Gavs’ın (k.s) Vefatına Dair İşaretleri [Minah]

Ana sayfa » Gavs’ın (k.s) Vefatına Dair İşaretleri [Minah]

Gavs’ın (k.s) Vefatına Dair İşaretleri [Minah]

Bu işaretler Gavs (k.s)‘ın sırlarını çokça bilen, halifesi Abdurrahman-i Taği (k.s) nakletmiştir.

(Bazı sözleri kendisi bizzat Gavs (k.s)‘dan duyarak bazılarını da Gavs (k.s)‘ın muhiblerine (sevenlerine) dayanarak nakletmiştir.) Gavs (k.s) Hazretleri Bitlis’te geçirdiği humma hastalığından üç veya dört gün sonra, sabah namazından ardından işaret ettiler ki: ”Ecelimin vakti son baharın bitimine bir ay kaladır.” Gerçekten vefatları, işaret ettikleri zamanda gerçekleşti. Zira kendileri, Ramazanın üçünde, cumartesi günü öğleden sonra vefat etmişti. Vefatı anında hazır bulunanlardan birine, sonbaharın bitimine ne kadar kaldığı soruldu.

O da, hesabı iyi bilenlerden sordum, Ramazan bayramından üç gün sonra sonbahar bitecektir diye söyledi. Vefatları, işaret ettikleri tarihe tesadüf etmişti. Molla Abdurrahman Meczub hazretlerinin rivayetine göre Gavsi Hizani (k.s) bir gece gökyüzünde kızıllık meydana gelmeden önce (şafak sökmeden): “Rüyamda bana bir parça sabun verildiğini gördüm.” dedi. Molla Abdurrahman Meczub‘da bu rüyayı vefat belirtisi olarak yorumlamış.

Kuzey tarafında gökte bir kızartı meydana geldiği gece evden dışarı çıkıp kırmızılığı gözetlememi emir etti. (Molla Şerif’in (k.s) rivayetinden verdiği haberdir.) Sabah namazından sonra: “Bu gece sekarata (ölüm hastalığına) gireceğimi zannettim.” dedi. Abdurrahman-i Taği (k.s)nin gelmesi için defalarca emir buyurdu. Seyda-i Taği (k.s) o günlerde, kendi köyü olan İspehart’e gitmişti. Seyda-i Taği (k.s) buyurdu: İspehartlı Molla Abdullah, Karkirli Molla Abdüssamed ve Haclı Molla Abdulhamid ziyaretlerine geldikleri vakit kendilerine dört defa meyve ikram etti ve şöyle buyurdu: “Fazla yiyin, fazla amel edin.”

Seyda-i Taği (k.s) buyurdu: Molla Abdurrahman Melakendi, Bitlis’li Süleyman Efendi, Şeyh Abdurrahman, Molla Muhammed Melakendi ziyaret için geldiler. Gavs (k.s) hazretleri sedirin üzerinde sol tarafına yaslanmıştı. Misafirlerinin oturmalarını emretti. Gözlerini kapadı. Sonra onlarla hiç konuşmadı. Hastalığının ağırlığından aklının zail olduğunu sandılar. İslam’ın hasta ziyareti edeblerine göre; Hasta yanında fazla oturmak edebe aykırı olduğundan az bir müddetten sonra meclisinden kalkıp gittiler. Daha sonra akşama doğru mübarek gözlerini açarak bana şöyle dedi: Her halde ziyaretçiler konuşmamamın hastalığın ağırlığından kaynaklandığını sandılar. Halbuki ben hastalıkla değil murakabe ile meşgulüm.

Seyda-i Taği (k.s) buyurdu: Gavs (k.s) hazretlerine şöyle dedim:

”Hayatta kalışınızda insanlar için fazla bir hayır vardır. Daha önce hayat ile ölüm arasında muhayyer edildiniz. Sadaka verilmesini emrettiniz. Sadaka verilince ertelendiniz. Sizin kereminizden ricamız, bir daha sadaka verilmesi için emir buyurmanız.

Kaza-i muallak olması ihtimaline karşı sadaka verilmekle kazayı geri çevirmek umut edilir. “Bu sözlerim üzerine oğluna, sadaka verilmesi için emir verdiler. Oğlu bir çok sadaka verdi.

