HÜZÜN YILI

//HÜZÜN YILI

HÜZÜN YILI

cole_inen_nur

(Çöle ve Bütün Zaman ve Mekana)

HÜZÜN YILI
Deniz yükseliyor, fakat acı da beraber… Allah sevgilisini bütün insanî desteklerden ayırıyor. Ebu Talib’in arkasından, üç beş gün içinde, Hazret-i Hatice de vefat etti. Peygamberliklerinin onuncu yılı… Bu yılı andıkları zaman, Allah’ın Resulü, şöyle derlerdi:

«— Hüzün yılı…»

Tam yirmi beş yıllık zevce,. O’na bütün ruhunu ve her şeyini veren büyük kadın.. İlk müslüman ve Meleğin bizzat Allah’tan getirdiği selâma nail insan… Namazını bizzat kıldırdılar; ve mesafelere hayat katan gözlerinde yaş, «Hatice-tül-Kübrâ»’nın üstüne atılan kara toprağa uzun uzun bakıp döndüler.

Merkez ve Muhit
FIRSAT
Ebu Talib’Ie Hazret-i Hatice’nin ölümlerini, Kureyş fırsat bildi. Allah’ın Resulüne ve müslümanlara ettikleri cefayı, sinsi sinsi, büsbütün kızıştırdılar. Akıllarınca, müslümanlığı ve müslümanları bir kese içine alıp orada çürütmeye bakıyorlar. Dinin hâd devresini böylece müzminleştirebilirler ve olduğu kadarıyla bırakırlarsa, dâvayı önlemiş olacaklarını sanıyorlar. Allah Resulünün hakikat nuruna bakan gözleriyse dışarlarda… Mekke dışında… Dairenin merkezinden başlayan fışkırıştan sonra muhite atlayıp oradan merkeze dönmek, en tesirli başarı sırrı… Suyu durdurtmaya ve dondurtmaya gelmez. Muhite doğru ilk çıkış tecrübelerini Taife doğru gösterdiler. Yanlarına, eski köle ve ebedî âşık, Harise oğlu Zeyd’i aldılar; ve Mekke’ye birkaç konak yoldaki Taife, orada yasayan Sakîf oymağına gittiler. Tâifliler, Allah Resulünün etrafını aldı. Alık alık bakıyorlar. Kargaların güneşe bakışı gibi.. Kâinatın dayanağı Nur Sütunu bir insan; ve yanında, O’nun zahirî dayanağı sadık arkadaş.. Evet; hiçbir şey görmeden ve anlamadan alık alık bakıyorlar.

— Allah’a inanınız! Ortaksız ve benzersiz Yaradanı ve onun Resulünü doğrulayınız!

Tâifliler, iman etmek söyle dursun, kâinatın dayanağı Nur Sütununun üstüne tas yağdırdılar; karga ağızlarını açtılar ve söğüp saydılar. Muazzez sahabî Zeyd, Kâinatın Efendisini korumak için kendisini hedef verdi ve tepeden tırnağa yaralandı. Bin zahmetle Mekke’ye döndüler. Mekke’de, Kureyş müşriklerinin, Tâif dönüsünden yeni bir fırsat kazanıp yeni bir saldırışa geçmeleri ihtimaline karsı, Adiyyoğlu isimli birine misafir oldular. Derin nüfuzlu ve geniş maiyetli, prens soyundan bir insan olan Adiyyoğlu, Allah’ın Resulünü ihtiramla misafir etti ve bütün tebaasını O’nun etrafına dolayıp, Kâinatın Tacını gözledi. Araplarda gelenek, misafire böyle bir alâka emrediyordu. Hele O’nun gibi bir misafire…

HATİCE’DEN SONRA
Büyük ve Temiz Hatice’den sonra ilk izdivaçları bu sıralarda oldu. Hatice’nin hayatında ikinci bir zevce almayan Allah’ın Sevgilisi, bu sıralarda Hazreti Sevde’yle evlendiler. Ümmetin en büyüğü Ebu Bekr’in kızı Ayise ile nikâhları da bu sırada… Ayise henüz çocuktur ve zifafları ileride olacaktır.

