İlahi Aşk Nedir?

Ana sayfa » İlahi Aşk Nedir?

İlahi Aşk Nedir?

” Aşk nedir? dediler Mansur’a. Sabredip bekleyin dedi.
Üç güne varmaz görürsünüz. Önce kollarını ayaklarını kestiler
Her uzvu Aşk dedi. Astılar, bedenini o yine Aşk dedi.
Yakıp küllerini nehre saçtılar
Her bir zerresi Aşk ile Enel-Hak dedi.”
AŞK’ ta abdesti, sahibinin kanıyla alınacak iki rekat namaz vardır.

 

Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dünü günü
Bana seni gerek seni
Ben bu sûretten ileri adım Yunus değil iken
Ben olidim, ol benidim, bu aşkı sunandım.
Sus Yunus Sus Söyleme Seni de Mansur gibi asarlar.

Yunus Emre

 “Anam AŞK, babam AŞK, peygamberim AŞK, ben bir AŞK çocuğuyum. Bu aleme AŞK ı söylemeye geldim.”

Hz. Mevlana

İnsanlar benleriyle sevdikçe bu AŞK bilinmez. Sadece o AŞK a dalanların pervaneler gibi o ışığın aşkıyla daldıklarını duyarsınız ateşe yanıp dirildiklerini tekrar yandıklarını tekrar attıklarını görürsünüz o ateşe.

Şairler bütün sözlerini yaratıklar üzerine harcadılar ve onun hakikatini tam anlamıyla bilemediler. Arifler ise duydukları her şiirde, her bilmecede, her methiyede ve her gazelde şekillerin ve suretlerin perdesi arkasından sadece O nu görürler.

Aşkta seven ile sevilen bir olur. Aşık kendini madde dünyasından tamamen soyutlamayı başarmıştır.

Aşıkların hayatı ölümdür. Gönül, gönül verilerek alınır.

Hz. Mevlana

 

Sevgilim senin yüzünün güneşi göklere sığmaz çünkü güzelliğin dille anlatılacak bir güzellik değil O bambaşka bir güzellik Senin aşkın cana cihana sığmazken şaşılacak bir şeydir ki geldi benim içime benim gönlüme sığdı. Gönlümü kendisine yer edindi.

Hz. Mevlana

 

Aşkta sabır yeterli değil

Sabır feryada yetişmiyor

Sabırlı olmak hoş bir erginliktir ama

Gönül hiç kimsenin fermanı altına girmiyor.

Tebrizli Şems

 

Gönlün varsa eğer yürü de gönül sahibi bir dost ara katı bir taş olsan gönül sahibine erişirsen cevher olursun.

Hz. Mevlana

İnsaf et Aşk güzel bir iştir. Onun bozulması, güzelliğini kaybetmesi insanlardaki tabiatın kötü niyetli oluşundandır. Sen kendi şehvetine ve arzularına aşk adını takmışsın. Halbuki şehvetten kurtulup Aşka ulaşabilmek için yol çok uzundur.

Hz. Mevlana

 

AŞK;

