Beylerbeyi Bayburdi Hazretleri ile yolculuk

Ana sayfa » Beylerbeyi Bayburdi Hazretleri ile yolculuk

Beylerbeyi Bayburdi Hazretleri ile yolculuk

2006 yılının Temmuz ayında ilk defa, Efendimle (Beylerbeyi Bayburdi Hz.) aynı arabada yolculuk etmek nasip olmuştu. İstanbul’dan Çorum’a gitmiştik. Ben böyle bir şeyi aklımdan bile geçir(e)memiştim oysa. Yolculuk öncesindeki akşam, Efendim kendisiyle gelebileceğimi söyledi. Sabaha kadar heyecandan uyuyamadım. Biraz da korkuyordum. Yolculuk hayli uzun geçecekti. Gönlümü muhafaza edebilir miydim yolculuk boyunca? Çünkü o dönemde Efendim Hz.leri, bütün hâllerimizi ve düşüncelerimizi yüzümüze bakarak söylerdi. Bu durumda benim, Efendime yolculuk boyunca teslim olmuş; saf, durgun, boş veya hoş bir gönül yapısında olmam gerekirdi. Neyse ki arabada benden hariç, Efendimin çocukluk arkadaşı, aynı zamanda Abdurrahim Reyhan Hazretleri’nden ders almış olan Ali Kardeş ismindeki amcamız da olacaktı.

Sabah olunca öğrendim ki Ali amcanın oğlunun o gün acil bir işi çıkmış. Biz Efendim Hazretleri’yle birlikte Kurtköy’den yola çıktık. Efendimle yan yana oturunca Efendim: “Mürşidimin sünnetidir, kemerimizi takalım.” dedi. Sanki hiç arabaya binmemiş gibi kemer aradım. “Elinin altında takacağın yer yavrum” dedi. Düşünüyorum da, hâlen o kemerin beni nasıl sardığını hissederim. Onun velayetinde, onun gemisinde yolculuk başlamıştı. Benim için gittiğim ve geldiğim yerin hiç önemi kalmamıştı. Onunla olduğum müddetçe ellerimi bir daha çekmemecesine usulca dizlerime koydum. Her anı huzur içerisinde özümseyerek yolculuğa başlamıştım.

Efendim, yolculuk esnasında sohbetiyle beni düşündürüyor; sonra da düşüncelerime yine kendisi cevap veriyordu. Bir ara eski zamanlarından -Abdurrahim Reyhan Hz.leri döneminden- bahsetti. Sohbet aynen şöyleydi:

“Efendim Hazretleri’yle beraber köylere tebliğe giderdik. Efendim zamanın Gavsu’l-A’zâm’ıydı. Gavsu’l-A’zâmlar diğer mürşitler gibi değildir. Zamanın büyüğü oldukları için gittikleri yerlerde bazen olağanüstü hâller zuhur eder. Kimileri de bu durumu fark eder. Zahiren de bu duruma şahit olurlar. Efendim Hazretleri’yle köyün birine tebliğe gittiğimizde, daha köyün girişinde köyün bütün köpekleri Efendimi karşılamak için toplanmış, sıraya geçmiş saygı içerisinde bekliyorlardı. Tabii, bir yere zamanın büyüğü geleceği vakit o bölgedeki hayvanlar da onu fark eder. O bölgede yaşamış ne kadar ruhaniyet varsa -manen- hepsi de orayı teşrif eder, oraya toplanır. Bazen de tabiat olaylarında değişiklik olur: Yağmur yağmamış kurak bir yere birdenbire yağmurun yağması gibi… Dört büyük melek dâhil tüm melekler ve hayvanlar da onun emrindedir.” diye buyurdu.