KANDİL ÇEMBERİ
Dışarıdan merkeze dönmenin başlıca atlama noktası, Medine.. Daire muhitinin hâkim noktası Medine…
Tâif tecrübesinin verdiği hazin ders, Allah Resulünün hikmet yuvası mukaddes kalblerine «Medine» ismini büsbütün nakşetmiştir. Mekke’nin şimal garbında, Rum illerine giden yolların kavuşacağı, nazik kilit noktası ileride Peygamber Beldesi ve mücerret (site) mefhumunun canlandırıcısı, mâmur ve feyizli Medine… Her yıl «Sûk-u Ukâz» mevsiminde, panayır vaktinde, Mekke’nin dışına çıkıp yolları, ufukları kollamak, âdetleri… Tesadüf ettiklerine Nuru yöneltiyorlar ve onların kalb aynalarındaki akislere bakıyorlar… Ebedî hayat nurunu, alabilen alıyor, alamayan tepiyor. O devrenin Hac mevsiminde de Mekke’den çıktılar ve Akabe adlı mevki yakınlarında Medinelilerden bir topluluğa rastladılar. Bunlar, Hâşim oğullariyle aralarında uzaktan aile ve kan yakınlığı bulunan Hazreçliler… Sordular:

— Siz kimlerdensiniz?
— Hazreç kabîlesindeniz.
— Şöyle bir kenara otursak da biraz söyleşsek… Hazreçliler, kâinatın dayanağı Nur Sütununun etrafında yer aldılar.
Medinelilere biraz Kur’ân okudular ve davet buyurdular:
— Allah’ın dinine giriniz!
Medineliler ötedenberi yahudilerden duymaktaydılar:
— Peygamber gelecek, vakit yaklaşıyor. Kendi ihtiyarları da söylemişlerdi:
— Mekke’de Fihr evlâdından bir Peygamber gelecek…
Teklif karsısında birbirlerine baktılar; ve o güne dek işittikleriyle o gün gördükleri arasında öyle bir bedahet duygusuna kapıldılar ki, hemen Müslümanlığa can attılar:
— Allah bir; ve sen onun Resulüsün…
Bunlar, Medineli ilkler… Altı kisi:
(r.a)
Bunlar, Allah Resulünün Mekke dışında mukaddes nazarlarını çeken Medine çemberi üstünde altı kandil… Alevi sıçraya sıçraya öbür kandillere geçecek, Medine çemberini bastan basa tutuşturacak, daire muhitini nokta nokta donatacak..
Medine’de başlıca iki kabile:
Hazreç ve Evs… Birbiriyle geçinemiyen bu iki kabileden Hazreçli ilk altı kandil, Evs’i de tutuşturacak ve bütün Medine’yi iman. çemberi içinde sımsıkı kuşatacaktır..
Medinelilere:
— Bir yıl sonra yine buluşalım, yine burada… Emri verildi.
— Evet, ey Allah’ın Resulü, bir yıl sonra aynı yerde tekrar buluşalım…
Dediler ve ruhları alev alev, ayrıldılar.

Miraç
KEYFİYET
Allah Resulünün yükseklikler âlemine urûc etmesi… Derece derece ötelerin sırlarına ermesi… Nihayet (Son)un son haddini de geçmesi ve hadsizlik ufkuna varması… Bütün nisbet ve kıyasların, içinde kaynayıp yok olduğu ve ulvî bir nur âhenginden ibaret kaldığı vahdet çağlayanına girmesi.. Allah’ı görmesi, Allah’la konuşması, Allah’tan emir alması… Miraç kelâm aynasında, budur ve bunda, Allah’a mekân ve istikâmet tâyini yoktur. Bilmeden bilmenin bu keyfiyeti önünde, basımıza vecd örtülerini çekelim, içimize büzülelim, yalnız zevk idrâkinden ibaret kalalım; ve zaman ve mekân üstü bir duygudan, aklın arkasından gidemiyeceği bir sezişten başka her kapıyı kapayalım. Aklın bütününü temsil eden Cebrail, son had çizgisinde Allah’ın Sevgilisine ne diyecektir, göreceğiz. Üzerinde bulunduğumuz azîm keyfiyet, su, bu değil. Sevgilisinin Allah’a urûcu ve bu arada tabaka tabaka gördüğü âlemlerdir. Ve bu büyük oluş, ruhanî ve cismanî ruh ve madde bir arada, mutlaktır. İnananlardan bile, bu en büyük oluşun arkasından aklını koşturanlar var:

