Aşk nasıl anlatılabilir ki? Aslan ile Ceylan Hikayesi

//Aşk nasıl anlatılabilir ki? Aslan ile Ceylan Hikayesi

Aşk nasıl anlatılabilir ki? Aslan ile Ceylan Hikayesi

Aslan ve Ceylan hikayesi

Beylerbeyi Bayburdî Hazretlerinin Aşk sohbetlerinde Aşk’ a misal vermek için anlattığı “Aslan ile Ceylan” hikayesi.

Aşk yolunda müridin mürşidi ile yaşadıklarına, Aşk’ ın nasıl karşılıksız olduğuna ve Aşk ile ilgili cevap verilemeyen sorulara cevap bulacaksınız. Belki de bugüne kadar hiç sormadığınız bir sorunun cevabını bulacaksınız. Acaba böyle bir şey yaşanmış mıdır? diyeceksiniz. Kim bilir belkide…

Aslan, bir ceylan yavrusu yakalamıştı. Ceylanı tam yemek üzereyken o güzel yaşlı gözlerle öyle bir baktı ki ceylan, aslan anında âşık oldu ceylana. Aslan daha önce hiç yaşamadığı bu durumun şaşkınlığıyla gevşetince ceylanı kavrayan pençelerini; ceylan kayıp gitti, pençeleri arasından.

Aslan bakakaldı ceylanın arkasından. Burnunun sızlamasına, gözlerinin sulanmasına ve göğsünün hızlı hızlı atışına bir mana veremedi. Çöktüğü yerden doğrulunca, bacaklarının titrediğini gördü. Ceylanı yakalamak için fazla da koşmamıştı; ama bu titreme, bu yorgunluk nedendi? Gözleri yaşardığından, etrafı çok da iyi göremiyordu. Ormana sis çöktüğü zamanlardaki gibi, her şey puslu görünüyordu gözüne. Dikkatli bakınca her ağacın arkasından aynı ceylanın kendisine baktığını gördü. Koşuyordu; ancak ulaştığı anda kayboluyordu ceylanın görüntüsü. Dakikalarca koştu ağaçların arasında; ama nafile. Tam ulaştığını sandığı an kaybediyordu ceylanı; nefes nefese kalıp çöktü yere çaresizce.

Saatlerce sonra dönmüştü aslan, grubunun yanına. Grubun lideri konumundadır. Dişi aslan ve yavruları geldiler etrafına; ama o hiçbirini görmüyordu. Dişi aslanın cilvelerine de, yavruların onunla oynama isteğine de cevap vermedi ve gruptaki diğer aslanların isteklerini de umursamadı.

Aradan iki gün geçmişti. Hiç hareket etmeden olduğu yerde yatıyordu aç, susuz… Artık avlanmak için de gruba katılmıyordu. Liderlerinden ümitlerini kesen aslanlar, bir sabah onu yattığı yerde yalnız bırakarak uzaklaştılar. Aslan, grubunun kendisini terk edişini umursamaz bakışlarla seyretti. Başını yukarı doğru kaldırdı, masmavi gökyüzü ve bütün güzelliğiyle doğa, artık onun için hiçbir şey ifade etmiyordu. Yine sulandı gözleri. Üst kısmı bilmediği bir acıyla sızlayan burnuyla, etrafındaki çiçekleri kokladı. Çiçeklerde ceylan yavrusunun kokusu vardı. Birden fırladı, kalktı; onu aramalı, bulmalıydı. Bu düşünce onu her geçen dakika hızlandırıyordu. Saatlerce yürüdü. Nihayet bir su birikintisinin yakınında bir ceylan sürüsüne rastladı. Otların arasında birden yere çöktü. Biraz süründükten sonra hızla saldırdı sürüye, sürü ürkmüş, korkuyla kaçışıyordu; bir, iki yavru ceylanı bir pençeyle yere serdi. Aradığının onlar olmadığını görünce, onları bırakıp diğerlerine doğru koştu. Bu durum ceylanların da alışık olduğu bir şey değildi. Onlar da şaşkınlıkla sağa sola koşuşuyorlardı. Nihayet soluğu kesildi aslanın, artık koşamıyordu. Sadece uzaklaşan sürünün arkasından baktı; ıslak gözleri, sızlayan burnu ve çarpan yüreğiyle.

