EN SEVGİLİ ZEVCE

Ana sayfa » EN SEVGİLİ ZEVCE

EN SEVGİLİ ZEVCE

cole_inen_nur

(Çöle ve Bütün Zaman ve Mekana)

Ve Ayise
EN SEVGİLİ ZEVCE
Âyise-i Sıddîka… Babası Sıddîk kendisi Sıddîka… Doğru, bağlı, doğrulayıcı ve bağlanan… Lâkabı da Humeyra… Hafif al karışık beyaz yüzlü kadın… Çocuk denilecek yaşta Kâinatın Efendisine nikâh edildi. Çocukluktan çıkar çıkmaz zifafa girdi ve en genç çağında Allah’ın Sevgilisinden dul kalıp yarım asra yakın bir zaman onsuz yaşadı ve bütün bütüne Allah’a bağlandı. Kendisini İslâmdan sonra idrak ettiği için şu sözdeki saadete ermiş insan:
— Ben yakınlarımı bildim bileli onları müslüman buldum.
Amr bin-ûl-Âs, Kâinatın Efendisine sordu:
— Dünyada en çok sevdiğin Kimdir?
— Âyise…
Büyük ve Temiz Hatice’de farika, sevmek, hudutsuz sevmek… Âyise’de de sevilmek… En çok sevilmek… Böyleyken Hatice de sevildi… Ve Âyise, yine hudutsuz, sevdi. Allah Resulünün Allah’a yalvarış:
«— Yarabbi; zevcelerim arasında elimden geldiği kadar eşitlik gözetiyorum; ama kudretim dışında olan halden affına sığınırım.»
Ve bu Âyise’de, ruhundaki kadınlık zerafetinin, bütün noz edalariyle tecellisine yol açtı.

DİRAYET VE ZERAFET
Âyise’nin zerafetî, dirayetinin; dirayeti de zerafetinin içinden tüter. Bu hassalarıyledir ki, Peygamberler Peygamberinin en mahren yakınlığına eristi, peygamberlik tavrının en ince tecellilerini gördü ve onları ölçüleştirdi. Nadir kadında görülmüş bir zekâ hiddeti ve idrak cehdi taşıdığı ve Kâinatın Efendisine ait nuru en yakından kucakladığı için, zerafeti bir naz edası içinde her şeye dikkat eder, her şeyi sorar, inceler, anlamak isterdi. Bir gün, insanları cennete götürecek keyfiyetin, onların amelleri değil, Allah’ın rahmeti olduğuna dair hadisi, sahibinden sordu:
— Ey Allah’ın Resulü; senin amellerinde mi seni cennete götürmez?
— Allah’ın rahmeti yetişmezse götürmez. Daha nelere, nelere kadar dikkat…
Hadislerin birçoğu, temel kurucu mukaddes ölçüler, Hazret-i Âyise rivayetiyle gelir. Bir gün, çocukluğunda, arkadaşlarıyle karınca oyunu oynuyor. Yanlarından Allah’ın Resulü geçiyor. Karıncalar içinde bir de kanatlı at… Allah’ın Resulü soruyor:
— Bu ne, Âyise? At…
— Kanatlı at olur mu hiç?
Resullerin Resulü, o yasta bu dikkat, hafıza ve kıyas kuvveti karsısında tebessüm buyuruyorlar.
— Hazret-i Süleyman’ın atları kanatlı değil miydi?
Âyise’nin dirayet ve zerafeti mizacındaki bazı taşkınlıklar, İnsanlığın Tacı tarafından daima düzeltiliyor, gerçek ölçüye irca ediliyordu. Mukaddes Zevciyle iki asil at üzerinde yarıs ettiği bile oldu. Bir gün Allah Resulünün:
— Ölürsen seni ellerimle teçhiz ve tekfin eder ve sana dua ederim.
Sözüne:
— Öleyim de benim hücreme yeni bir zevce getiriniz, öyle mi?
Diye karşılık verdi ve İnsanlığın Nurunu güldürdü. Bu hududa kadar varan naz ve zerafet…