Dikkatimi çekti. Bolu’ya yaklaşmamıza rağmen bir tane bile araba bizi hâlen sollayamamıştı. O zaman Bolu Dağı Tüneli yapılmamıştı. Bolu Dağı’na doğru çıkarken kahvaltı yapmak için büyükçe bir restoranın yoluna girdik. O an bir gariplik hissettim. Arabayı park için Efendim yaklaşırken altı veya yedi tane köpek, Efendimin duracağı yerin sol kapı tarafında sıraya dizilmişler; arka ayakları bükük, ön ayakları başlarıyla beraber dümdüz, tam bir hazır ol ifadesiyle bekliyordu. Efendim Hz.leri yaklaştıkça köpekler gözlerini direkt Efendim Hazretleri’ne kilitlemişler, başlarını aynı anda, aynı hızla kademeli bir şekilde bir çarkın dişlileri gibi -tamamen senkronize- hareket ettirdiler. Çoğu melez, sıradan köpeklere hayretle bakakaldım. Efendim arabayı durdururken başını hafiften öne eğmiş, çocuklara yaptığı tebessüm gibi hafifçe göz altından köpeklere bakar vaziyetteydi. Köpeklerin de sanki Efendimin bakışına karşılık, hasret çekmiş çocuk bakışlarıyla yalnız Efendime bakmaları bende de köpeklere karşı farklı bir hâl oluşturdu.

Efendim arabadan inip yürümeye başladı. Köpekler aynı düzen, aynı tarz hareketler içerisinde Efendimi sabit yerlerinden izlemeye devam ettiler. Kendime geldiğimde Efendim 20 m. kadar mesafeyi yalnız başına yürümüş; restoranın 15-20 basamaklı merdivenini çıkmıştı; tam kapıdan içeri girecekken Efendimin bana nazar ettiğini fark ettim. Bense köpeklerin arasında indiğim arabanın kapısını bile kapatmadığımı fark ettim. Hemen koştum arabanın kapısını kapattım. Sonra restoranın kapısına doğru fırladım. İçerisi çok kalabalıktı. Birden Efendimi göreceğimi sanıyordum. Panikledim! Kendime rahat ol, neyse ne, Efendim her hâliyle fark edilir; hem de buradan dedim. Efendimi elinde tepsi self servis sırasına geçmiş 5-6 kişi arkasında sıraya dizilmiş gördüm. Efendimin yanına geçmek kolay değildi. Servis sırası koridor şeklindeydi. Solda servis masaları, sağda hesap masasına kadar uzanan metal alüminyumdan borular vardı. Efendim Hazretleri’ne sıradan çıkana kadar garip hareketler yapmaktansa Efendimi takip etmeyi uygun gördüm. Efendim masaya oturduğunda arabanın anahtarını bana uzattı “Oğlum arabanın kapıları açık kaldı. Merdivenlerin başından şu düğmeye bas da kilitlensin” dedi. Kahvaltıdan sonra tekrar yola koyulduk.

Efendim, Ankara’daki çevre yolunda çalışma olduğunu söyleyerek 70 km. hız sınırını aştı ve trafik polisleri de bunu fark edip bize ceza yazdı. Esasında yol çalışması da yoktu. Efendim, polislerin bize ceza yazmasına sebep olarak üzerimdeki hâlin tamamen kalkmasını sağladı. Ankara girişinde, geldiğimiz istikamete dönüp 5-6 km tekrar geldik, sonra Çorum’a tekrar devam ettik. Bu duruma bir anlam veremedim. Amenna, muhakkak bir sırrı vardı bunun.

Sungurlu’ya yaklaştığımızda ihvanlar yol üzerinde karşıladılar. Çorum’da da yine Efendimin anlattığı gibi kuraklık döneminde hiç görülmemiş şekilde değişiklikler oldu. Bu durum ihvan olmayan çoğu insan tarafından da Efendimin gelişine bağlandı.

Allah (c.c) elimizi eteğinden ayırmasın. Tüm insanların da bu kemalâttan ziyadesiyle nasiplenmesini sağlasın inşallah. Ne kadar methetsek bir şey söylemiş olamayız.

By |2018-06-28T22:29:08+00:00Cumartesi, Eylül 13, 2014|Hatıralar|

About the Author:

Siz de fikrinizi belirtin