Fakat ertesi gün; insanların hep birlikte ümmetin saliha kullarından olduğunu söyledikleri, hatta Seyyid Taha (k.s)nın defalarca kendisinden dua talebinde bulunduğu, kadın hizmetçisi geldi. Bana:

  • “Eyvah Gavs (k.s) yolcudur, bu alçak dünyadan göç etme durumundadır.” dedi.

  • “Ne ile biliyorsun?” dediğimde,

Gavs (k.s) söyledi ki, vefat ile dinlenme zamanı yaklaştıkça, sadaka tehir edilmesine sebeb oluyor. Halbuki bu sefer ki ecelimin gelmesi, Kaza-i mübremdir. Hiç bir şey onu döndüremez.”

Seyda-i Taği (k.s) buyurdu ki:

Gavs (k.s) geceleyin beni yanına çağırdı ve;

  • ”Ben iki sefer sekerata düştüm” dedi. Ben,Gavs (k.s)‘a:
  • ”Bu gece istirahat ettiniz” dedim.

  • ”Evet” dedi.

  • ”Sekeratı (son nefes) ne ile tanıyorsunuz” diye sordum, cevaben:

  • ”Ruhun ihtilacından (koşuşundan) bilirim. O, göçmek iştiyakındadır (arzusundadır) dedi.

Seyda-i Taği (k.s) buyurdu ki:

Kendilerine kasım ayının dokuzunda ”Daha önce belirttiğiniz ecelinizin vakti geçti” dedim. Bu vakit sonbaharın bitimine bir ay kala idi. ”Hayır” dediler. ”Zira Aralık’ın on günü de sonbahardan sayılır”

Seyda-i Taği (k.s) buyurdu:

Gavs (k.s) işareten buyurdu ki:

”Cuma günü ölüm için güzel bir gündür. Fakat Resulullah (s.a.v) pazartesi günü vefat etmiştir. Şeyhim Şeyh Taha (k.s) ise cumartesi günü vefat etti.” Bunu dedi ve ”cumartesi” kelimesini tekrarladı. Bu yüzden kendilerinin de cumartesi günü vefat edeceğini sanıyordum. Nitekim de öyle oldu. Gavs (k.s) sohbetlerinde dünyayı yererek:

”Eğer Cenabı Hak, cennet nimetlerini de bana dünya nimetleri gibi sevimsiz gösterse, cennet de benim hoşuma gitmez, öyle de olsun (sevimsiz göstersin) zira maksad Allah (c.c)tır.” derdi.

Seyda-i Taği (k.s) buyurdu ki:

Gavs (k.s) hazretleri dünya konularını sevmiyordu. Hatta bir gün kendilerine bir sığır getirildi ve kendilerine burada kalmasını mı yoksa İsparit’e gönderilmesini mi istedikleri sorulduğunda: ”Böyle şeyleri benden sormayın, zira ben dünyayı ve içindekini istemiyorum. Bir şeyi sevmeyenden o şey sorulmaz.’ dedi. Seyda-i Taği (k.s) buyurdu:

Kendilerine hediye olarak bir miktar meyve getirildiğinde: ”Keşke bunları buraya getirmeselerdi, çünkü dünya nimetlerinden bıkmışım.” dedi. Seyda-i Taği (k.s) buyurdu:

Gavs (k.s) sohbetinde yüksek tepelerden, serin sulardan, çiçeklerden ve yeşilliklerden bahsediyordu.”

Seyda-i Taği (k.s) buyurdu: “Ölüm hastalığında sohbetine gelen avam tabakasına rahatsızlığını belirten hiç bir söz söylemiyordu. Aksine sıhhatini belirten sözler konuşuyordu.

Hatta vefat edeceği gün akrabalarından bazıları izin isteyip köye gitmişlerdi. Çünkü sıhhatinin yerinde olduğunu sanıyorlardı. Gavs (k.s) bu hastalığında çorba suyundan başka bir şey yemiyordu. Son yediği şey bir miktar ayran içine doğranmış biraz ekmek ile biraz buz olmuştu.” Seyda-i Taği (k.s) buyurdu:

“Bu hastalığında kendilerinin nadiren uyuduğunu görürdük. Uyku anları da murakabe ile karışık idi. Sağ veya sol yanına dayalı olarak oturduğu halde kıbleye yönelik idi. Sohbetin haricinde devamlı murakabede bulunuyordu.”