FAZİLET VE HİKMET
Hücrelerinde sabahlara kadar Allah’ın Sevgilisiyle ibadet… Peygamber Mescidinde namaz kılarken, Âyise yine topyekûn Kâinat İmamının arkasında, fakat hücresinde ve tek basına…
Teyemmüm âyeti, yine seferde, yine gerdanlığın aranması yüzünden, sahabîlerin susuz bir noktada beklemeleri üzerine nazil oldu. Âyise’nin küçük bir dalgınlığı yüzünden Müslümanlık muazzam bir nimete kavuşuyor, kolaylığa eriyordu.
Ölüm döşeğindeyken, kendisini taşkın çapta metheden İbn-i Abbas’a:
— Beni bu gibi senalardan affet! Diyecek kadar faziletli…
Allah Resulünün irtihalinden sonra her gün oruçlu ve her ân ibadette… Uhut’ta belâ ve imtihan günü, yaralılara su tasıdı, Allah Resulünün irtihallerinden sonra da bu cesaret, hamiyet ve sefkat seciyesini her ân ısıldattı. Peygamberler Peygamberinden sonra O’nun sahabî-lerine yapısanlara verilen bir isimle «Tabiin» den İshak, âmâdır ve Hazret-i Âyise onu her kabul edisinde basın» örter. Bir gün bu vaziyeti hisseden İshak:
— Ben körüm! Hiçbir şey görmüyorum! Benden de mi saklanıyorsun?
Diye sorunca:
— Sen beni görmüyorsun ama, ben seni görüyorum. Cevabım verecek kadar dirayetli, zerafetli, hikmetli ve faziletli Âyise…

Ahzap, yahut Hendek
HİZİPLER
Ahzap, hizipler, kümelesmeler… Bu muharebe, Alllah’ın Resulüne karsı, küfrün hizip hizip, küme küme birleşme ve hep birden harekete geçme tecrübesi… Bütün mevcutlariyle bir araya gelip son kozlarını oynayacaklar. Ve bu küfürden gelen nihaî taarruz olacak… Bu yüzden, harbin bir ismi Ahzab… Hicretin Besinci Yılı, Şevval ayında… Sinsi küfür (Medine Yahudileri), Unut Muharebesine rağmen hiçbir netice alamayan saldırgan küfüre (Mekke müşriklerine) elini uzattı ve dedi ki:
— Birleşelim, önden ve geriden Müslümanların üzerine çullanalım ve onları kökünden kazıyalım ki, rahat nefese kavusabilelim. Bize uzanacak bütün elleri de beraberimize alalım!
Baska kabilelere de kundak soktular… Hepsinin basına Ebu Süfyan geçti. On bes bin kisilik bir ordu kuruldu. Hâdise tamamiyle Yahudi eseri… İslâmı, gelisme çığın olan ikinci devresinde, bütün kuvvetleriyle bir araya gelip boğmazlarsa, bir daha hiç bir sey yapamayacaklarını anlamıslardır. İman vecdinin tam zıddı dalâlet Fhtirasiyle sanki yırtınmaktadırlar:
— Kalkın ey küfür ehli, mahvolmak üzereyiz! Kümleselim?

HENDEK
Küfrün bütün niyet ve tabiyesi, Allah Resulünün gözleri önünde… «Altun Silsile»nin Ebu Bekr’den sonraki büyük halkası, tâ İran, Sam yoluyla Medine’ye; Mecusîlik, Hristiyanlık geçitlerinden de İslama gelen Selman-ı Farisî Hazretleri, Allah Resulünün huzuruna çıktı:
— Ey, Allah’ın Resulü! Küfrün bu birlik hücumuna karsı ilk tedbiriniz müdafaa harbi olmalıdır. Bunun için de Medine önlerine geniş bir hendek kazalım; hendeğin içinde ve gerisinde kendimizi koruyalım. Benim memleketim olan Fars diyarında usul budur.
Allah’ın Resulü bu fikri pek beğendiler ve hemen hendek kazılmasını emir buyurdular. Bu yüzden de muharebenin ikinci ismi Hendek… Binlerce Müslüman, ellerinde kazma ve kürekler hendek içinde çalısıyorlar. Kimi kazıyor, kimi toprak atıyor. Allah’ın Resulü de beraber… O da yeri kazıyor ve toprak tasıyor. İnsanlığın Tacı, hem kazma vuruyor, hem de Abdullah bin Revâha isimli sairin su mısralarını okuyorlar:
«Nimet bu dünyada değil, ötelerde.
«Yârabbi, Ensar ve Muhacirlere sen acı!»
Sahabîler de aynı isi yaparken, su mısralarla cevap veriyorlar:
«Biz o kimseleriz ki Muhammed’e bağlandık;
«Ömrümüz boyunca izinde cihad etmek üzere.»
Bir sahabî:
«— Ahzab gazasında Allah’ın Resulünü gördüm. Toprak tasıyorlardı. Mübarek göğsünün tüylerine toprak dolmustu.»

