Hz. Hace Ali Ramitani (k.s)

//Hz. Hace Ali Ramitani (k.s)

Hz. Hace Ali Ramitani (k.s)

hz-hace-ali-ramitani-k-s

Orta boylu,yüzüde diğer azalarıda pek güzeldi. Fakrı seçmişti. Kumaş dokumacılığıyla hayatını kazanmıştı. Zahirde halk ile batında Hak ileydi. Manevi makamları yüksek olup birçok kerameti görülmüştür. Hace Mahmut Fağnevi hazretlerinin hizmetine girmiş, onun ihvanının umdesi ve halifelerinin en büyüğü olmuştur. Ali Râmitenî hazretleri Pîr-i Nessâc ve Azîzan isimleri ile meşhurdur. Kendisi ibâdet ve derslerden sonra boş zamanlarda helâl lokma kazanmak için dokumacılık yapardı. Bu sebeple kendisine dokumacıların şeyhi mânâsına Pîr-i Nessâc derlerdi.

Ali Râmitenî hazretlerine, “Azîzân” denmesinin sebebi ise şöyle anlatılır: Bir zaman Ali Râmitenî’nin evinde iki-üç gün yiyecek bir şey bulunmadı. Evdekiler açlık sebebiyle çok üzülüyorlardı. Gelen misâfire de evde ikrâm edecek bir şey yoktu. O sırada Ali Râmitenî hazretlerinin talebelerinden yiyecek satan bir genç, pirinç doldurulmuş bir horoz hediye getirdi. “Bu yemeği, sizin ve yakınlarınız için hazırladım. Eğer hediyemizi kabûl buyurursanız, bizi memnun edersiniz.” diyerek yalvardı. Bu nâzik anda gelen yemekten son derece hoşnut olup, o talebesine iltifâtlarda bulundu. Bu yemeği, misâfirine ikrâm ederek ağırladı. Misâfir gittikten sonra o talebesini çağırtarak; “Getirdiğin bu yemek, sıkıntılı bir ânımızda imdâda yetişti. Sen de bizden her ne murâdın var ise iste! Çünkü hâcet kapısı şu ânda açıktır.” buyurdu. Genç de; “İlimde ve evliyâlık makâmında size benzemekten başka bir arzum yoktur. Beni bu hâle kavuşturmanızı istirhâm ediyorum efendim!” dedi. Ali Ramîtenî hazretleri; “Çok zor ve yükü ağır bir iş arzû ettin. Bunun yükünü kaldıramazsın. Üzerimizdeki yük, senin omuzlarına çökecek olursa ezilirsin. İstersen başka bir dilekte bulun.” buyurdu. Genç ise; “Dünyâda tek murâdım, aynen sizin gibi olmaktır. Size benzemekten başka bir şey beni tesellî etmez. Buna rağmen, siz nasıl arzu buyurursanız, ona râzıyım efendim.” dedi. Bunun üzerine Ali Râmîtenî hazretleri; “Pekâlâ” buyurup, elinden tutarak berâberce husûsî halvethânesine girdiler. Yüzyüze oturarak, o şahsa teveccüh etmeye başladı. O genç, bir müddet sonra zâhir ve bâtında Allahü Teâlâ’nın izniyle Ali Râmitenî’nin derecelerine kavuştu. Fakat aşktan sarhoş olup, kendinden geçti. Öylece kırk gün daha yaşayıp vefât etti. Ona bir anda kendi makamlarını verip, kendisi gibi yaptığı için, iki azîz mânâsında, hazret-i üstâdın ismi “Azîzân” olarak kaldı.

Zamanın meşhur seyhlerinden Bedrettin Hemedani Hace Ali Ramitani’ye:

“Ey inananlar! Allahı çokca zikredin.”(ahzab suresi 41) mealindeki ayeti kerimede bize emrolunan zikir, zikri hafi midir? diye sordu. Hace Ali Hazretleri:

“Mübtediye (baştakine) göre cehri, müntehiye (sondakine) göre hafidir” buyurmuşlar:

Zikri cehriye senediniz nedir? Sualine de:

“Son nefeslerini yaşayanlarınıza tevhit zikrini telkin ediniz” hadisidir, “Bu terkin tabi olarak cehri olacaktır ve derviş her nefesini son nefes bilecektir.” buyurmuşlardır.

Kendisine soruldu: “Duyduk ki siz, gizli zikir yerine açık zikir ile meşgul oluyorsunuz, bu nasıl olur?”

Cevap: “Biz de işittik ki, siz; gizli zikirle uğraşıyorsunuz. Madem ki işittik, demek sizinki de açık. Kapalı zikirden murat kimsenin onu duymamasıdır. îkisi de bilindikten sonra eşittir. Hatta gizli zikirle meşgul olmak, riyaya daha yakın.”

Soru: “Açık zikri niye tercih ediyorsunuz?”

Cevap: “İnsana son nefesinde açık zikir telkini, peygamberimizin (SAV) emridir. Derviş ise, her an son nefesindedir.”

Buyurdular: “Halkı hakka davet eden kimse; canavar terbiyecisi gibi olmalıdır. 0 terbiyeci nasıl uğraştığı hayvanın huyunu ve istidadını bilip ona göre davranırsa o da öyle…”

Buyurdu: “Allahü Teala’ ya tövbe ediniz!” ayetinde işaret ve beşaret müjde vardır. İşaret, tövbeden dönseniz de tövbe edinizdir. Beşaret, tövbenin kabulüdür. Çünkü Allahü Teala tövbeyi kabul etmeyecek olsaydı, bunu emir etmezdi, Emretmesi kabul etmesini gösteriyor. Ancak, tövbe dilden değil, gerçekten kusurunu bilerek olmalıdır.

