Hz. Muhammed Beşir Sani-yil Erzincani (k.s)

Ana sayfa » Hz. Muhammed Beşir Sani-yil Erzincani (k.s)

Hz. Muhammed Beşir Sani-yil Erzincani (k.s)


Erzincan’ın Küpesük Köyü’nde dünyaya gelmiştir. Doğum tarihi tam olarak tespit edilememiştir. Çocukluk yıllarında babası Keleriç (Karakaya) Köyü’ne naklederek buraya yerleşmişlerdir. Burada hocalık yapan Pir-i Sami Hazretleri tarafından okutulmuş ve medrese eğitimini ondan almıştır. Aradan yıllar geçer.

Pir-i Sami (k.s) hazretleri Norşen’den Abdurrahman-ı Tâhî (k.s) hazretlerinin halifesi olarak Erzincan’a dönerken, eskiden imamlık yaptığı Karakaya Köyü’ne uğrar, bir iki gün burada misafir olur. Ziyaretine ilk gelenler arasında Beşir Efendi de vardır ve artık delikanlılık çağına gelmiştir. Sami Efendi çok sevdiği talebesini karşısında görünce çok sevinir ve ona: “Biz tarikatta halife olduk. Bizim ilk müridimiz olur musunuz?” diye teklif eder. Beşir Efendi, çok sevdiği hocasının bu teklifini hemen kabul eder, dizinin dibine oturur ve onun müridi olur.

Ertesi gün Pir-i Sami (k.s) hazretleri köyden ayrılmak üzere yola koyulur. Köyün dışına doğru yol alır, tam köyün çıkışında kendini Beşir Efendi beklemektedir ve elinde bir heybe vardır. Sami Efendi kendisine yaklaşınca: “Hayırdır Beşir, burada ne bekliyorsun?” Beşir Efendi kızararak cevap verir: “Sizi bekliyorum efendim ve müsaade ederseniz sizinle gelmek istiyorum.” Sami Efendi bu teslimiyet abidesine hayranlıkla ve sevgiyle bakarak: “Oğlum, bu yol uzun ve meşakkatli bir yoldur.” der. Beşir Efendi yine kızararak cevap verir: “Efendim sizinle olmaktan başka çarem yoktur. Benim için artık meşakkat sizden ayrı olmaktır.” Sami Efendi başka bir şey söylemez, yürür. Beşir Efendi de peşinden tam 25 sene birlikte yürüyecekleri bu kutlu yolun ilk adımlarını atarlar. Ve yirmi beş sene Sami Efendi’nin hep yanındadır Beşir Efendi. Kırtıloğlu Tekkesi’ni birlikte inşa ederler ve bütün tebliğlerde birliktelerdir.

Bir gün bir mektup gelir. Norşen Dergâhı halifelerinden olan Şeyh Fethullah Hazretleri göndermiştir. Sami Efendi, mektubu okuması için Beşir Efendi’ye verir mektubu. Beşir Efendi mektubu alır, 3 kere öperek başına koyar ve açar. Yine 3 kere öperek başına kor ve diz çöker, okur. Mektubu yine 3 kere öperek başına kor, zarfın içine kor ve yine 3 kere öperek başına kor ve Sami Efendi’ye uzatır.

Bu arada herkesin şaşkın bakışları arasında Sami Efendi, Beşir Efendi’nin suratına bir tokat vurur ve mektubu alarak odasına girer. Beşir Efendi günlerce ağlar “ben ne edepsizlik ettim” diye ve bağışlanması için ihvanları araya koyar. İhvanlar Hazret’in odasına gidip görüşmek için izin isterler ve kabul edilirler. Ve ihvanların en kıdemlisi: “Efendim, Beşir Efendi’nin affını dilemeye geldik.” derler. Sami Efendi gülerek: “Ne affı, Beşir Efendi ne yaptı ki ben onu affedeyim?” der. İhvanlar iyice şaşırmıştır; “ama efendim, tokat” deyince Sami Efendi yine tebessümle buyurur ki: “Bakın, o mektubu okumak için ona verdiğimde öyle bir edep gösterdi ki, o edebinden dolayı Allah’tan ona vasıtasız bir feyiz ihsan oldu. Biz o tokatı attık ki o feyzi hazmedebilsin. Yoksa onda öyle bir cezbe oluşacaktı ki o cezbe, onun kaldırabileceği bir hâl değildir.” dedikten sonra Allah’ın tecellisi olunca, dağın nasıl parçalandığına dair Kur’an’da geçen ayeti okudu ve ayetin tefsirini yaptı.