İLK İKİ MUCİZE
Hendek kazılırken karsılarına kocaman bir kaya çıktı. Kazmalarının ucunda da kıvılcımlar… Kayayı yerinden oynatmaya ve parçalamaya imkân yok. Allah’ın Resulü ilerledi, kazmasını kaldırdı ve indirdi. Kocaman kaya tuzla buz… Cabir:
«— Allah’ın Resulü kazmasını indirir indirmez kaya yumusak bir kum yığını haline geldi.»
Yemeksiz kalındı. Cabir Hazretlerinin zevcesi tarafından hazırlanan on, onbes kisilik yemeği,
henüz tencerede iken, basına Kâinatın Efendisi geçince, gelen yedi, giden yedi, bitiremediler. Bin kisi doydu.

DÜŞMAN
Kazılması yirmi gün süren hendeğin önünde, birdenbire düşman… Muhacirlerin sancağı Zeyd bin Hârise’de, Ensarın sancağı Saad bin Ubade’de… Tam üç bin müslüman cengâver… Fakat en tehlikeli düşman Medine çevresinde… Benî Kurayza Yahudi kabilesi… Kazılan hendek, karsıdan gelen kâfirlere engel… Ya arkadakiler ne olacak? Dısarıdan gelenler, kalbleri bir anda ceylâna dönmesi mümkün kaplanlar… İçeridekilerse, olduğundan baska hiçbir seye istidadı kalmamıs yılanlar… Alla’ın Resulüne ahidleri olduğu için simdilik hareketsiz duruyorlar. Amma? Allah’ın Resulü, boyuna gerilere adam gönderip Benî Kurayza’nın hâlini teftis ettiriyorlar. Görünürlerde bir sey yok. Amma? Nitekim küfür ordusundan içerilere sızdılar ve o âna kadar hiçbir hareket göstermeyen, sepetlerinde çöreklenip kımıldamayan ve neticeyi kollayan bu yılanları dürtüklediler. Kafalar uzanmaya basladı. İste belânın en büyüğü! Önde ve arkada düşman… Medine içinde de, sahabîlerin müdafaasız evleri,
zevceleri ve çocukları… Münafıklar hemen kendilerini gösterdi:
— Muhammed bize Fars ve Rum illerinin fethedileceğini vaadetmisti. Hale bakın ki, simdi evimizin damı altında bile selâmetten uzağız!
Ruhlara bir bulanıklıktır çöktü. Samimilerden bile, cepheyi bırakıp kendi evini korumak için izin isteyenler oldu. Istırap büyük…

Âyet meali:
«— Ân o demi ki, münafıklar ve kalbleri zayıf olanlar derlerdi ki: Allah ve Resulü bize bâtıl vaatlerde bulundular.»
Yine büyük bir imtihan… Allah’ın Resulü ellerini ve yüzünü semalara kaldırmıs…

OK CENGİ
Cepheden gelen düşman hendeğe kadar yanastı. O zamana kadar hiç görmediği bu tarz karsısında da sasırıp kaldı. Gayesi, sert bir toslamayla İslâm cephesini ezip hemen Medine’ye girmekti. Hendek boyunca dolu dizgin kostular, fakat bir geçit noktası bulamadılar. Karsılıklı bir ok çengidir basladı. Havada gidip gelen okların çekirge bulutu,.. Düşman atlı hücuma kalktı. Hücum ok yağmuru altında kırıldı. Atını zıplatıp hendekten atlamak isteyen kâfir, hendeğin içine düştü, ezilip gitti. Gizlice hendeğin içinde yol bulan bir grup da Hazret-i Ali, Zübeyr ve arkadaslarının kılıcından geçtiler. Bir ok, Saad bin Muaz Hazretlerine değüi ve büyük sahabîyi can evinden yaraladı.