Hz. İbrahim in ateşe atıldığı zaman ki teslimiyettir,

Hz. Eyyub un hastalığa karşı sabrıdır, zaferidir,

Hz. Davud un sesidir, eliyle demire şekil vermesidir,

Hz. Salih in kayadan çıkan devesidir

Hz. Musa nın kızıldenizi ikiye bölen asasıdır

Hz. İsa nın kokusunu bile hissettiği Son Peygamber i müjdelemesidir

Hz. Muhammed in doğardoğmaz “ümmetim ümmetim ” demesidir

Hz. Muhammed in Allah a olan teslimiyetidir

Hz. Muhammed söylüyorsa doğrudur diyen Hz.Ebubekr in sadakatidir

Hz. Ömer in adaleti bile hayran bırakan adilliğidir

Hz. Osman ın şeytanı bile utandıran hayasıdır, edebidir

Hz. Ali nin cesaretidir, ilmidir

Hz .Hüseyin in haksızlığa karşı yürümesidir, şehadetidir

Sahabenin ve Ehli Beyt in yaşayışıdır

Yunus Emrenin un cenneti istemeyip Allah a “Bana Seni gerek Seni” demesidir

Hz.Mevlana nın nefesidir, sema sıdır, Gel demesidir

Çöllere düşen Mecnun un gözlerinin dağlanmasıdır

Bülbülün güle ötüşü, ölen sahibin başında bekleyen attır

Ezan-ı Muhammed-i okununca felaha,kurtuluşa,namaza koşmaktır

Kur’an-ı Kerim okununca anlamasan bile onu kalbinde hissetmektir

Bir Allah Dostunun yüzüne bakıp Allah ı hatırlamaktır

Gönülden gelen bir Kelime-i Şehadettir

Allah ve Rasulunun adı anılınca göz yaşı dökmektir

Allah a kul, Habibine layıkıyla ümmet olmaktır

Yardıma muhtaç birisine yardım etmek, bir açı doyurmaktır

İnsanlara iyiliği tavsiye etmek,kötülüklere karşı uyarmaktır

Yoldaki bi taşı kenara koymaktır

İnsanlara yardım etmek en azından güleryüzlü olmaktır

Helal kazanıp helal yemektir

İSLAM ı doya doya yaşamaktır.

Aşk; Sadece kuru bi sevgi yada sonu belli bir macera hevesi değildir,

CANAN la bir CAN olmaktır, onu hergün daha fazla sevmektir,

Hz. MEVLANA’DA AŞK

Mevlâna der ki, “Aşk geldi. Damarımda, derimde kan kesildi; beni kendimden aldı, sevgiliyle doldurdu. Bedenimin bütün cüzlerini sevgili kapladı. Benden kalan yalnız bir ad, ondan ötesi hep o..”

Uğruna bir ömür bağışlanan, yanıp yakınılan bu eşsiz sevgili. Allah’tır. Âşk’da Allah’a karşı aşırı sevginin kemale erişi, âşığın âşkta yok oluşudur. Gerçek ilhama mazhar olmuş, gerçek yokluğu zevk edinmişlerin en büyük arzusu ilâhî vuslat’tır. Mevlâna, bu yolun coşkun âşığıdır, aşktan doğmuş, aşkla yoğrulmuştur.

“Bizim peygamberimizin yolu âşk yoludur. Biz âşk çocuklarıyız; âşk bizim anamızdır,”

der ve hakiki diriliğin aşkta yok olmakla mümkün olabileceğini söyler “Aşksız olma ki ölü olmayasın. Âşkta öl ki diri kalasın..” Mevlâna’nın âşkı, ömrünün üç merhalesinde olgunlaşmış, bir ömür bu uğurda harcanmıştır. Mevlâna bunu bir beytiyle şöyle ifade eder: “Bütün ömrümün hülâsası şu üç sözden fazla değil: Hamdım, pişdim, yandım.” Tahsil ve yetişme devresinin hamlığını Tebrizli Şems pişirmiş, ondan sonra yokluğu ile Mevlâna’yı yakmış, kavurturmuştur. Mevlâna’ya göre, gerçek âşığa aşktan başka herşey haramdır. İlâhi âşk ve ma’şuk herşeyin üstünde ve içindedir. İnsan, kendisini yoktan var edeni nasıl sevmez? Bu sevgi, aslında onun özündedir, herşeyin sonu ona varır. “Fîhi Mâ-fih” adlı eserinde şöyle buyurur: “Aslolan sevmektir. İnsan’ın mayasındaki bu duyguyu arıtmalı. açıklamalıdır. Bedenimiz bir kovan gibidir. Bu kovanın balı ne mumu da ilâhî aşktır…”

Mevlâna’nın Şems’e karşı yakınlığı ve âşkı da budur: Şeyh Şelâhaddin ve Çelebi Hüsameddin’e olan aşk da bu.. Onlarda mutlak varlığın kemâlini, cemâlinde Allah nurlarını gören Mevlâna, gerçek âşkı. yani “Zât-ı ilâhiye”yi sembolleştirerek terennüm etmiştir. Mesnevi’sinde, “Hakiki maşuk olan Allah’dan başka bir temaşası bulunan âşk. âşk olamaz, saçma-sapan bir sevda olur” buyurdukları gibi, Mevlâna’daki âşk, tam anlamıyla ilâhi âşk’tır; başka hiç bir şey değildir ve olamaz.