— Bir gecede bir oluş mu; o da uyku halinde mi uyanıkken mi? Yoksa iki oluş da biri uykuda ve öbürü uyanıkken mi? «Mescid-i Aksa» ya kadar olan uyanıkken de, ötesi «Arş-ı Alâ» ya varıncaya dek, uykuda mı? Madde gözüyle mi gördü, ruh gözüyle mi? Su nasıl oldu, nasıl, niçin, neden? İmanın yarısı olsaydı, yarım imanlı diyeceğimiz sınıf da şöyle der:
— Miraç sade ruhanîdir, cismanî değil.
Derin mü’min ise tam bir esrar anlayışı içinde hükmünü getirir.
— Miraç haktır; ve hem ruhanî hem de cismanîdir. Cisim ve ruh beraber…
Allah’ın kudretini ölçmeğe de kimsede ve hiç bir akılda mecal yoktur. Dış şekil bir kere de sapasağlam çerçevelendikten sonra, teferruat üzerinde her türlü çekişme kabadır. Çekişenler, ask ve zarafet, ve ürperti cepheleri noksan olanlar… Nurdan harflerle mayalandırılacak hakikat şudur ki büyük oluş bir keredir, uyanıklık halindedir ve bir arada hem ruhanîdir, hem de cismanî… Bunu bin kere tekrarlayınız…

İSRÂ
Gece gitmek mânasına. Geceleyin gitmek… Büyük oluşun ismi bu… Kur’ân O’nu (İsrâ) süresiyle bildiriyor. O, Miraçta Allah’a giden:
«— Geceleyin beni alıp gittiler.»
Peygamberliklerinin onuncu yılında ve Rebîülevvel ayında, Kabe’nin «Hatîm» kısmında gece vakti, yanları üzerine yatmış, uyudular. Bir kimse geldi. Başlarında Hazret-i Ali ve Ömer bulunan, en şanlı ve eminlerden yüzlerce sahabînin imzalarını taşıyıcı «İsrâ» hadîsi kat’idir «nass» a bitişiktir. Evvelâ göğüsleri şakkediliyor ve kalbleri yıkanıyor. Bu hâdise, çocukluklarında baslarından geçen ve sonra tekrarlandığı rivayet edilenle beraber, üçüncü… Derken kendilerini bir ak ata, Burağa bindiriyorlar. Bu at fazla cüsseli değildir; fakat dört nala harekete geçince, ayaklarını gözün görebildiği son noktasına basmaktadır. Göğün kapısına varınca bir ses işitiyorlar:
— Kimsiniz?
— Cebrail’im..
— Yanındaki kim?.
— Muhammed Mustafa…
— Muhammed Resul oldu mu?
— Evet..
— Hoş geldi, safa geldi. Ve gökler açılıyor.
İlk kademede Âdem Peygambere rastlıyorlar. Cebrail:
— Bu senin ceddin Âdem, selâm ver! Selâmlaşıyorlar ve Âdem Peygamber:
— Merhaba, diyor; salih oğul ve salih nebî. Tabaka tabaka, Yahya, İsâ, Yusuf, İdris, Harun ve Musa Peygamberleri görüyorlar. Yedinci gökte İbrahim Peygamber.
Oradan «Sidre-tül-Münteha».. Bu nokta, akıl ve kıyas âleminin son haddidir. Kendilerine, kapılarından sayısız meleklerin girip çıktığı «Beyt-ül Mâmur» u gösteriyorlar; ve bir kâse süt, bir kâse şerbet, bir kâse bal uzatıyorlar. Allah’ın Resulü sütü alıyor. Cebrail:
«— Sen ve ümmetin, diyor; seçtiğin sütün fıtratı üzerindesiniz.»
İmam-ı Nevevî:
«— Süt, İslâm ve doğruluk remzi orada..»
Günde elli vakit namaza memur ediliyorlar. Emri, aldıktan sonra Hazret-i Musa’nın tabakasına rücu ettikleri zaman, Musa Peygamber:
«— Ümmetin buna takat getiremez; ben senden evvel insanları tecrübe ettim; git Allah’a yalvar, hafifletmesini iste!»
Diyor. Birkaç kere gidiş ve geliş oluyor ve nihayet namaz, günde beş vakit olarak farzlaşıyor.