Artık güneş batmış, ay doğmuştu. Dolunay vardı bu gece, dikkatle bakınca ayın ortasında bir şekil oluştuğunu gördü. Bir çift göz… Bu gözler onun, ceylanın gözleriydi. Aslan günler sonra bir aslan gibi kükremek istedi; ama sanki bir ceylan gibi inledi. Birkaç kez sıçramak istedi yukarı doğru. Sanki aya ulaşmak istercesine… Fakat açlıktan güçsüzleşen bacaklarıyla başaramadı bunu. Güçsüz ve hâlsizdi. Çok açtı ve susuz. Gözleriyle etrafını kolluyordu. Ay ışığının yerdeki yansımasını gördü; bu bir su birikintisiydi. Zor da olsa doğruldu, su içmek için yürüdü. Su birikintisine uzandığında, birden adeta irkilerek geri çekildi. Daha önce o suyun üzerinde kendi suretini görmeye alışkındı; ama bu sefer kendisini değil, o ceylan yavrusunu görüyordu.

Uzun zaman gidip geldi; gördüğü görüntü su içmesine engel oluyordu. Neden sonra kayboldu görüntü ve biraz su içebildi. Tekrar dolaşmaya başladı ağaçların arasında. Onu görme ümidi takatsiz vücuduna can veriyordu; birdenbire bir acı hissetti vücudunda. Sanki yüksek bir yerden düşmüşçesine bütün vücudu acılar içinde kaldı. İçinden bir inleme sesi duydu. Bu ses kendisinin değil; o ceylanın sesiydi. İçindeki ses, gittikçe yükselirken, nefesi gittikçe sıklaşıyordu ve vücudunu bir titreme sardı; ona yaklaştığı hissi kaplamıştı bütün benliğini. Artık burnuna da o ceylanın kokusu gelmeye başlamıştı. Başını daha da yaklaştırdı. Yere biraz daha yaklaşınca kırılmış dalları gördü. Bu bir tuzaktı ve o dalların altındaki çukurda ceylan vardı. Dalları pençesiyle çekince kenara, gördü orada günlerdir yana yakıla aradığını.

Çukur oldukça derindi. Çukurun etrafında birkaç tur attı, sonra kendisini bıraktı aşağıya doğru. Yavru ceylan bir kenara büzülmüş, korkuyla titriyordu. Aslan, korkmasını istemiyordu; ancak bir ceylan yavrusunun ondan korkmaması mümkün müydü? Ceylan korkuyla inliyor, çırpınıyor; ama kalkamıyordu. Belli ki tuzağa düşerken incitmişti bacaklarını. Vücudunun diğer yerleri de yaralanmıştı, kanıyordu. Aslan önce pençesiyle onu yere yatırdı, sonra diliyle kanayan yaralarını yalamaya başladı. Ceylan yavrusu korku içinde titriyordu. Ama Aslan bunu öyle bir şefkatle yapıyordu ki ceylan yavrusunun korkusu gittikçe azalıyordu.

Ceylan, birden annesini hatırladı. Annesi bir kaplan tarafından parçalanmadan önce; o, annesinin memesini emerken annesi de onu aynen böyle şefkatle yalıyordu, acıyla inledi yavru ceylan. Artık tamamen teslim olmuştu aslana. İkisinin de gözleri sulanmış ve burunları üzerinde bir sızlama oluşmuştu. Sevgiyle baktılar birbirlerine. Onlar, bunları hissederken bulundukları yerin bir avcı tuzağı olduğunu unutmuşlardı. Neden sonra bir sesle geldiler kendilerine. Tuzağı kuran avcılar sarmıştı çukurun başını. Ellerindeki uyuşturucu iğne fırlatan tüfekleriyle çukurun içini şaşkın bakışlarla seyrediyorlardı. Bir aslan ve bir ceylan, aynı tuzağın içinde birbirlerini, bir anneyle yavru gibi yalıyorsa şayet bunu anlamak onların işi olamazdı. Bunun içindir ki hayretler içindeydiler, neden sonra birisi seslendi: “Vurun aslanı.”