Buyurdu: “İki halde kendinizi iyi koruyun; konuşurken ve yerken.”

Buyurdu: “İrşat ve davet makamında oturanın kuş terbiyecisi gibi olması lazımdır. Nitekim o, her kuşun tabiatını bilir ve her birini mizacına uygun şekilde besler. Mürşit de böyle olmalı, sadık talipleri kabiliyet ve istidatlarına göre terbiye edip, yetiştirmelidir.”

Buyurdu: “Güzel işler yapmaya gayret ediniz;ama onların hesabını yapmayınız. Kendi kusurlarınızı bulup onları tamamlamaya çalışınız.”

Buyurdu: “Hak yolcusu riyazet ve mücahedesini arttırmalı ki; haller ve makamlar elde etmeli. Burada başka bir yol var ki, veli kulların kalblerine girip sevgilerini kazanmaya çalışmaktır. Çünkü bu kıymetli velilerin kalpleri, ilahi hikmetlerin kaynağıdır. Onların sevgisini kazanan salik, büyük bir nasip elde eder; onlardaki güzel haller kendisinde görünmeye başlar.”

Sevgili bir kul olmanın on şartı:

1. Zahiri ve batini temiz olmaktır.

2. Dilin temizliğidir.

3. Mümkün olduğu kadar insanlardan uzak durmaya çalışmaktır.

4. Oruç tutmaktır.

5. Allahü Teala’yı çok hatırlamak, ismini çok söylemektir.

6. Hatıra yani kalbe gelen düşüncelerden kurtulmaktır.

7. Allahü Teala’nın hükmüne rıza göstermek, iradesine teslim olmaktır.

8. Salihlerle sohbeti seçmektir.

9. İyi ve güzel hasletlerle bezenmektir.

10. Helal ve temiz lokma yemektir.

Seyyid Ata ile muasır idi. Aralarında görüşme ve yazışmalar olmuştu. îlk zamanlarında Seyyid Ata’nın, Azizan hazretlerinin büyüklüğünde şüphesi vardı. Bu sebepten, Seyyidden ona karşı görünüşte edebe uygun olmayan bir hal sadır oldu. O sıralarda Kıpçak sahrasındaki Türklerden bir bölük, Seyyid Ata nın bulunduğu havaliyi yağmaladılar, oğlunu da esir ettiler. Seyyid Ata, bu üzüntünün nereden geldiğini anladı ve Azizan hazretlerine karşı edepsizliğin cezası olduğunu bildi. Yaptığına pişman oldu. Bir ziyafet hazırladı. Özür dilemek için Azizan hazretlerini davet etti. Ona çok tevazu ve inkisar gösterdi. Hazreti Azizan, Seyyidin maksadının ne olduğunu anladı ve ricasını kabul etti ve davetine geldi, Bu mecliste çok sayıda büyükler, alimler, şeyhler var idi. Bugün Azizan hazretlerinde büyük bir hal ve rahatlık (bast hali) vardı. Sofra düzülüp, yemek hazır olduğunda, Azizan hazretleri:

“Seyyid Ata’nın oğlu gelmeyince, Ali (ki kendi ismidir) bu sofradan ağzına tuz koymaz ve elini yemeklere uzatmaz” dedi ve sonra bir an sustu. Orada bulunanlar, bu büyük sözün neticesini gözetir oldular. Bir an sonra Seyyid Ata’nın oğlu aniden kapıdan içeri giriverdi. Bu hali görünce meclisten bir feryat, bir figandır koptu. Oradakiler şaşakaldılar, dona kaldılar. Gelen gençten Türklerin elinden nasıl kurtulduğunu sordular. “Şu anda, Türklerden bir grubun elinde esir idim. Elim ayağım iplerle bağlı idi. Şimdi ise, kendimi sizin yanınızda görüyorum. Bundan daha fazla bir şey bilmiyorum” dedi. Meclistekiler, bunun Hazreti Azizan’ ın tasarrufu olduğunu kesin olarak anladılar ve hepsi talebesi olmayı selamet yolu bildiler.

İki oğlu var idi. îkisi de zahiri ve batını ilimleri kendinde toplamış ilmi ile amil alim ve arif-i kamil idiler. Büyüğünün ismi Hace Muhammed olup Hace Horci (küçük) diye tanınır. Çünkü babasına Hace-i Büzürk (büyük) derlerdi. Babasının sağlığında yaşı 80’e varmıştır. 721 veya 728 (m. 1327) , de yüz otuz yaşında olduğu halde Harezm şehrinde 28 zilkade, pazartesi gününde vefat eyledi. Hace Muhammed de babasından 19 gün sonra  vefat etti. Küçüğünün ismi Hace İbrahim olup 793 senesinde vefat eylemiştir.

Azizan hazretlerinin dört büyük halifesi olup hepsi de, hal, söz, fazilet ve kemal sahibi idiler. Her biri hazreti Hacenin vefatından sonra Cenab-ı Hakkı isteyen talebi irşatla meşgul oldular. Dört halifesinin de adları Muhammed’dir. Birincisi Hace Mııhammed Külahdüz’dur. Harezm’de medfundur. îkincisi Hace Muhammed Hallac-ı Belhî’dir. Belh şehrinde medfundur. Üçüncüsü Harezmde medfun olan Hace Muhammed Baverdi’dir. Dördüncüsü Hace Muhammed Baba Semmasî olup, mübarek  Semmas’ta medfundur.

By | 2015-01-29T23:59:25+00:00 Perşembe, Ocak 29, 2015|Silsile-i Şerif|

About the Author:

Siz de fikrinizi belirtin