Seyda-i Taği (k.s) buyurdu:

“Kendilerinden bir kaç defadan başka hiç bir inleme işitmedik. Buna rağmen elinde olmadan inleme zarar verir mi, vermez mi?” diye sordu.

Seyda-i Taği (k.s) buyurdu:

Gavs (k.s) hazretleri Bitlis’te ölüm tarihini beyan ettikten bir gün sonra yanına giren Aziz oğlu Şeyh Bahaddin (k.s)‘e:

‘Yatağın üstüne otur, şimdi yatak sahibi oldun.’ dedi. Bundan sonra insanlara altı yedi teveccühten başka yapmadı. Adı geçen, oğlu Şeyh Bahaddin (k.s)‘e teveccüh yapmasını emir buyurdu.”

Seyda-i Taği (k.s) buyurdu:

Gavs (k.s) şaban ayının görünmesinden sonra artık sohbete girmedi. Şeyh Bahaddin (k.s)’e sohbete gitmeyi emir buyurarak:

‘Artık sohbet sırası kendisine geldi.’dedi.”

Seyda-i Taği (k.s) buyurdu:

Gavs (k.s) şeriata muhalefet etmeyeceğine, bid’atlar yapmayacağına, tarikatta söz, hareket ve sükununda ruhsatlarla amel etmeyeceğine dair tevbe etmesi için beni Şeyh Bahaddin (k.s)‘e gönderdi.

Kendisine gidip emredildiğim hususu tebliğ ettim. Şeriat ve tarikata muhalefet etmeyeceğine dair tevbe etti. Sonra Gavs (k.s) hazretlerine dönüp tevbe ettiğini haber verdiğimde tevbesini kabul etti.”

Seyda-i Taği (k.s) buyurdu ki:

Gavs (k.s) bir gece ihtiyaten bizimle istişare (danışma) etti ve ‘Bu Ali tarikatta gayesine kavuşan kim olmuştur?’ dedi. Ben;

‘Sizin gibi kimse ulaşmamıştır.’ dedim. Gavs (k.s); ‘Kendim gibi olsun demiyorum.’ Ben de dedim ki: ‘Şayet sizi göz önüne almazsak, şu anda sizin kapınızın avlusundaki kamiller gibi Şah-ı Nakşibend’in kapısının avlusunda yok idi.’ ”

Fahri Kainat (a.s)‘ın ruhaniyeti ve silsile meşayihlerin ruhaniyetinden izin dileme ve müşavereden (danışma) sonra, onlardan birine (hazır bulunanlardan) tarikat emrini kime teslim etmek lazım diye sordu. Cümlesi, bu emrin (irşad emrinin) kendisine teslim edilecek kimsede var olması gereken şu üç şarta bağladı:

[su_quote] 1- Şöhrete istekli olmaması.
2- Şeriat’a muhalefet etmemesi.
3- Tarikatta üstadına muhalefet etmemesi.[/su_quote]

Gavs (k.s) iki küçük oğlunu (Seyyid Nur ve Seyyid Burhan) zahiri ve batıni terbiyeleri için Molla Abdurrahman Meczub‘a teslim etti.

Gavs (k.s) tüm müridlerine elindeki amel ile meşgul olmayı ve iştihanın (isteğin) en çok rabıtada olmasını tavsiye etti.

Seyda-i Taği (k.s) buyurdu:

Gavs (k.s) bana ”Ölümümden sonra üzülme. Zira rabıta sağlığımızdan daha güzel, daha süratle (hızlı) gelecektir.” dedi.

Gavs (k.s) Molla Abdurrahman, Molla Abdulkadir, Süleyman Efendi ve Molla Hüseyin‘in süluk için oturmalarını son derece arzu ediyordu.

Nihayet bunun için emir buyurdu ve emre imtisal ederek (uyarak) oturmalarından sonra, Gavs (k.s) ”Nisbet gerçekten kuvvetlidir.” dedi.

(Bununla, ölümünden sonra amellerinde gevşememelerini kendilerine bildiriyordu.) Zira yarar kendilerine hasıl olacaktır.

Seyda-i Taği (k.s) buyurdu:

Gavs (k.s) Şeyhi Seyyid Tahadan (k.s) naklen şöyle buyurdu:

”Kılıç kınından çıkmayınca bir şey kesmez.”

