Acaba O da Seviyor mu?

Ana sayfa » Acaba O da Seviyor mu?

Acaba O da Seviyor mu?

Efendim Hz.leri (Beylerbeyi Bayburdî)’nin destinden tutuşumun ilk yılıydı. Ailemden ötürü sohbetlere gidemeyeceğimi düşünüyordum; ama Efendim himmet ediyor ve her hafta kapısına koşuyordum Efendimin.

Bir gün kendime sordum “Acaba Efendim beni seviyor mu?” diye. Kendi içimde hiçbir düşünce, hiçbir söz beni tatmin etmiyordu. Allah (c.c.), Hz. İbrahim için nasıl meleklerini aradan çekip ateşe “Serin ve esenlik olması” için kendi emrini verdiyse, acaba diyordum Efendimi de böyle celp edebilir miyiz? Ondan duymak… Bir gün sohbetlerinde buyurdular ki: “Bana, Abdurrahim Efendi’min beni sevdiğini ihvanlar hep söylerdi ve hiçbirine de itibar etmezdim. Çünkü kendim duymak isterdim.”

Sohbetlerinde bunu duyduktan sonra ıstırap günleri, haftaları, ayları başlamıştı. Efendim bu sözünden sonra zahiri ilgisini kesmişti sanki benden. Sohbetlerinde bazen 10 öğrenci yan yana oturuyorduk. Yanımdaki 9 ihvan kardeşime hâllerini soruyorlardı; ama o güzel gözbebekleri benim vücuduma değmiyordu bile. Kendimi unutulmuşluk gibi bir gaflete düşürdüm. Hâşâ, unutmak bizlere mahsustu! Aklım almıyordu; ama gönlüm çıldırıyordu resmen. Nefesim öyle daralıyordu ki yeryüzü onca genişliğine rağmen öyle dar geliyordu ki… Ağlamak, artık refleksti. Günler günleri kovaladı. Kendimi artık taş kesilmiş bir put gibi hissediyordum.

Bir cuma günü kampüste yemekhanedeydik.

Yemeğimi almış, yalnız bir köşeye çekilmiştim. Yemeği resmen zayi edip bırakıyordum günlerdir. Birden kızlı, erkekli sınıf arkadaşlarımdan yaklaşık 10-15 kişi oturdular masaya. Ağlamamak için dişlerimi sıkıyordum. Gene aklıma geliyordu ki: “Biz Kulumuza şah damarından daha yakınız.” Tamam da Efendim, neredesin diyordum, neredesin? Sofradan ne aldığıma bakmadan kaşığı ağzıma götürdüm ve yutkundum. Yalnız bir gariplik vardı. Nefes almaya çalıştım; ama göğsüm bile oynamadı. Yemek soluk boruma kaçmıştı; fakat ben neden bu kadar sakindim ki? Nefesimi alıp veremeyince kaşığı usulca masaya bıraktım. Saniyeler geçiyordu artık, yemekhanenin duvarları renk değiştirmeye başlamıştı gözlerimde. Niyeyse hiç bağırmak gelmiyordu içimden. Yüzümü ellerimle kapadım. Biraz sonra öleceğimden emindim ve son düşüncelerimdi. Ne ölüm ne cennet ne de cehennem… İçimden dedim ki: Ya Rabbi! Keşke Efendimi bir kere daha görebilseydim.

Nasıl bir şeydi, bu güç nasıldı? Her şey unutulduğu anda nasıl da kendinden söz ettiriyordu o yürekte? Daha bu, gönlümden geçer geçmez sanki bir el boğazımdan girdi ve beni rahatsız eden nesneyi çekti. Kendime geldiğimde ayağa fırlamış, sanki cezbeye gelmiş gibi haykırıyordum. 500 kişilik yemekhanede çıt çıkmıyordu. Masamda oturan arkadaşlarım ağızları açık, şaşkınlıkla bakıyorlardı ne oldu diye ve gene ağlıyordum; ama bu sefer sevinçten. Biliyordum, tabii, biliyordum benimle olduğunu, beni sevdiğini… O sevmeseydi ben nasıl sevebilirdim ki onu? Evet, “O, kuluna şah damarından daha yakındı” ama kuluna!
Ben daha kul olmadan hissetmek istemiştim. Bir yandan hıçkırarak ağlıyordum, bir yandan yemek tepsimi bırakıyordum. O ara yemekhanede gülenler, elleriyle deli işareti yapanlar…

Bir an evvel yarın olsun istiyordum, cumartesi olsun. Hem mahcuptum hem de ayaklarım yere değmiyordu sanki sevinçten. Biliyordum, yarın Efendim bana bir şey söyleyecekti. Cumartesi oldu. Efendim teşrif etmek üzereyken giydirmek için Efendimin cübbesini aldım. Dışarıdan ses gelmişti. Efendim içeriyi teşrif etmek üzereydi. Kafamı girişteki duvara yasladım, kalbim yerinden çıkacak gibiydi, Efendim teşrif etti ve aslan postunu giyindi. Efendim, sağ elini hafifçe kaldırıp sol eliyle, sağ kolunun altlarını işaret ederek dönüp bu kölesine buyurdular ki: “Bak beyim, isterse bir mürşid-i kâmil, bir müridini Azrail’den 40 yıl boyunca koltuğunun altında saklar.”

Amenna. Yazarken bile aynı gözyaşları akıyor himmetlerinizle. Siz nasip etmeyeceğiniz bir şeyi hayal ettirmezsiniz Efendim, biliyorum. Allah, sizin gönlünüzdekileri ihvan kardeşlerime nasip etsin. Beni de kapınızdan ayırmayın.

By |2018-06-28T22:29:07+00:00Salı, Eylül 16, 2014|Hatıralar|

About the Author:

Siz de fikrinizi belirtin