ÜÇÜNCÜ MUCİZE
Önü korumak, arkayı korumak derken, Allah’ın Resulü sahabîier demetinin en sağlamlarından yalnız üç yüz kisi arasında kaldılar. Önde düşman, arkada düşman ve günlerdir süren muhasara… Huzeyfe:
«— Bu vaziyet karsısında, dizlerimin üstüne çökmüs, melûl oturuyordum. Allah’ın Resulü yanıma geldiler. Gidip Kureyş saflarından bir haber getirmemi emrettiler ve dua buyurdular. Kalbimde ne kadar sıkıntı varsa bir anda uçup gitti. Karanlık ve rüzgârlı geceydi. Müslümanların en dertli gecesi… Çıktım; kâfirlerin arasına karıştım. Oraya vardığım zaman görülmemiş bir rüzgâr beni uçurmaya başladı. Dönmeye mecbur oldum. Yolda birtakım atlılar gördüm. Bana bağırdılar: Çabuk Allah’ın Resulüne haber ver: Allah kâfirlerin hakkından geldi. Peygamber Duası:
«— Ey kitap indiren Allah’ım… Ey her şeyi hemencecik gören Rabbim.. Müşriklere ve yahudilere bozgun ver, aralarına zelzele ve ıstırap düşür; durmayıp gitsinler.»
İşte o gece Allah Sevgilisinden Arsa yükselen dilek… Bu duadan sonra, Allah Resulünün ellerini açıp şükrettiği görüldü. Ve arkasından korkunç rüzgâr çıktı.

RÜZGAR
Bir rüzgâr ki, kum denizinin dibine kadar islemekte, çölü okyanus dalgalarıyle kabartmakta… Çadırlar devriliyor, çadır kazıkları sökülüyor, her şey uçuyor. Yemek kapları ve kazanlar
yuvarlanıyor, atlar boşanıp şahlanıyor, develer acı acı bağırıyor: Ebu Süfyan haykırıyor:
— Ey Kureyş topluluğu!., buracak zaman değil… Atlarımız ve develerimiz kırıldı, gitti.
Eşyamız birbirine girdi. Kim bilir daha basımıza ne gelecek? Hemen dönelim! Beklemekte netice görmüyorum! Ben dönüyorum! Ebu Süfyan devesine zıplayıp o kasırganın önünde bir yapraktan farksız, Mekke istikametine daldı. Arkasında bütün küfür ordusu… Koşar adım, uçar adım…
Âyet meali:
«— Biz onların üzerine rüzgâr saldık ve gözlere görünmez asker gönderdik.»
Kaçan düşman istikametinde rüzgâr, rüzgâr… Gerilerde de, apışan, donan, yalnız ayaklandığıyle kalan ve bir şey yapamayan Benî Kureyza Yahudileri…

HAİN
Gerilerin haini Kurayzalılar ayaklandıktan; Medine içine kadar girdikten ve Allah Resulünün tedbirleriyle fazla bir şey yapamadan bütün niyetlerini belli ettikten sonra, küfür ordusunun
çekilmesiyle birdenbire sindiler ve bölgelerine gidip kalın duvarların arkasına çekildiler. Allah’ın Resulü, Hazret-i Âyise’nin hücresine gidip kılıcını astı. Hitap Melekten:
— Sen kılıcını asıyorsun ama, melekler, silâh elde bekliyor. Lâhza geçirmeden Kurayza üzerine yürü!
Hemen sokak sokak nida:
— Muharebede ibadeti kazaya kalanlar namaza durmayın! Hemen herkes toplansın! Namaz, toplu olarak başka yerde kılınacak!
Herkes toplandı. Kurayza muhasara edildi. Namazlar orada kılındı. Yirmi gün süren muhasara… Benî Kurayza büyükleri, Allah’ın Sevgilisine haber gönderdiler:
— Saad bin Muaz hakem olsun… Ne derse makbulümüz…
Saad ağır yaralı… O vaziyette, yardımla, Allah Resulünün huzuruna çıktı.
— Saad, seni hakem tutuyorlar. Söyle, bu insanlar hakkında hükmün nedir?
— Hükmüm sudur ki, ey Allah’ın Resulü; bütün malları alınsın, çocukları ve kadınları esir edilsin, erkekleri de bastan basa kılıçtan geçirilsin. İnsanlığın Ufku buyurdular:
— Allah’ın hükmüyle hükmettin, yâ Saad!..
Benî Kurayza’dan yediyüz erkek öldürüldü. Kadınlar ve çocuklar esir edildi. Reyhan isimli cariyeyi Allah’ın Resulü, kendi hizmetlerine ayırdılar. Benî Kurayza mallarını da hak ölçüsüne göre taksim ettiler. Kurayzaoğullarının, ahitleri çiğnemelerine ve ayaklanmalarına mâni olmak için o kadar çalıştığı halde muvaffak olamayan yüce hakem Saad bin Muaz, aldığı ok yarasının tesiriyle şehit…
Allah’ın Resulü:
— Saad’ın ölümünden Rahmanın Arşı titredi.»
Ensarın büyüğü Saad bin Muaz Hazretlerinin tabutu taşınırken, münafıklar söyleştiler:
— Cenazesi ne kadar hafif! Allah’ın Resulü:
— Melekler taşıyor. Diye cevap verdiler.
Saad’ın mezarı gül bahçesi gibi koktu…

