Ebû Sufyan İbnu´l-Harîs (r.a.)

///Ebû Sufyan İbnu´l-Harîs (r.a.)

Ebû Sufyan İbnu´l-Harîs (r.a.)

«Ebû Sufyan İbnu´l-Harîs Cennet´teki gençlerin efendisidir».[1]

Muhammed İbnu´l Abdullah ile Ebû Sufyan İbnu´l-Haris arasındaki gibi, İki şahıs arasında sağlam ilgi ve bağlar bulunması pek azdır. Ebû Sufyan, Rasûlullah (s.a.v.) ile yaşıt ve akrandı. Onlar birbirine yakın bir zamanda doğmuşlar ve aynı aile içinde büyümüşlerdi, Ebû Sufyan Peygamber´in öz amca oğluydu. Ebû Sufyan´ın babası Harîse ve Resûlullah´ın babası Abdullah; Abdulmuttalib´in soyun dan gelen iki kardeştiler. Ayrıca Ebû Sufyan Peygamber´in süt kardeşiydi. Sad kabilesine mensup Halîme hanımefendi onları birlikte emzirmişti. Bütün bunlardan başka o peygamberlik gelmeden önce Rasûlullah´ın samimi dostuydu ve ona en çok benzeyen kimseydi. Bu duruma göre, siz Hz. Muhammed (s.a.v.) ile Ebû Sufyan İbnu´l-Haris, arasındakinden daha sağlam ve daha yakın bir ilgi gördünüz mü veya duydunuz mu? Onun için, Ebû Sufyan hakkında zannedilen; onun, Rasûlullah´ın davetini en önce kabul edenlerden ve onun yoluna en çabuk uyanlardan olmasıdır. Halbuki durum, umulanın tam tersine olmuştur.

Çünkü Rasûlullah davetini açıklayıp yakınlarını uyarınca, Ebû Sufyan´ın içinde Rasûlullah (s.a.v.) ´e karşı intikam ve kötülük ateşleri parladı. Dostluk, düşmanlığa, ilgi ilgisizliğe, kardeşlik, yüz çevirmeye dönüştü. Rasûlullah Efendimiz, Rabbinin emrini açıkladığı sırada Ebû Sufyan İbnu´l-Haris, Kureyş süvarilerinin en meşhuru ve şairlerinin en önemlisiydi. Mızrağını ve dilini, Rasûlullah ile kavga ve onun davet ettiğine düşmanlık için ortaya koymuştu. Bütün enerjisini İslâm ve müslümanlarla mücadeleye vermişti.

Kureyş Peygamber´e karşı harp açmışsa, mutlaka onun tutuşturucusu Ebû Sufyan olurdu, Müslümanlara bir kötülük gelmişse, ondaki büyük pay yine Ebû Sufyan´a ait olurdu. Ebû Sufyan şiir şeytanını uyandırmış ve dilini Rasûlullah (s.a.v.)’ i yerip kötülemede kullanmıştı. Onun hakkında kötü ve incitici sözler söylemişti. Ebû Sufyan´ın Peygamber Efendimize olan düşmanlığı yirmi seneye yakın sürdü. Bu süre içinde, Rasûlullah Efendimize kurmadığı tuzak, müslümanlara karşı işlemediği günah çeşidi kalmamıştı.

Mekke´nin fethinden az önce, Ebû Sufyan´a müslüman olmak nasîb oldu. Onun İslâm´a girişine dair, siyer kitaplarının hafızasında tuttuğu ve tarih kitaplarının naklettiği enteresan bir hikâye vardır. İslâm´a giriş hikâyesini anlatmasını o şahsın kendisine bırakalım. Çünkü onu en iyi anlatacak olan odur…

Ebû Sufyan anlatmaktadır :

 İslâm´ın durumu düzelip kuvvetlenince; Rasûlullah’ ın fethetmek için Mekke´ye yürüdüğüne dair haberler yayılmıştı. Genişliğine rağmen yeryüzü artık bana dar gelmişti. Şöyle dedim :

« Nereye gideyim Kiminle arkadaşlık edeyim Kiminle beraber olayım »

Daha sonra karıma ve çocuklarıma gelip :

« Mekke´den çıkmaya hazırlanın, Muhammed´in gelmesi yakın. Onlar beni yakalarlarsa, mutlaka öldürülürüm». Bana şöyle cevap verdiler :

« Senin için, arap ve arap olmayanların Muhammed´e boyun eğmiş olduklarını ve onun dinine kucak açtıklarını görme vaktin geldi. Onun kuvvetlenmesine ve muzaffer olmasına en çok senin sevinmen gerektiği halde, hala sen ona düşmanlıkta ısrar ediyorsun».