İşte böyle feyiz deryasını, içinde geçen yirmi beş senenin sonunda bir gün Sami Efendi, Beşir Efendi’ye dönerek: “Beşir, bir postta iki aslan oturmaz. Sen artık tebliğe çık ve irşada başla.” deyince, Beşir Efendi ağlayarak dizlerine kapandı. “Efendim, beni buradan ayırma.” diye feryat etti. Pir-i Sami Efendi, tavrını hiç bozmadan: “O zaman siz burada kalın, biz tebliğe çıkalım.” buyurdu. Bu söz yetmişti, elini öptü ve hemen atına atladı ve Tercan, oradan da Bayburt’a gitmek üzere yola koyuldu. Böyle beş sene geçti; aylarca tebliğde dolaşıyor, sonra Sami Efendi’nin tekkesine koşuyordu. Hasretle ve orada sanki daha yeni bir mürit edasıyla hizmet ediyordu efendisine. Bir gün Sami Efendi bütün müritlerinin ve halifelerinin bulunduğu bir anda, abdest suyunu dökmek isteyen Beşir Efendi’ye: “Beşir Efendi, sen bırak bu hizmeti, başkası yapsın. Sen artık halifesin, seninle benim aramda bir fark yoktur.” buyurunca, Beşir Efendi ağlayarak: “Bu kelbi, artık hizmetinize layık görmüyorsanız bir diyeceğimiz yoktur, olamaz. Ancak bizim sizin gibi olmamız için önce insan olmamız, kul olmamız gerek. Biz kim, kulluk kim efendim?” deyince bütün ihvan gözyaşlarına boğulur.

Sami Efendi’nin de gözlerinden iki damla yaş süzülür. Buyurur ki: “Ben de Norşen’den ayrılırken efendime aynen böyle demiştim.” Bir tebliğ dönüşünde yanında Bayburtlu Dede Paşa Hazretleri’yle gelir Kırtıloğlu Tekkesi’ne şimdi üç kuşak ve üçü de zamanının büyüğü üç kuşak bir aradadır. Pir-i Sami Efendi, Muhammed Beşir Efendi ve Dede Paşa Efendi. Sami Efendi sorar 19 yaşındaki delikanlıyı göstererek: “Bu delikanlı kimdir, nerelidir?” Beşir Efendi: “Bayburtludur efendim. Kendisine Dede derler; ancak ismi Musa’dır. Gelirken peşimize takıldı, bizi takip ederek buraya geldi. Biz de sizi görmesi için mani olmadık.” O bunlara cevap verirken biraz arkada kaldığında Beşir Efendi’nin arkasında kaldığını gören Dede Paşa, yüzünü ve yönünü ona dönmüştür. Bu sefer de Pir-i Sami Hazretleri’ne sırtını dönmüştür. Bu durum ihvanın içten içe tepkisine neden olmuştur. Beşir Efendi de çok rahatsız olmuş, kızarmıştır. Sami Efendi, Beşir Efendi’yi yanına çağırıp oturtur. Böylece Dede Paşa’yı da düştüğü zor durumdan kurtarır ve müritlerine dönerek: “Bu Dede’nin yaptığı yanlış değildir. O, feyzini Beşir Efendi’den almaktadır ve Beşir Efendi’nin nereden aldığını bilmek onun işi değildir.” buyurarak ihvandaki muhalefete son verir. 1912 yılında Pir-i Sami Hazretleri dünyasını değişir ve Beşir Efendi birinci halifesi olarak onun tekkesine yerleşir ve hizmetine devam eder. Artık Pir-i Sami Hazretleri’nin yıllarca sürdürdüğü irşad görevinin merkezinde, Muhammed Beşir Efendi vardır. Yanında da hiç ayrılmamak üzere Musa Dede Hazretleri… 1932 yılına kadar devam eden irşad görevi, bu yılda bu dünyadan göç edince sona ermiştir. Arkasında 4 halife, yüzlerce derviş ve binlerce mürit bırakmıştır.

Halifeleri

1- Musa Baştürk (Dede Paşa)

2- Tahrirat Kâtibi Nuri Efendi

3- Nazım Hoca

4- Hidayet efendi

By |2018-07-08T12:15:22+00:00Cumartesi, Şubat 21, 2015|Silsile-i Şerif|

About the Author:

Siz de fikrinizi belirtin