YOL VE SON NOKTA
Yol, mutlak Kur’ân delaletiyle, «Mescid-ül-Haram» dan «Mescid-i Aksa» ya, yâni Kabe’den Kudüs’teki «Beyt-ül Mukaddes» e ve oradan namütenahi esrar âlemine… Nisbet ve kıyas âleminin ufkunda «Sidre-tül-Münteha» isimli bir ağaç, bir acayip ağaç dikili… Bu noktada Cebrail, en küçük mesafe ölçüsüyle dahi ilerisine imkân görmeyen bir haşyet edâsiyle durdu:
— Ben buradan ileriye geçemem!
— Niçin?
— Yanarım!
— Ya nasıl geçilir buradan ilerisine..
— Aşkla…
Ve Allah’ın Sevgilisi, kendisini, tek basına nur fevvâresinin içine bırakıp geçiyor ve huzuru buluyor. Meleğe verilmeyip insana verilen sonsuz sır.. İlâhî visal anahtarı… Ve gidişte ve dönüşte daha nice tecelli..

Mucize
EN ÜSTÜN PEYGAMBER
Miraç’ta bütün Peygamberler O’nun arkasında namaz kıldılar ve Allah Sevgilisinin üstünlüğünü belirttiler.
Esseyyid Abdülhâkîm (Arvâsî):
«— En üstün dört derece: Birinci öz lâkabiyle, Allah’ın Sevgilisi… İkinci «Dost» lâkablı İbrahim Peygamber… Üçüncü «Konuşan» lâkablı Musa Peygamber. Dördüncü «Ruh» lâkablı İsâ Peygamber..»

MADDE ÂLEMİNE DÖNÜŞ
Miraç Gecesinin sabahı, Allah’ın Sevgilisi, «İsrâ»yı haber verdiler. Dinleyenlerde, ışığı milyarlarca senede gelen bir feza noktası ile dünya arasındaki bir merdivenin helezonları üzerinde yuvarlanır gibi bir hayret… İman sahipleri hemen kabul etti.
Haber, dalga dalga Mekke’yi tuttu. Henüz teslimiyet sırrının en büyük dehası Ebu Bekr Hazretlerinin haberi yok… Haberi akla en zıd şiveyle müşriklerden duyunca söyle dedi:
— Bunları O mu söyledi?
— O söyledi!
— O söylediyse doğrudur!
Hemen Peygamberin huzuruna çıkan Ebu Bekr vaktiyle kendisinin görüp de O’nun görmediğini bildiği «Beyt-ül-Mukaddes»i Allah’ın Resulünden çizgisi çizgisine dinledi, ve hayran, mırıldandı:
— Hepsi doğru, Ey Allah’ın Resulü!..
— Mekke’ye gelirken yolda bir deve kervanı gördüm. Buğday yüklü develer.. İçlerinde bir erkek deve.. Yükünün bîr tarafındaki denk siyah, bir tarafındaki beyaz… Devenin hizasına geldiğimiz zaman deve ürküp devrildi. Ve şöyle oldu, böyle oldu.

Mekke kapılarında, bekleyenler ve kervandakiler, bütün teferruat unsurlarının noktası noktasına gerçekliğini bildirdiler. Lâkin imân aklından başka hiçbir anlayış, büyük oluşa yatmadı. İmân aklı şudur:
Kıyamette kötülerin yüzleri üstünde yürüyeceklerini söyleyen Allah Resulünün kendilerine istifhamla bakanlara verdikleri cevap:
«— Dünyada ayak üstünde yürüten Allah, kıyamette de yüz üstü yürütmeye kadirdir.»
Bir kaba akıl mümessili, bir velîye soruyor:
— Allah isterse deveyi iğne deliğinden geçirebilir mi?
— Elbette geçirir.
— Nasıl geçirir? Deveyi küçülterek mi, iğne deliğini büyülterek mi?
— İsterse deveyi küçültür, dilerse iğne deliğini büyültür; yahut ne onu yapar, ne öbürünü, yine geçirir. İmânın tam olduğu yerde isbat yoktur.