Mevlâna, coşkun âşkını Şems’in adında sembolleştirmiştir. Kendisinden yirmi yaş fazla 60-70 yaşındaki bu derviş, Mevlâna’da öz cevherini bulduğu ilâhî âşkı olgunluğa ulaştırmış, yokluğu ile de Mevlâna, O’nu âşkın sembolü yapmıştır. Bu sembol Allah’ın cemâl ve celalim imâ eder. Mevlâna, ezeli maşukun yüzünün aksını ve nurlu ışıklarını her yerde görür. Tebrizli Sems de bu nurlar; gören Mevlâna onu bunun için över. İlâhî vecdin verdiği mestligi, şarabın mestliğine benzetmiş, şarabı da âşk şarabı olarak sembolleştirmiştir. ilâhî âşkın, yakıcı sarhoşluğu bu.. Şiirlerindeki bağ, gül ve bülbül, hepsi de birer semboldür. Asıl maksat Allah’tır. Bir rubaisinde bunu şöyle dile getirir:

“Başımı koyduğum her yerde secde ettiğim O’dur. Altı yönde ve altı cihet dışında Mâbud O’dur. Boğ, bülbül, semâ ve sevgili.. Hepsi bahane, maksat daima O’dur.”

İşte Mevlâna’daki âşk ve sevgili..

Çünkü o, herkesi seviyor, herkesi kabul ediyordu. Onca insanlar ceset ve kalıp itibariyle çok, fakat maya ve ruh bakımından tekli. Bir rubaisinde “Yine gel, yine gel.. Her kim olursan ol. yine gel.. İster kâfir ol, ister mecûsi, ister putperest. İster yüz kerre bozmuş o! tövbeni..” diyor ve ilâve ediyordu: “Umutsuzluk kapısı değil bu kapı. Nasılsan öyle gel..” Bütün bir insanlığı çağırıyor, aydınlık, nurlu kapısında, onlara gerçek yolu, Hak yolunu gösteriyordu.

Bu çağrıya uyanlar, onun etrafında kümeleşiyor. hidayet yolunu seçiyorlardı. Bilgini, cahili, zengini, fakiri, köylüsü-kentlisi, sultanından çobanına kadar Mevlâna’nın kapısında, ona uyanlar arasındaydı. Bu ilâhî bir çağrıydı. Konya bir gönüller yurdu, âşıklar kabesı olmuştu. Nitekim bu çağrı Mevlâna devrinde de, Mevlâna’dan sonra da gönüllerde aksini bulmuş, onun mübarek türbesi, onu sevenlerin bir sığınağı, zıya retgâhı olmuştu. Artık simdi Mevlâna cağrılıyordu. Gecen yılların Mevlâna ihtifallerinde biz de Ona şöyle sesleniyorduk artık: Gel. yine de gel. yine de…

Gel, cana can ver, imâna imân, Gel vuslatı hasretinden güç olan..
Dillerde senin adın. gönüllerde sen…
Umutsuzlara umut, çaresizlere çare sen.. Her yüzde sen, her yönde sen.
Ey köpük köpük aşk olup coşan
Ey semâ semâ dökülen, taşan..
Gel.. Ölümsüzlük tahtından haber ver bize..
Bizi bizden al götür, O Mesnevi ummanına. O İlâhî aşk kervanına.
Ey yılları yıllara ulayıp aşan,
Ey nesillerden nesillere ulaşan..
Doyumsuz sevgine doymuyor ihvan.. Sulha, sükûna susamış cihan..
Yetiş imdada aman ey büyük dost.. Ey koca Sultan. Bir kere değil asla, bin kere gel. Yine de gel, yine de gel, yine gel.

Kaynak: Dr. Mehmet ÖNDER

By |2018-06-28T22:28:21+00:00Cuma, Ekim 17, 2014|Günlük Yazılar|

About the Author:

Siz de fikrinizi belirtin