NETİCE
Hizipler harbi de. Allah hizbine karsı bütün toplulukların hiçbir sey yapamayacağından ve ilk olarak yahudi hizbinin belâsını bulmaya başladığından bir nisan oldu. Müslümanların eline birçok ganimet geçti ve İslâm dairesinde birdenbire bir bolluk baş gösterdi. Allah’ın Resulü buyurdular:
— Artık taarruz nöbeti sizin… Bundan böyle Kureyş sizin üzerinize gelemez.
Harbin, vaziyetin, dâvanın bundan sonraki yolun bütün ruhunu billurlaştırmış oluyorlardı.

Sulh ve Siyaset
ALTINCI YIL
Bir yıl geçti. Allah’ın Resulü sahabîlerinin arasında ve fetihler, derinliğine doğru, ruh âleminde… Zâten genisliğine doğru ve madde âlemindeyken de aynı hal!.. Altıncı yılın Muharrem ayında, Muhammed bin Mesleme’yi otuz kişiyle Mekke taraflarına gönderdiler. Bazı fesatçılar basıldı ve aralarından biri esir edildi. Esir, müslüman oldu ve Kâinatın Efendisine:
— Yeryüzünde, dedi; en tiksindiğim yüz, din ve şehir, hep seninkilerdi. Şimdi benim için, senin yüzünden güzel yüz, senin dininden güzel din, senin şehrinden güzel şehir yok…
Maiyetlerinde iki yüz sahabî, birkaç yıl evvel Âsim bin Sabit ve arkadaslarını işkenceyle şehit eden Beni Dihyan üzerine yürüdüler. Düşman dağlara kaçtı ve bir şey yapılamadı.
Hazret-i Ebu Bekr’i atlı bir kesif koluyla Mekke.tarafına gönderdiler ve on dört gün süren bu seferden avdet buyurdular.

Fezâre kabilesinden kırk atlı, Allah Resulünün yavrulu yirmi bes , devesini, baslarında bulunan sahabîyi şehit ederek gasbetti. Allah’ın Sevgilisi bes yüz atlı ile takibe çıktılar. Miktad Hazretlerini önden gönderdiler. Düşman ardçılarına yetisildi ve çoğu biçildi. Develerinden onunu ele geçirdiler. Ayrıca ganimet alındı ve paylasıldı. Bu sefer boyunca bes gece Medine dısında kaldılar.

Ukkâse Hazretleri Mekke yolundan bir noktayı basmaya memur edildi. Düşman bulunamadı. İkiyüz devesi zaptedildi. Muhammed bin Mesieme, on neferle Zilkıssa mevkiine gönderilmisti. Düşman yüz neferle seriye’yi bastı ve sahabîleri bastan basa şehit etti. Mesieme oğlu da yaralı ve şehitlerin arasında baygın… Oradan geçen müslümanlar, Mesieme oğlunu görüp Medine’ye getirdiler. Allah’ın Resulü, Ubeyde bin Cerrah’ı kırk sahabîyle düşman üzerine sevketti. Kâfirler basıldı. Perisan, dağlara sığındılar. Biri esir düştü ve müslüman oldu. Bıraktıkları ganimet zaptedildi.