Böylece beni devamlı Muhammed´in dinine girmeye teşvik ediyorlardı.

Nihayet Allah göğsümü İslâm´a açtı.

Hemen kalktım. Kölem Mezkur´a bana birkaç deve ve bir at hazırlamasını söyledim. Oğlum Cafer´i de yanıma aldım. Mekke´yle Medîne arasındaki Ebva´ya doğru hızla ilerlemeye başladık.

Oraya yaklaştığımda, hiç kimsenin tanımaması için ve Peygamber´e ulaşmadan ve müslüman olduğumu huzurunda açıklamadan öldürülmeyeyim diye kılık değiştirdim.

Bir mil kadar yaya yürüdüm. Çünkü müslümanların öncü kuvvetleri grup gurup Mekke´ye doğru gidiyorlardı. Onlardan korktuğumdan ve Muhammed´in taraftarlarından birinin beni tanımaması için yoldan ayrı yerlerden gidiyordum.

Ben bu haldeyken, Peygamber askerleri arasında çıka geldi. Ben de ortaya çıkıp ona doğru yürüdüm. Yüzümü açtım. Beni görüp tanıyınca hemen yüzünü başka tarafa çevirdi. Ben de yüzünü çevirdiği tarafa geçtim. Yine benden yüzünü çevirdi. Ben yine yüzünü çevirdiği tarafa geçtim. Birkaç defa böyle yaptı.

Peygamber´in yanına geldiğimde, onun benim müslüman olmama sevineceğinden, dolayısıyla ashabının da memnun olacağından şüphe etmiyordum.

Fakat Müslümanlar Rasûlullah (s.a.v.)’ in yüz çevirdiğini görünce, onlar da surat asıp benden yüz çevirdiler.

Ebu Bekr ile karşılaştım, sert bir şekilde benden yüz çevirdi. Kalbinin yumuşamasını ister bir şekilde Ömer İbnu´I-Hattab´a baktım, onun da arkadaşından daha sert bîr şekilde yüz çevirdiğini gördüm.

Üstelik Ensar´dan birini benim üzerime kışkırtmıştı. Ensar´lı şöyle dedi :

« Ey Allah´ın düşmanı! Sen Allah´ın Rasûlüne ve sahabilerine eziyet ediyordun. Peygamber´e düşmanlıkta ünün dünyanın doğu ve batısına ulaştı». Bana devamlı hakaret ediyor ve sesini yükseltiyordu. Müslümanlar da bana dik dik bakıp karşılaştığım mumeleye memnun oluyorlardı.

Bu sırada amcam Abbas´ı gördüm. Hemen ona sığındım ve ona şöyle dedim :

« Amca! Akrabası olduğum için ve kavmim içindeki şerefli mevkiinden dolayı, Rasûlüllah´ın (s.a.v.) benim müslüman oluşuma sevineceğini umuyordum. Benden hoşnut olması için onunla konuş». Amcam şöyle cevap verdi :

« Hayır vallahi! Onun senden yüz çevirdiğini gördükten sonra bir fırsat doğmadıkça, onunla asla konuşmam. Çünkü ben Rasûlullah´a (s.a.v.) saygı gösterir ve ondan korkarım». Dedim ki :

« Amca! Öyleyse beni kime bırakıyorsun !» Şöyle cevap verdi :

« Sana söylediklerimin dışında yapabileceğim birşey yok». Beni bîr üzüntü ve keder almıştı. Az sonra amcaoğlum Ali İbn Ebu Talib´i gördüm. Durumumu ona da anlattım O da amcamız Abbas´ın sözünü tekrarladı.

Yine amcam Abbas´a gittim. Ona :

« Amcam! madem Rasûlullah´ın kalbinde bana karşı bir yumuşama uyandıramıyorsun, bari bana hakaretler yağdıran ve herkesi bana hakarete teşvik eden şu adama mani ol» dedim.