HEP MUCİZE
Peygamberliklerinin sekizinci yılında «İnşikak-ı Kamer» kamerin ikiye bölünmesi.. Mehtaplı bir gecede, ay ve sema O’na tutkun, bu mucize olmuştu. Evvelâ her şey mucize… Her şey Allah’ın mucizesi.. Yekûn halinde varlık ve tek tek her şey mucize… Göz mucize, kulak mucize, akıl mucize, ruh mucize… İki parmak ucu arasında bir çiçeğin ipek nescini lif lif tadan duygu nedir? Ne sayalım! İnsanın içine ve dışına doğru her şey mucize… Hacim mucize, sekil mucize, renk mucize… Sonra bütün bunlar basit ve tabiî sayılıp da meccani bir bedahet hissi içine girildi mi, artık bunlardan ötesinde olmaz sanılan şeyler ayrıca mucize… İnsan ne aptaldır! Mucize içindeyken mucize bekler. Ondan da; bütün hâdiselerin basite irca edildiği zemin üzerinde bile her haliyle mucize olan Allah’ın Sevgilisinden de, mehtaplı bir gecede mucize istediler.

Her noktasına hayran olunacak bu âlemin meccani bedaheti içinde rahat rahat gezinenler ve bütün bu «olur» ların «olmazlarını görmeyenler, Ondan ayrıca «olmaz»! istediler ve Allah verdi. Zira mucize, Allah’ın, Peygamberleri elinde gösterdiği, iste o ayrıca «olmaz»lardır. Ay, O, parmağını çevirince ikiye bölündü ve Hıra dağının iki yanında iki parça halinde görüldü. Mehtaplı gece… Ayın on dördü… Ayın hayran hayran daldığı güzeller güzeli O.. Aya çevrilen mukaddes parmak: ve kamer iki parça… Etrafında, şaşkına dönmüş, mucize isteklisi karaltılar. İşte mucize, ikiye bölünen ayla beraber, O. Fakat anlamayana ne faide!..

Hicret
MEDİNELİLER
Bir yıl sonra aynı yerde tekrar buluşmayı vâdeden Medineliler geldi. Bu defa on iki kişi… Beşi, ilk gelenler ve Medine’nin kandil çemberini kuran altı kişiden.. Yalnız Câbir bin-i Abdullah gelememişti. Gelenlerin on’u Hazrec kabilesinden, ikisi de Evs’ten… Kısa bir görüşme.. Geriye kalanı da İslama girdi ve hep beraber Allah’ın Resulüne bir anlaşma biy’ati ettiler: Allah’a şirk koşmak yok… Hırsızlık yok… Zina yok… Evlât öldürmek yok… İnsanlara zulüm ve İftira yok… Allah’ın emirlerine isyan yok.. Allah’a kulluk ve bağlılık dışına çıkmak yok.. Allah’ın Resulü buyurdular:
— Kim bu ahde vefa gösterirse Allah onu Cennete alır. Kim küfre düşmeksizin ahdini bozarsa Allah’ın iradesine kalmıştır.
Hep birden baş eğdiler ve Medine’ye döndüler. Aralarından biri, Allah’ın Resulüyle kaldı. Medine müslümanlarının bası, Esâd Bin Zerrâre… Kandili, her tarafı alev alev yalıyor. Bu defa onbir kişi olarak Medine’ye dönünce, aralarındaki Evs kabilesinden iki şahıs, iki kabileyi birbirine büsbütün yaklaştırdı. Kandiller, Medine çemberi üzerinde, birinden öbürüne atlıya atlıya kırk kandili yaktı. Bir zamanlar Allah Resulünün etrafındaki ilk halka… Tam kırk… Mekke’ye bir mektup gönderdiler:
— Ey Allah’ın Resulü; bize Kur’ân öğretecek ve müslümanlığı gösterecek bir muallim gönder.
Bir sahabî gönderildi. Bundan böyle Medine müslümanlarının ismi Ensâr… Nusret ediciler, yardımcılar.. Mekke müslümanları da «Muhacirin» muhacirler ismini alacak.. Kırk kandil alevler içinde… Alevler sıçraya sıçraya gidiyor. Allah Resulünün gönderdikleri din talimcisi yerine varır varmaz kandil çemberi üzerinde yeni bir nefes… Tutuşan tutuşana… İşte Abd-ül Eşhel oğulları kabilesinden iki ileri insanın müslümanlığı kabul etmesi, bütün kabileyi, kadınlı ve erkekli, islâm dairesine atıverdi. Aralarında Asram lâkablı tek kişiden başka İslama girmeyen hiç kimse kalmadı. O da, Uhut gazası günü birdenbire müslüman olup kendisini cenk meydanına fırlatıverecek; ve ne cilvedir ki, Allah’a bir kere secde etmeden en yüksek mertebeyi bulacaktır. Şehit… Allah’ın Sevgilisi haber verecektir:
— Asram Cennetlik oldu.
Topyekûn İslama gelen bu Abd-ül Eşhel takımı, bir mübarek topluluk… Aralarından tek münafık çıkmadı…