Seyda-i Taği (k.s) buyurdu:

Gavs (k.s), ölümünden sonra üzerine ağlamamayı işaret etti. Ölümü ile müridlerin kalblerine öyle sükunet (sakinlik) geldi ki hiç biri ağlayıp mahzun da olmadı.

Ruhu çıkmadan evvel neredeyse kendilerini öldürecek hale geldikleri halde, ölümü ile sabrettiler.

Malları için olan vasiyetleri vardır ki bu kitapta anlatılması gerekmez.

Seyda-i Taği (k.s) buyurdu:

Gavs (k.s) vefat edeceği cumartesi günü öğleden sonra Molla Abdurrahman Meczub‘u yanına çağırdı. Beni de aynı şekilde çağırtmıştı.

Vaktaki meclisinde hazır bulundum. Her iki omuz etlerinin titrediğini gördüm. Sekaratta olduğuna muttali olduğumda (anladığımda) gizlice Yasin suresini okumaya başladım.

Mevla’ya kavuşma arzusunun eseri kendilerinde göründü.

”Beni doğrultun.” dedi. Kendilerini doğrulttuklarında tekrar ”Beni yatağıma uzatın” dedi. Uzattıklarında tekrar ”Beni doğrultun” dedi. Doğrulttuklarında yine ”Beni uzatın.” buyurdu. Izdırabı ziyadeleşince (acısı artınca) bana dönüp gülümseyerek, ”İşte böyle olmalıdır.” dedi. (Yani ölümü arzu etmeyi kastediyordu)

Kendi temiz ruhunun, cam nargile içinde dumanı çekilirken titreşen su gibi, mübarek vücudunda titrediğini görüyordu. Sarığını koyarak göğsüne buz konulmasını emretti ve açıktan Yasin Suresi’nin okunmasını söylediler.

Mevla’ya kavuşmaya iştiyaklı olduğu için ruhunun tez çıkması için dua edilmesini ve ecelinin çabucak son bulması için de oğluna, sadaka vermeyi emretti.

Ruhu çıkacağı esnada sol tarafına şiddetle tükürdü. Hizmetçilerin elinde mendil olduğu halde sünnete riayeten sağ yöne tükürmedi.

Bu durumda yanına girenlere oturmayı emrediyordu. Sekeratın şiddeti anında ve bitiminde üzüntü eseri bizden gitti. Hazır olanların az bir kısmı göz yaşı döktü.

Sekeratı ve ızdırabı şiddetli olduğu halde son derece teslimiyet ve neşe içinde idi. Hatta bir iki sefer ”Ay Babo” demelerinden başka rahatsızlık belirten bir sözü kendilerinden işitmedik.

Sedirin üzerine konulmasını emrettikten sonra, bu hastalığında ayağa kalkma gücünde olmadığı halde kendilerini tuttular ve yürüyerek sedirine gitti. Bir kol boyu kadar yüksekte olan sedirine varınca üzerine çıktı. Sağ tarafına uzandı. Sarığının bir tarafının yüzünün üzerinde olduğunu gördük.

Kendisi mi onu örttü, farkına varamadık. Yüzünü açtığımızda hayatı son bulmuştu.

Bu esnada evin içi güzel bir kokuyla dolmuştu, hatta evin kapısı önünde bulunanlar da bu güzel kokuyu hissetmişlerdi. Hazır bulunan müridler bu kokuyu mis kokusundan daha üstün hissediyorlardı. Aynı koku defni sırasında da hissedilmişti.

Seyda-i Taği (k.s) dedi ki:

Gavs (k.s)‘ın oğlu Şeyh Celaleddin (k.s) Gavs (k.s)‘ı yıkamamı emretti. Ben ise kalben bundan rahatsız oldum.Çünkü hayattayken en güzel şekilde gördüğüm nurani yüzünü, ölümünden sonra öyle göremeyeceğimi sandım. Böyle olunca rabıtam da güzel olmazdı.

Fakat yıkadığımda onun hayattayken mübarek alnında bulunan çizgilerin düzeldiğini ve ortasının sararıp etrafının beyazlaştığını gördüm. Öyle gördüm ki ondan nurun çıktığı ve parladığı sanılırdı.