« Bana o adamı tarif et» dedi. Adamı ona tarif edince

« Bu, Nuayman İbnu´l-Haris en-Neccari´dir» dedi ve ona şu haberi gönderdi :

« Nuayman! Ebu Sufyan Rasûlullah (s.a.v.)’ in amca oğludur, benim de kardeşimin oğludur. Her ne kadar bugün Rasûlullah (s.a.v.) ona kızgınsa da, bir gün ona olan kızgınlığı geçecektir. Ona hakaret etmekten vazgeç». Bu konuda ısrar edince, bana hakaret etmekten vazgeçip şöyle dedi :

« Artık onun karşısına çıkmayacağım».

«Rasûlullah (s.a.v.) Cahfe´de konakladığında, kaldığı yerin kapısı önüne oturdum. Oğlum Cafer de yanımda ayakta duruyordu. Rasûlullah (s.a.v.) dışarda beni görünce, yine benden yüzünü çevirdi. Onun gönlünü yapmaktan ümidimi kesmemiştim. Her ne zaman bir yerde konaklasa, kapısının önüne oturuyordum. Oğlum Cafer´i de önümde durduruyordum. Ama o, beni görünce yüz çeviriyordu.

Bir müddet böyle yaptım. Bu hal bana zor gelip canım sıkılınca Karıma şöyle dedim :

« Vallahi, Rasûlullah (s.a.v.) mutlaka benden hoşnut olacak yoksa şu oğlumun ellerinden tutup açlık ve susuzluktan ölünceye kadar toprakta yüz üstü sürüneceğim». Rasûlullah (s.a.v.) bunu duyunca bana acıdı. Konakladığı yerden çıkınca, öncekinden daha yumuşak bir şekilde baktı. Onun gülümsemesini beklemeye başladım».

Rasûlüllah (s.a.v.) Mekke´ye girdiğinde, ben de onun yanındaydım. Mescide gittiğinde, ben de önünde koşuyordum,

Huneyn savaşında araplar Peygamberle savaşmak için o güne kadar hiç görülmemiş bir ordu topladılar. Onunla karşılaşmak için daha önce öylesini yapmadıkları bir hazırlık yaptılar. Onlar İslâm´ın ve müslümanların işini bitirmeye karar vermişlerdi.

Rasûlullah (s.a.v.) onlarla karşılaşmak için ashabıyla birlikte çıktı. Müşrik topluluğunu görünce kendi kendime şöyle dedim :

« İşte bugün geçmişte Rasûlullah (s.a.v.) Efendimize yaptığım bütün düşmanlıkların kefaretini ödeyeceğim. Peygamber Efendimiz benden; Allah´ın ve kendisinin hoşnut olacağı şeyleri görecek».

İki topluluk karşılaştı ve müşrikler müslümanları bozguna uğrattılar. Müslümanlar Peygamberin etrafından dağılmaya başladılar. Neredeyse yenilmek üzereydik.

Peygamber Efendimiz ise, doru renkli atının üzerinde sanki yıkılmayan bir dağ gibi savaş alanının ortasında kalmıştı. Kılıcını kınından çıkararak. kendini ve kükremiş aslanlar gibi etrafında çarpışmakta olanları müdaafa ediyordu. İşte o anda kısrağımdan atlayıp kılıcımın kınını kırdım. Allah biliyor, Rasûlullah Efendimizin (s.a.v.) önünde ölmek istiyordum. Amcam Abbas, Peygamber Efendimizin atının yularını tutmuş, yanında duruyordu.

Ben de öbür tarafta yerimi aldım. Sağ elimde kılıcımla Rasûlullah (s.a.v.)’ ı koruyor, solumla da üzengisini tutuyordum.

Hz. Peygamber benim gösterdiğim gayreti görünce, amcam Abbas´a :

« Bu kim » dedi. O da :

« Bu senin kardeşin ve amcaoğlun Ebu Sufyan İbnu´l-Haris´tir. Ona kızma artık ya Rasûlallah!» dedi. Rasûlüİlah (s.a.v.) :

« Tamam. Allah onun bana yaptığı bütün kötülükleri affetsin » dedi.