CANLARINDAN KIYMETLİ
Yine bir mevsim sonra, aynı buluşma yerinde, yetmiş Medine’li müslüman, Allah Resulünün huzurunda.. Aralarında iki de kadın..
Yeni ahd:
«— Bu andan itibaren Allah’ın Resulünü, nefslerimizi, zevcelerimizi, çocuklarımızı koruduğumuz gibi koruyacağız! O’nu canımızdan kıymetli bileceğiz! O’nun düşmanlarını düşmanımızdan sayacağız ve karşılarına kılıçla çıkacağız. O’nun yolunda, gerekirse Arapla ve Acemle (bütün dünya ile) cenkleşeceğiz.»
Allah’ın Resulü elini uzattı ve Medine büyükleri, teker teker ellerini, insanlığı çekip kurtarmak için yaratılan mukaddes elin üstüne koydular.

YENİ ÇIĞIR
Artık büyük dâva merkezdeki muhite sıçramıştır. Bu muhit, genişleye genişleye bütün insanlığı içine alabilir. Kurtarıcılık Merkezinin bizzat bu muhit içine girecekleri ân, Saadet Asrının ikinci çığırı açılacaktır. Allah’ın Resulü bu yetmiş kişiden on ikisini, geriye kalan Medine müslümanlarına kolbaşı seçtiler ve dua buyurdular.. Hâlâ her şey Kureyş kâfirlerinden gizli… Bir takım sızıntılar etrafı yalamaktadır amma, plânın azametini anlayan yok… Yalnız nur alevlerinin simdi Medine’yi sarmaya başladığı, uzaktan küfrün gözüne, anlaşılması imkânsız, acayip bir manzara gibi görünüyor. Korkuyorlar, fakat anlayamıyorlar. Anladıkları sadece, müthiş bir hareketin hazırlanmakta olduğu…

KARARGÂH MEDİNE
Allah’tan, küfre silâhla karsı çıkmak emri geldi ve artık karargâh Medine…
— Teker teker, üçer beser, Medine’ye göç etmeye başlayınız!
Öncüler harekete başladı. İlk giden Ebu Seleme olmuştu. Medinelilerin biyatinden bir yıl evvel… Sonra Âmir bin Rebia ve zevcesi Leylâ… Arkasından Abdullah bin Cahş… Derken bölük bölük sahabî Hazret-i Ömer ve yakınları.. Hazret-i Osman ve Habeşistan’dan dönenler.. Herkes gizlice çıkıp gittiği halde, Ömer, belinde kılıç ve elinde ok, hareketinden evvel Kabe’yi tavafa gitti, yedi kere tavaf etti ve oradaki müşriklere şöyle haykırdı:
— İşte ben gidiyorum! Anasını ağlatmak, karısını kocasız ve çocuğunu babasız bırakmak isteyenler şu vadiye doğru arkamdan gelsin!
Mekke ile Medine arasında, develerin ayak izlerinden, dalgalı, dolambaçlı, ahenkli bir yol… Bu yolu, kâinat çapında bir kurtuluş hareketinin erleri, Allah Sevgilisinin Mekkeli sahabîleri, tevhid muhacirleri açmıştır. Mekke’de, Allah Resulünün yanında, Ebu Bekr ve Ali’den başka kimsecikler kalmadı. Ebu Bekr rica etti:
— Bana da izin ver, gideyim, ey Allah’ın Resulü!
— Katlan, yâ Eba Bekr; Allah’tan niyazım o ki, seni bana yoldaş etsin.
Ebu Bekr, basına inen gökler dolusu devlet altında, basını eğdi, tek kelime söylemedi.