ZEYD BİN HARİSE EMRİNDE
Zeyd, birkaç seriyeye memur edildi. Eski köle, simdi sahabîlerin en ileri mertebesinde… Zeyd, Medine’den dört konak mesafede Benî Selim kabilesi üzerine gönderildi. Bir kadın kendilerine yol gösterdi. Baskın muvaffak… Yol gösteren kadının kocası da esirler arasında… Allah’ın Sevgilisi, kadını ve kocasını azad ettiler. Yine Zeyd, yetmis sahabîyle, Sam yolundan gelmekte olan bir Kureyş kafilesini basmaya memur. Baskın muvaffak… Ümeyye Oğluna ait bir çok gümüş alındı ve birkaç esir tutuldu. Esirler arasında ve kervanın başında, Allah Resulünün, nübüvvetten evvel büyük kerimesi Zeyneb’i alan ve sonra Bedr’de esir düşüp fidyesiz âzad edilen Ebül-Âs… O güne kadar küfürde ısrar eden Ebül-Âs, Medine’ye getirilince eski zevcesine sığındı. Zeynep, Peygamber Mescidine bakan kadınların kısmından içeriye nida etti ve Ebül-Âs’ı âzad ettiğini bildirdi. Allah’ın Resulü ve sahabîleri de Peygamber kızının teklifine uydular ve hattâ bütüa kervanı, Mekke’deki sahiplerine teslim edilmek üzere Ebül-Âs’a iade ettiler. Ebül-Âs Mekke’de malları tek tek sahiplerine teslim etti ve haykırdı:
— İşte, muradımın bu mallan yemek olduğu sizce zannedilmesin diye-Allah Resulünün huzurlarında İslâmiyetimi açığa vuramadım. Alın mallarınızı ve müslüman olduğumu görün! Allah bir ve Muhammed onun Resulü… Eb-ül-Âs hemen Medine’ye dönerek, garazsız, ivazsız, tâ ruhunun içinden, İslama girdi; tekrar Zeyneb’i aldı ve bu defa gerçek manasıyle Peygamber damatlığına erdi. Birkaç kâfir, Allah Resulünün Rum Kayserine gönderdiği elçisi Dahye’yi yolda soymuşlar. Ve götürmekte olduğu hediyeleri gasp etmişlerdi. Bunun üzerine etraftaki kabilelerden yetişmişler ve hediyeleri soygunculardan alıp Dahye’ye iade etmişlerdi. Allah’ın Resulü haberi alınca Zeyd’i beş yüz askerle vak’a yerine gönderdi. Baskın… Soyguncular öldürüldü ve oymakları perişan edildi. Sonra bu oymaktan İslama gelenler kurtuluşa erdi. Yine Zeyd bin Harise, emrinde bir küçük seriye… Vadi-ül-Kurâ mevkiinde bir sürü müşrikle cenge tutuştu. Birkaç şehit verdi. Kendisi de yaralandı.