Şimdi ise rabıtamda yıkama esnasında gördüğüm şekli üzerinde görmeyi severim. Zira yıkama anında gördüğüm güzelliği hayatında görmemiştim. Mübarek teni hayattakinden son derece fazlasıyla yumuşak idi.”

Gavs (k.s) hayattayken ağır cüsseli idi. Onu ancak iki veya üç kişi hareket ettirebilirdi. Yıkama esnasında ise hafifliğinden dolayı hizmetçi Ali tek eliyle bir yandan diğer yana hareket ettiriyordu..

Çünkü O (k.s) ölümle öyle hafiflemişti ki onun gibi hafiflik olamazdı. Ben şimdi tasavvur ediyorum da, kesedeki elimin O’nun dizi ile göbeği arasına vaki olduğunu hatırlamıyorum.

O (k.s) Hicri 1278 senesinde vefat etti.

Seyda-i Taği (k.s)‘nin halifesi Molla Halil Çoğreşi (k.s) Gavs (k.s)’ı anlatıyor:

Benim (Molla Halil) ilk şeyhim Bitlis’te idi. Gavs (k.s)‘ın zuhurunda aleyhinde çok konuşuldu. Münkirleri çok idi. Benim Şeyhim tecrübe için beni Gavs (k.s)‘a gönderdi. Fakat ben ondaki istikamet ve durumu görünce ister istemez tevbe aldım. Tarikata girdim. Vird dersi aldım.

Aldığım vird derslerinin yanında eskiden okuyup menfaat gördüğüm evradıma da devam ettim. Tarikata girdiğimin üçüncü günü Gavs (k.s) beni huzuruna çağırdı.

Benim evradıma vakıf olduğunu işaret ederek terk etmemi ima etti. Şöyle buyurdu: “Açıktan yapılan zikirler ne olursa olsun, nakşi tarikat-ı aliyesinde bid’attır.

Bu tarikatın arslanları (sadatlar) onlara razı olmazlar. Hatta Şahı Nakşibend (k.s) kendi türbesinde cehri zikir yapan kadir-i halifesini himmetle öldürmüştür. “Dedikten sonra Şeyh Aliyil Halhali’nin Cevahir kitabından bu hikayenin yerini gösterdi.

Bir seferinde hastalandım. Hastalığım gitgide ağırlaştı. Öyle oldum ki ayağa kalkamıyordum. Talebelerim beni huzur-u ilahiye getirdiler. Gavs (k.s) bana bardağındaki suyu içirdi. Suyu içmemle beraber hastalığım, kendim ata binebilecek kadar hafifledi.

Yine bir seferinde omuzuma bir ağaç değdi. O kadar acıdı ki acısından ölecektim. Gavs (k.s)‘a durumu arz ettim. Omuzunu göster buyurdu. Ben gösterdim. Mübarek elini sürdü. Sürer sürmez iyileşti. Acıması bir pire ısırması kadar azaldı.

Bir gün kalbime, kadın kısmının Gavs (k.s)‘in yüce sohbetlerinde bulunması mahzurludur, şeklinde vesvese geldi. Vakit hatme vakti idi. Baktım ki Gavs (k.s) hem acele ediyor hem de sinirliydi.

Hatme biter bitmez Gavs (k.s) bana sordu. Kadınlara bakmanın hükmü nedir? Ben, Gavs (k.s) daha iyi bilir dedim. Sonra Gavs (k.s) bana kadınlara bakmanın, şehvetsiz ve fitneden korkulmazsa ihtilaflı olduğuna dair hükmün kitaptaki yerini gösterdi.

Buyurdu: “Meşayihler misal alemindeki hayvan suretindeki şekillere bakarlar. Gördükleri kadın değildir.

Bazen de kadınlar ile meşayih arasına manevi bir perde çekilir. Şeyhler kadınlara bakmazlar. O hicaba bakarlar. “Bu söz söylenince kalbimdeki vesvese defoldu gitti.

Molla Abdulhadi Çarçaği’nin Gavs’ı Azam (k.s)‘dan naklettikleri :

Ben ( M.Abdulhadi ) Gavs (k.s)‘dan sordum:

– Şeyhin meclisinde bulunmak sohbet midir? Buyurdu: “Değildir. Zikir ile kalb tasfiye olur. Rabıta ile ilerleme olur. Büyüklerin sohbetinin eşi yoktur. Meşayihin hikayeleri ile muhabbet artar. Sahabelerin hikayeleri ile iman kâmil olur ve günahlar da af olunur.”

