaflet kelamı etmeyin …her meşrebi ayrıbir hak yolu ulaştırır.

Biz çoğalalım biz yapalım diye değil, rızaullah için amel işleyelim.

İnsan ben bilirim davasında yanılır. Sen bilirsin duasında ise ali olur.

Bu devirde islam için verilen her kuruş, yapılan en küçük hizmet, muhabbet ve birleştirici her niyet Allah ile olun sırrına mazhardır. Resulullah (s.a.v.) efendimizin tebligatında yapılan yardım gibidir.

Müslümanlar arasında zaruretlere müstenid adet haline gelmiş olan ve hakkında açıkça ayet ve hadisi şerif bulunmayan hususta nefret ettirici değil, sevdirici; cehenneme doldurucu değil cennete sevk edici ve kolaylaştırıcı yolu ancak ulema-ı amilin gösterir ki bunlar mürşidlerdir.

Mürşidlerin seçilmişleriyse katre meşrepli değil ,derya meşreplidir.

Bulup bir mürşidi kamil özün o şeyhe teslim et

Gulamı ol kapısında bırak bu şöhreti şanı

Sohbete gelen tanınmış ilim ve eser sahiplerinin pek çoğunun kendi açtığı mevzularda (haptolduğu) görülmüş ve daima ilim sahipleri acizliklerini anlayıp, itiraf ederek kemalini tasdik etmişlerdir.Bu tarz sohbetlerde,düğümlenmiş bir mevzuu birkaç kelamda çözerkende;

-(Hazreti pirin bir sohbetinden hatırı acizaneme geldiğine göre) diyerek daima ilim ve kemali mürşidine atfeder,

-Biz ilim ve bir irfan sahibi değiliz, sizin kemalinizin aksi hazreti piri konuşturdu …. şeklinde tevazu ya bürünürdü.

-Bir alim bir aleme bedeldir..

-İlim bir noktadır.. buyurur, bu nokta gerektiğinde muhalifi muvafık, hasımı dost edecek bir irfanın aşikar edilmesidir; yoksa ciltleri yutmak ilim değildir…

Yunus hazretlerinin:

İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir

Beytini tekrar ederdi.

-Alimler yer yüzünün güneş ve nurudur; zulmet onlarla defolup nur onlarla yayılır..buyururdu.

-Nakşi tarikatı, askeri sistem üzerine kurulmuştur, rengi beyazdır, beyazdaysa her renk mevcuddur. Diğer tarikatlar ise, sivil teşkilatların muhtelif kuruluşlarına benzer. Her tarikat hatta her kolun usul ve erkanı ayrıdır. Her müridin bağlı olduğu yerin usulüne uyması gerekir. Zaten (el-Emrü fevkalade) emir her şeyin üzerindedir, (el emrü fevkal edep) emir edebin de üzerindedi, kaidedir.

-Bu yüzdende mürşidlerin kimi ilimden, kimi rüyadan, kimi keşif ve kerametten kimiside mürşidlerin ahvalinden bahseder…

-Bazı rüyalar haldir, tabire lüzum yoktur…

-Bazı rüyalar ise hakikat rüyasıdır ki tabir edebilecek-bu devirde (1968-1969) yıllarında söylenmiştir.)birkaç hakikat erbabı bulunabilir……

-Rüya, müridin aynası ve derecesinin işaretidir.

-Rüya görene aittir….

-Bu günkü müslümana kalsa olmaz.. ama Allah’ın izniyle olacak…

-Bütün bunlara rağmen islamı yaşayanlar ve yaşatmak isteyenler Türkiye’dedir…

Evliyaullahın büyük çoğunluğuda Türkiye’dedir….

-İslam için nefsine karşı çıkıp kardeşiyle birleşen ve bu maksatla ittifak ve ittihat edenler müflihundur,(doğru ipe sarılıp kurtulanlar)

-Bidayette takva devri vardı ,sonradan fetva devri başladı,şimdiyse siyaset devridir,siyasetimiz islamın siyaseti olsun…..

-Velayete erişebilmek çok çetin bir iştir bu zamanda bu çetinliğe takat getirip,tahammül edebilmek adeta müşkülbir iştir…..

Allah lütfede de ,binde bir tecelli eden rahatlık yoluyla erişesiniz…

-Veliler birbirinin varisidir.

-Mürşidler ise kardeştir…

-Kadınlar hem nur hemde nardır…

-Bu devirde farzı eda edip oldukça-mürşidine muhabbetini muhafaza eden kadınlar Fatımatül Zehra validemize komşu olurlar….

-Çocuklar padişah dinlemez… Onları mürşidimizin torunu diye sevin…

-Müridin kedisi bile mahlûkatın mafevkidir.

-Bir işe başlarken şeriat terazisiyle tartın uygun ise işleyin, aksine görürseniz vazgeçin.

Mecaz hakikata köprüdür muhabbet Allah içindir. Muhabbet mecazdan hakikata geçer. Mecnun Leyla,derken mevlayı bulmuştur….

4 eylul 1973 te Dar-ı bekaya teşrif etmiş ve Erzincanda Terzibaba  kabristanı girişinde-Hayatında olduğu gibi-tevazu ya bürünmüş bir kabre konulmuştur. Kabrin taşına düşülen kıt’a şöyledir;

Dede paşa dır mahlası

Cemii evliya hası

İrşad etmiştir çok nası

O idi zamanın gavsı

-Dua edin kardeş, dua menziline varır…

-Duamız kendi tavsiyeleridir.

-Yarabbi rızaı ilahine uygun olan ile bizleri lutuflandır.

-Yarabbi şeyhimizin eteğinden elimizi kesme..

-Yarabbi aklımızı fazl-u tevfikinden ayırma..

-Yarabbi,nimetini hazmıyla kerem buyur..

By |2018-07-08T12:15:22+00:00Pazar, Şubat 22, 2015|Silsile-i Şerif|

About the Author:

Siz de fikrinizi belirtin