HEP ALTINCI YIL SERİYELERİ
Allah’ın Sevgilisi, Abdurrahman bin Avf Hazretlerinr huzurlarına davet ettiler. Sahabînin basını kendi elleriyle sargıladılar ve dediler:
«— Allah’ın izniyle ve Allah için gaza eti Kâfirleri kır, gadretme ve çocukları öldürme!»
Ayrıca emir buyurdular:
— İslama gelirse, rızalariyle, reislerinin kızını kendine nikâh et!
Abdurrahman, bu öğütlerle «Devme-tüc-Cendel» tarafına memur edildi. Gitti, orada üç gün kaldı. Halkı İslama davet etti; reisleri müslüman oldu. Kabilesinden birçok insan da reisi takip etti. Reisin kızı, kendisinin ve babasının gönül isteğiyle Abdurrahman’a vardı. Benî Saad bin Bekr kabilesinin, Hayber Yahudi’lerine yardıma gittiği haberi geldi. Hazret-i Ali, yüz atlı ile arkalarına düştü. Hayber Kalesinin yakınlarında kabileye baskın verildi. Dağlara kaçtılar. Beş yüz deve ve iki bin koyun bıraktılar. Fezâre kabilesinden bir kolun bası, Allah Resulünün önüne türlü engeller çıkaran bir kadın üzerine, Zeyd bin Harise gönderildi. Kadın kızıyla beraber ele geçti. Onu öldürdüler. Allah Resulünün düşmanlarından Hayberli Yahudi Ebu Râfi, Abdullah bin Atîk tarafından öldürüldü. Abdullah, gece, Ebu Râfi’nin hisar içindeki muhitine ve oradan evinin içine süzüldü. Karanlıkta düşmanı çoluk çocuğundan ayırt edebilmek için yüksek sesle:
— Yâ Eba Râfi!
Diye bağırdı. Ve cevabın geldiği istikamete hamle edip kılıcını kâfirin bir tarafına soktu ve öbür tarafından çıkardı. Ebu Râfi’nin öldürülmesinden sonra Hayberli Yahudiler, baslarına Üseyr isimli birini geçirdiler. O da her tarafı fitneleyip Allah’ın Resulüne karsı bir hareket hazırlamağa koyuldu. Abdullah bin Revâha, yanında otuz sahabî, bu işle vazifelendirildi. Gittiler:
— Yâ Üseyr, dediler, Allah’ın Resulü seni görmek istiyor, Hayber ilinin idaresini yine sana verecek… Haydi gidelim!
Kâfir de yanına otuz muharip alıp Abdullah bin Revâha’nın arkasına düştü. Fakat tuhaf şey! Yolda taarruz müslümanlardan gelmedi de Üseyr’den zuhur etti. Yahudilerin reisi birdenbire kılıcına sarıldı; fakat atik davranan Abdullah bin Enis’in bir kılıcıyla, devesinden tepetaklak düştü. Öbür yahudiler de İslâmın kılıcına cevap veremediler.
Allah’ın Resulü buyurdular:
— Allah sizi zalimlerden kurtardı.

KISAS
Allah Resulünün, Allah yolunda tertipledikleri harp ve mücadele inceliklerini kendilerinin de hakkı sanan birkaç kâfir Allah’ın Sevgilisine oyun etmeye geldi. Huzurlarına çıkıp iman etmiş göründüler ve dediler:
— Biz şehirli değiliz. Medine havasına dayanamayız. Koyun ve sığır güdücüleriyiz. Ona göre bir iş ver bize…

Allah’ın Resulü, bunlara, zatî develerinin sütiyle geçinmek lûtfunu gösterdi. Kâfirler, develerin yanına gidince çobanı kıskıvrak bağladılar, gözlerini oydular, öldürdüler ve develeri alıp gittiler. Abdurrahman bin Câbir Hazretleri yetişti, onları tutup getirdi ve kan içici kâfirlere kısas tatbik edildi. Allah’ın Resulü. Medine’de sahabîleriyle oturmakta… Uzaktan bir adam peydahlanıyor. Âlemlerin Fahri, ellerini ona doğru uzatıp buyurdular:
— Şu gelen adam kötülüğe niyetli…
Hemen Üseyd bin Hudeyr Hazretleri yerinden fırlıyor ve adama sarılıyor. Etek altından düsen
koskoca bir hançer… Kâinatın Efendisi, adama hitap ettiler:
— Doğrusunu söyle, kimsin, nesin, maksadın neydi?
— Doğrusunu söylersem bağışlar mısın?
— Evet
— Ebu Süfyan’ın adamıyım. Mekke’den geliyorum. Seni öldürmek için…

Allah’ın Resulü adamı âzad etti ve Seleme ve Amr’ı Mekke’ye aynı isi Ebu Süfyan’a yapmaya gönderdi. Bu iki sahabî, Mekke’de Kureyşlilerce tanındı ve kaçmak zorunda kaldılar. Yolda rast geldikleri kâfiri kırdılar. Ve bir Kureyş casusunu boynuna ip takarak Medine’ye kadar sürüdüler. Ertesi sabah hikâyeyi dinleyen Allah’ın Resulü ince zarif bir tebessümle gülümsediler.

By |2018-06-28T22:27:35+00:00Pazar, Haziran 28, 2015|Genel|

About the Author:

Siz de fikrinizi belirtin