Rasûlullah’ ın (s.a.v.) benimle barışmasından dolayı adeta uçuyordum. Üzengideki ayağını öptüm. Bundan sonra bana dönüp şöyle dedi:

« Kardeşim! Yürü, dövüşmeye devam et».

Rasûlullah´ın (s.a.v.) sözleri benim duygularımı coşturdu. Müşrikleri yerlerinden oynatan bir saldırıya geçtim. Diğer müslümanlar da benimle birlikte saldırıya geçtiler. Nihayet onları bir fersah kadar geri püskürtüp her tarafa dağıttık.

Ebu Sufyan, Huneyn´den İtibaren Peygamber Efendimizin onunla barışması ve konuşması sebebiyle hayatını memnun bir şekilde geçirdi. Ama Rasûlullah (s.a.v.) ile olan geçmişinden utandığı için bir daha gözlerini kaldırıp onun yüzüne bakamadı.

Ebu Sufyan cahiliyyede Allah´ın nurundan uzak ve O’ nun kitabından mahrum olarak geçirdiği kara günlerden dolayı pişmanlık duyuyordu. Bunun üzerine, ayetlerini gece gündüz okumak, hükümlerini anlamak ve öğütlerinden ders almak üzere Kurân’ a sarıldı.

Dünyadan ve içindekilerden yüzçevirip, bütün organlarıyla Allah´a yöneldi. Bir defasında Rasûlullah (s.a.v.) onu mescide girerken gördü ve Hz. Aişe´ye :

« Bunun kim olduğunu biliyor musun, Aişe » dedi. Hz. Aişe « Hayır, ya Rasûlallah!»

« O, amcaoğlum Ebu Sufyan İbnu´l-Haris´tir. Bak, mescide ilk defa o giriyor ve en son o çıkıyor. Gözünü de ayağının ucundan ayırmıyor».

Rasûlullah (s.a.v.) vefat edince, Ebu Sufyan İbnu´lHaris ona, annenin biricik yavrusuna üzüldüğü gibi üzüldü. Sevgilinin sevgiliye ağladığı gibi ağladı. Üzüntü, tasa, hasret ve inleme dolu güzel bir mersiye söyledi.

Hz. Ömer´in Halifeliği zamanında Ebu Sufyan ecelinin yaklaştığını farkedip kabrini kendi eliyie kazdı.

Bunun üzerine üç günden fazla geçmeden ruhunu teslim etme anı geldi. Sanki o, ölümle randevulaşmıştı. Hanımı ve çocuklarına dönüp şöyle dedi.

« Benim için ağlamayın. Vallahi, müslüman olduğumdan beri hiç günah işlemedim…» Bundan sonra temiz ruhunu teslim etti. Namazını Hz. Ömer´ul-Faruk kıldırdı. Hz. Ömer ve Sahabe-i kiram onun ölümüne çok üzüldüler. Ölümünü, İslâm´ın ve müslümanların başına gelen büyük bir bela saydılar.[2]

——————————————————————————–

[1] Allah´ın Rasûlü Hz. Muhammed (s.a.v.)

[2] Ebu Sufyan İbnu´l-Haris hakkında geniş bilgi için aşağıdaki eserlere bakınız:

1- El-İstiab, IV/83

2- EI-İsabe, İV/90

3- Sıfetu´s-safve, 1/519 (Haleb baskısı)

4- İbnu´l-Esîr,el-Kâmil) 11/164

5- İbn Hişam, es-Sîretu´ıvnebeviyye, H/268 ve fihristlere bakınız

6- Tarîhu´t-Taberî, II/329

7- E!-Bidaye ve´nnihaye, İV/287

8- Et-Tabakatu´l-Kubra, İV/51

9- Tabakatu fuhuli´ş-şuara, s. 2-6

10- Nihayetu´l-ereb, XVII/298

11- Siyeru a´lami´n-nubela, 1/137

12- Duveîu´f-İslâm, Ü/36

13- Maa´r-raîîi´l-evyef, s. 104

Dr. Abdurrahman Re fet el-Bâşâ, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 1/216-222.

By | 2015-05-17T18:10:12+00:00 Pazartesi, Aralık 8, 2014|Hayat-üs Sahabe|

About the Author:

Siz de fikrinizi belirtin