Buyurdu: “Allah (c.c) her velinin durumunu halk tabakasından gizler. Kimini ilimle, kimini başka bir şeyle. İnsanlar diyebilirler ki, filanca (kendini kast ederek) arazi çalıştırıp çocuklarına mal çoğaltıyor.”

Bir sohbet meclisinde bir köpek vardı. Bazıları onu kovalamak istediler. Gavs (k.s) buyurdu:

“Bırakın onu. Kim kendisini ondan daha efdal olarak bilebilir. İnsan topraktan yaratılmış ki kendisini topraktan üstün bilmesin. Kiramen katibin (yazıcı melekler) seçkinlerin amellerine vakıf olamazlar.

Onların amelleri Allah (c.c) yanında gizlidir. Nakşi tarikatındaki ameller mukarrebinlerin amelidir. Tarikat ehli olmayanların amelleri ise ebrar (hayır sahibi)’ların ameli gibidir. İkisi bir değildir. Aralarında çok fark vardır.”

Bir seferinde hatmeye oturduk. Hatme halkasında Molla Abdulbari adında, Kadiri tarikatının hulefasından bir zat vardı. Gavs (k.s)‘a sadık idi.. Onun hakkında ihlası da çoktu. Taşlar getirilmesine rağmen Gavs (k.s) hatmeyi başlatmayıp bekledi.

Molla Abdulbari anladı ki kendisinden dolayı hatme yapılmıyor. Hemen kalktı. Gavs (k.s) buyurdu:

“Ben utanırım ki seni hatmeden çıkarayım. Yalnız büyükler bu tarikatın ehli olmayan kişilerin hatme halkasında toplanmasına razı değiller.”

Buyurdu: “Kabir azabı tehlil hatmesinin sevabı ile kalkar. Bunu ancak Nakşibendiler bilirler.”

70000 sefer tevhid kelimesini okumaktan ibaret olan tehlil kelimesini Gavs (k.s) kabir azabına uğrayacağını zannedenlere emrederdi.

Bu menkıbeyi Molla Abdulhadi Çarçaği Gavs (k.s)‘ın halifesi Molla Halid (k.s)‘den rivayet ediyor:

“Bir gün Gavs (k.s) benim (Halid-i Öleki) babamın kabrinin yanından geçti. Benim kalbimden keşke Gavs (k.s) durup bir Fatiha okusa diye geçti. Fakat Gavs (k.s) durmayıp Fatiha okumadı.

Eve ulaşınca Şeyhi Seyyid Taha (k.s)‘dan nakille şöyle buyurdu:

“Bu tarikat-ı aliyyenin menfaati müridlerin babalarına ulaşıyor. Mürşidin menfaati ise müridin ana babalarına uzakta olsalar dahi ulaşır. Ben bu sözden sonra anamın türbesini ziyaret ettim.

Öğrendim ki Şeyhim Seyyid Taha (k.s)‘nın menfaati anam uzakta olmasına rağmen ona da ulaşmıştır.

Ben (Halid-i Öleki) anladım ki Gavs (k.s) benim kalbimdekini anladı. Bunları benim için söyledi.”

Gavs-ı Azam (k.s)‘ın yüksek eşiğindeki köpeklerden bile keramet görülmüştür. Verebin adındaki köyde bir adam öldürülmüştü. Köylüler de Gavs (k.s)‘ın etbaı idi. Köy Gayda’ya yakındı.

Gavs (k.s)‘ın sürüsünü muhafaza eden iki köpek hemen o köye gittiler. Maktulün revakına çıkıp oturdular. Köpekleri tanıyınca yemek ve ekmek getirdiler.

Köpekler yemeyip hazin hazin düşünceli bir şekilde durdular. Yerlerinden kalkmayıp evden de ayrılmadılar.

Ne zaman ki katil affedilip barış sağlandı. Köpekler de o zaman hareket ettiler.

Cenab-ı Hak bizi sultanımızın eşiğinden ayırmasın.

Amin.

İçindekiler sayfasına geri dön

By |2018-06-28T22:28:07+00:00Pazartesi, Aralık 1, 2014|Minah|

About the Author:

Siz de fikrinizi belirtin