Bütün silahlar aslana doğrultuldu ve ateşlendi. Bir sürü iğne saplandı aslanın vücuduna. Açlıktan zaten kararan gözleri iyice karardı. Birden çukurun içine yığılıp kaldı. Kuyudan alelacele çıkardıkları ceylan yavrusunu arabadaki kafese yerleştirdiler. Aslanı almak üzere tekrar geleceklerdi.

Saatler sonra aslan kendine geldiğinde, bir kafesin içinde buldu kendini. Bir kargo uçağıyla hayvanat bahçesine götürülüyordu. Tekrar kendine geldiğindeyse yine bir kafesin içinde bir hayvanat bahçesindeydi. Olanları anlamaya çalışıyordu; ancak anlayamıyordu. Önünde kocaman bir et parçası vardı, çok açtı; lakin hiç yemek isteği yoktu. Boş gözlerle baktı etrafına. Belli ki ceylanı arıyordu gözleri. Veteriner Hanım, aslan ve ceylanın çukurdaki hâllerini avcılardan dinlemiş ve duydukları ilgisini çok çekmişti. Ceylanın yaralarını tedavi ediyordu. Fırsat buldukça da aslanın kafesine yaklaşıp onu seyrediyordu. Söylenenlere inanamıyordu.

Aslan yine yiyeceğini yememişti. Bu durum kadının aklına bir fikir getirdi. Hayvanat bahçesinin müdürüne aslanın açlıktan ölmek üzere olduğunu söyledi. Bütün verilen yiyecekleri reddettiğini, yemediğini, son çare olarak aslana canlı bir ceylan yavrusu verilmesini teklif etti. Müdür, çaresiz kabul etti. Veteriner Hanım böylece iki gündür süren merakını da giderecekti. Hemen görevliyi çağırdı ve ceylanı aslanın kafesine koymasını istedi. Kendisi de kafesin karşısına geçip merakla seyre koyuldu. Görevli, ceylan yavrusunu kucağında aslanın kafesinin olduğu bölüme soktu. Biraz önce hâlsiz yatmakta olan aslan, onun kokusunu almıştı. Ayağa kalktı, başını kokunun geldiği tarafa çevirdi ve gözleri yine ıslandı.

Görevli, kafesin kapısını dikkatle araladı, ceylan yavrusunu içeri bıraktı ve kapıyı hızla kapattı. Aslan sevgiyle bakıyordu ceylana. O da tanımıştı onu ve korkmak şöyle dursun, sevinçle koştu aslanın yanına. Aslan yalamaya başladı ceylan yavrusunu, yavru da onu. Veteriner hanım hayretler içerisinde seyrediyordu olanları. Onun da gözleri ıslanmıştı. Saatlerce seyretti onları ve mesaisi bitince çıktı.

Aslan, uzandığı yerde yanına yatan ceylan yavrusunun gözlerini seyrediyordu sevinçle. Gözleri, bilmediği bir nedenle gittikçe kararıyordu. Veteriner Hanım sabahı zor etti ve kalkar kalkmaz daha kahvaltı etmeden hayvanat bahçesinin yolunu tuttu; çok heyecanlıydı. İçeri girince hayvanat bahçesinden, hemen aslanın kafesine doğru yöneldi. Kafesin etrafında görevliler toplanmıştı, daha çok heyecanlandı. Görevliler onu görünce toparlandılar, birisi “Aslan ölmüş.” deyiverdi. Veteriner Hanım kafesin parmaklıklarına tutunabildi, çöktü yere.

Aslan ölmüştü ve ceylan yavrusu adeta ona sarılmıştı, ağlıyordu. Bir ceylan yavrusuyla aynı kafesteyken bir aslan, açlıktan ölmüştü. Ceylanı zorla ayırdılar aslandan. Karşı kafese koydular ve bütün görevliler, aslanı çekerek kafesten dışarı çıkardılar. Ceylan yavrusu yaşlı gözlerle baktı aslana. Sonra başını yukarı kaldırdı bir aslan gibi ve bütün hayvanat bahçesi, bir aslan kükremesiyle inledi.

Ahmet ELÇİ

By | 2017-06-19T01:48:14+00:00 Cuma, Eylül 5, 2014|Aşk|

About the Author:

Siz de fikrinizi belirtin