Hz. Selmanı Farisi (Radıyallahü Anh)

Ana sayfa » Hz. Selmanı Farisi (Radıyallahü Anh)

Hz. Selmanı Farisi (Radıyallahü Anh)

“İlim çoktur, ömür kısadır. O halde tuttuğun dini yoldan sana gerekli olanı al, kalanını bırak.”

“Öleceğin zaman, şu hallerin biri içinde öl! Hac yolunda… Allah için savaşta… Rabbi’nin mescidini tamir ederken… Gücün yeterse bunları yap!”

“Bir sıkıntın olduğunda Rabbi’ni an, bir hüküm vereceğin zaman Rabbi’ni hatırla, bir pay dağıtacağın zaman Rabbi’ni aklına getir.”

“Üç şey beni güldürür, üç şey de ağlatır:

Ölüm peşinden geldiği halde dünya için uzun emeller besleyenlere, devamlı murakabe altında bulunan gafillere, Rabbinin rızasını mı, yoksa gazabını mı kazandığını bilmeden kahkaha ile gülenlere gülerim.

Rasulullah efendimizin arkadaşlarının ileri gelenlerinden. Silsile-i aliyye adıyla bilinen veliler silsilesinin ikinci halkasını teşkil eder. Aslen İranlı olup, İsfahan yakınlarında Cey köyünde doğmuştur. Mabeh bin Buzahşah olan ismini, Rasulullah efendimiz, Selman olarak değiştirdiler.”Farisi(İranlı)” nisbesiyle birlikte Selman-ı Farisi adıyla anıldı. Selmanü’l Hayr lakabı ve Ebu Abdullah künyesiyle tanındı.655 senesinde vefat etti.

Babası Buzahşah oğluna kendi mecusi inançlarını eksiksiz öğretip evde devamlı yanan bir ateşe secde ile ibadetini yaptırırdı.

Selman- Farisi gençlik çağına gelince yakınlarındaki kilisedeki rahiplerin ibadeti dikkatini çekti. Onların görünmeyen bir Allah’a ibadet etmelerinin, ateşe tapmaktan daha üstün olduğunu anladı. Babası onun Hıristiyanlığa olan meylini öğrenip elini kolunu bağlayarak eve hapsetti. Fakat o, davasından vazgeçmeyip bir kervanla Şam’a gitti.

Orada Hıristiyanlığı öğrendi ve kilisede hizmet etmeye başladı. Amuriye’de kendisine hizmet ettiği zattan kendisine yeni birini tavsiye etmesini isteyince

“Vallahi şimdi böyle bir kimse bilmiyorum. Fakat ahir zaman Peygamberinin gelmesi yaklaştı. O, Arapların arasından çıkar, vatanından hicret edip, taşlık içinde hurması çok bir şehre yerleşir. Hediyeyi kabul eder, sadakayı kabul etmez, iki omuzu arasında nübüvvet mührü vardır.” Diyerek Rasulullah efendimizin hususiyetlerini saydı.

Selman-ı Farisi bu işaret üzerine Arabistan’ a gitmek için hazırlık yaptı. Fakat kervancılar ihanet ederek onu bir Yahudi’ye köle olarak sattılar. Yeni sahibiyle Medine ‘ye gitti. Ahir zaman Peygamberini beklemeye başladı.

Bir gün Peygamberimizin haberini duydu ve bir miktar hurma alıp hemen Kuba’ya vardı. Peygamberimizin yanına varıp bu hurmaları sadaka getirdim dedi. Peygamber efendimiz hurmayı ashaba ikram etti fakat kendisi yemedi. İçinden işte birinci alamet dedi. Daha sonra götürdüğü hurmaları hediye olarak takdim etti ve efendimizin yemesi üzerine işte ikinci alamet dedi.

Daha sonra peygamberimizin yanına varışında bir cenaze defnediliyordu. Peygamber efendimiz onun muradını anlayıp gömleğini kaldırdı. Nübüvvet mührünü görür görmez varıp öptü ve ağladı. O anda Müslüman oldu.

Peygamber efendimiz onu Hazreti Ebu Derda ile kardeş yaptı. Hendek savaşından itibaren bütün gazalara katıldı.

Müminlerin annesi Hz. Aişe (r.a) şöyle buyuruyordu:

“Birçok geceler, Selman ile Resulü Ekrem (S.A.V) yalnız kalırlardı. Hatta bu geceler ezvacı tahirattan hiç kimse Resulü Ekrem (S.A.V)’in hizmetine girmezdi.”

İnancında o kadar sağlamdı ki, kısa zamanda bizzat Resulullah (s.a.v)’ tan yakınları arasına alındığı müjdesine kavuştu. “Selman, bizim efradı ailemizdendir. Ehli beytten sayılır.”

Enes b. Malik’in (r.a) rivayeti ile yine Resulullah: “Cennet üç şahsa müştaktır: Ali, Ammar ve Selman” buyurdu.

O kadar sade giyinirdi ki köleliğinde ne kadar basit giyinmiş ise Medain valisi olduğu zaman da aynı hal ve şekilde devam etmiş. Elbisesi alelade bir aba, bir gömlek, bir şalvardan ibaretti. Hatta Medain’ de İranlılar valiyi bu kıyafetle görünce çocuklar birbirine: “gurk amed, gurk amed (kurt geldi kurt geldi)” diye hayretle bağırarak çağırıyorlardı.

O kadar cömertti ki gelirinden bir şey almaz dağıtırdı. Ve ancak eli ile kazandığını yemek âdeti idi.

Evi yoktu, gölgeleri takip eder, oturur, dinlenirdi.

Hizmetçisini bir işe yollayınca hamuru kendisi yoğurur; “Ona iki vazifeyi birden veremeyiz” derdi.

İnsanlardan sadaka almazdı, çok çekinir, hatta fakirlere bile sadaka kabul etmemelerini tavsiye ederdi.

Derdi ki: “Allah Resulü (S.A.V) bize ant verdi ve şöyle buyurdu: “Her birinizin taşıyacağı dünyalık, bir yolcunun taşıyacağı azık kadar az olsun.”

Derdi ki: “Şunlara şaşılır; dünyaya hırsla sarılır ama ölüm onu arıyor, unutmuş ama unutulmuş değil, güler ama bilmez ki Rabbi ondan razı mı değil mi?”

Hz. Osman’ın hilafeti zamanında vefat etti. H. 35 M. 655

Mübarek hilyeleri: Buğday renginde, esmer ve uzun boylu idi.

By |2015-01-06T19:07:14+00:00Salı, Ocak 6, 2015|Silsile-i Şerif|

About the Author:

Siz de fikrinizi belirtin