Yol
KUREYŞ TOPLANIYOR
Kureyş, bu anlaşılmaz, acayip, fakat ürkütücü isler karsısında, meclis evleri olan «Darün-Nedve» yi doldurdu. Bir araya geldiler. Saatlerce çekiştiler.
— Bölük bölük gidiyorlar! Nereye?.. Medine’ye mi? Orada ne yapacaklar? Hiçbir şey belli değil… Bu gidişle her şey olabilir! Mekke’de O’ndan ve en yakın bir iki kişiden başka kimse kalmadı! İşte sessiz bir sıyrılışla içimizden çözülüyorlar! Yarın birdenbire peşimize düşmeyecekleri ne malûm!.. Göz göre göre razı olacak mıyız?.
Ve karar:
— Artık, ne pahasına olursa olsun, O’nu öldürmeliyiz!
Plân tamam. Gece evine gidecekler ve uykuda öldürecekler Bir sürü kâfir bu vazifeyi üstüne aldı.

GECE
Allah’ın Sevgilisi her şeyi biliyor; yatağına yatmadı. Oraya Ali’yi yatırdı ve bir kösede «Yasin» sûresini okumaya başladı. Sıra, su mealdeki âyete gelmişti:
«— Biz onların önlerine ve arkalarına duvar çektik ve şuurlarını körlettik. Ve işte görmezler.»
Âyeti sonuna kadar okudular, kalktılar, kapıyı araladılar, çıktılar. Karanlık gölgeler, kalblerinde âyet, yerden bir avuç toprak alıp karartılara doğru serptiler. Yürüdüler. Ne gören var, ne bir şey anlayan… Basiretleri bağlanmıştır. İbn-i Abbas:
«— O gece Allah Resulünün saçtıkları topraktan kimin üzerine dokunduysa Bedr çenginde kılıçtan geçti.»
Âyet meali:
«— Şöyle dua et; de ki: Yâ Rab, beni rızan ile ve hoşlukla gideceğim yere vardır. Ve rızan ile ve hoşlukla çıkacağım yerden çıkar! Ve bana öyle bir dayanak ver ki; düşmanlara karşı desteğim olsun…» Biraz sonra bir kâfir gelip, Allah’ın Resulünün kapısı önünde bekleyenlere seslendi:
— Ne bekliyorsunuz?.
— O’nu gözetliyoruz!
— Gözetlediğiniz insan çoktan çıkıp gitti! Siz ayakta uyuya durun!.
Baktılar ki, yatakta, taze delikanlı, Ali’den başka kimse yok…

DOĞRU EBU BEKR’E
Allah’ın Resulü, Hazret-i Ali’ye emir vermişlerdi:
— Ben Allah’ın emriyle Medine’ye hicret ediyorum. Sen birkaç gün burada kal; bendeki emânetleri sahiplerine teslim et ve ardımca gel!
Ve doğruca Ebu Bekr’e yollandılar. Ebu Bekr, Allah Resulünün geldiğini görünce hayrete düştü. Böyle birdenbire gelişinin sırrı nedir acaba?. Ve kapıyı açıp niyaz etti:
— Buyursunlar, ey Allah’ın Resulü…
— Yâ Eba Bekr, Medine’ye hicret izni verildi. Gidiyorum.
— Ben de beraber miyim?
— Evet.
Ebu Bekr sevk ve saadet içinde atıldı:
— Binilecek iki devem var. Birini sen al!
— Parasiyle… Buyurdu Allah’ın Resulü ve deveyi satın aldı.
Ebu Bekr’in birçok hediyesini alan Allah’ın Resulü, bu defa kabul etmemiş, nefsiyle ve maliyle hicreti tamamlamak istemişti. Hazret-i Ebu Bekr, kızını çağırdı:
— Ayişe, yol eşyamızı hazırlayın!
Hazret-i Ayişe:
«— Aceleyle, giyeceklerini hazırladık. Yiyeceklerini de bir torbaya doldurup ağzını bağladık.
Allah’ın Resulü parayla bir kılavuz tuttular, develeri ve eşyayı ona teslim ettiler. Amr isimli hizmetçilerini de beraber aldılar. Bunlara deniz tarafından gidip istikameti belli etmemelerini, dolambaçlı kavisler çizerek izleri karıştırmalarını ve üç gün sonra Sevr dağındaki mağaranın önünde bulunmalarını emrettiler. Kılavuz ve hizmetçi develerle gitti. Kendileri de babamla dosdoğru Sevr dağındaki mağaraya.»

By | 2015-08-22T06:02:38+00:00 Pazar, Haziran 28, 2015|Genel|

About the Author:

Siz de fikrinizi belirtin